ÖNSÖZ

Fatih Terim her zaman elindeki oyuncuyu değiştiren, olduğundan daha iyi gösteren, bir sistemin içinde, işleyen bir çark haline getiren bir teknik direktördü. Her şeyden önemlisi o bir öğretmendi.

Ama özellikle bu sezon başta olmak üzere 4. Galatasaray döneminde bu özelliğini yok sayarak hazır bir takım ile hayallerinin peşinden koşmayı tercih etti.. Ve bence çok büyük bir hatanın eşiğine geldi. Süreç sancılı olacaktı belki, belki hoca kulübün en az zararla atlatmasını istiyordu bu süreci ancak FFP varken her sene yeni bir takım kurmaya çalışırken isimsiz oyuncularla bir yola çıkıp en kötü bir seneyi feda edip gelecek 5 yılı kurtarmasını bekliyordum. Hocanın dün “yanıldım” dediği gibi bende onun hakkında yanıldım.

CHAPTER 1

Dün akşam derbide iki takımında neden kötü oynadığına dair bir yazı yazmayı istemedi canım.

Her zaman sahada olanlar konusunda bir şeyler yazmak istesem de bazen sahada hiç bir şey olmuyor ve sizinde yazacak bir şeyiniz kalmıyor. Ama bu yazıda biraz Belhanda, biraz Babel biraz neden 4-1-4-1? sorularını sorup cevaplar arayacağım..

En başta dünkü basın toplantısından başlamak istiyorum.

Hoca maçın ardından yaptığı geniş basın toplantısının ilk dakikalarında şöyle bir cümle kurdu ;

Bireysel olarak, takım olarak ve taktik olarak bir şeylerin farkındayız. Farkında olmakla kalmayıp … Bir takımda ısrar ediyorum ki o eşiği aşabilir miyiz? diye. Çünkü bir tane büyük takıma karşı alınacak galibiyet bizi o eşiği atlatıp ocak ayına kadar idare eder diye düşündük. Olmuyor, Olmadı!!

45 yıllık futbol adamının, spor insanının söylememesi gereken bir cümle.

“Bir takımda ısrar ettik eşiği atlasak gerisi gelecekti?” sormak istiyorum hangi eşik o? Galatasaray bu sezon maç başına 10 şut çeken bunlardan 4,6’sında isabet buluna bunlarında bir tanesi gol yapabilen bir takım. 2,9 korner kullanıyor maç başı. 3 tane yani… Bu alanda ligin en kötü ikinci takımı. 2,6 korner kullanan Ankaragücü’nün hemen üzerinde…

Geçen sezon yani 2018-19 sezonunda 10.7 şut, 4,9 isabet, 2,1 gol ortalaması varken 5,1 korner kullanıyordu. Geçen sezon kadar şut çekip, geçen sezon kadar isabet bulup geçen sezonun %62 daha az gol bulan bir takım konumunda. Galatasaray geçen son gibi istatistik yaparken bitiricilik konusunda geçen sezonun gerisinde şu ana kadar. Fatih Terim’in endişeli olmamasının ilk nedeni bu … Bahsettiği eşikte muhtemelen budur. Yani geçen sezon ile aynı durumdayız, sadece gol atamıyoruz elbet atmaya başlarız düşüncesi hakim olabilir..  Ancak geçen sezon ile bu sezonu ayıran fark pozisyon oyunu…

Bu işte sıkıntı.

Çünkü geçen sezon yaşanan sorunların ne olduğunu anlamamış yada önlem almamışsın demektir. Geçen sezon yaşanan sorun Fernando’nun iki stoperin arasına girip orta sahayı kendine doğru (geriye) çekmesi ve iki bekinde hem savunma hem hücum olarak sorun yarattığı, 4-3-3 ve türevlerini bu beklerle oynamanın imkansız olacağı net değil miydi? Önlem olarak daha dinamik bir orta saha kurgusu gerekiyorken daha stabil bir orta saha kurgusuna geçilmiş olması aslında sorunun kaynağını görmemek değil midir?

Lemina’nın son saatlerde alınmasının sebebi de aslında box to box ihtiyacını tek başına Seri’nin karşılamayacak olması daha pasa yönelik bir orta saha gibi oynadığının fark edilmesi olabilir mi? Lemina transferi ve onun Seri yerine tercih edilmesinin yegane sebebi de zaten bu.  Pas takımı olmaya çalışıp aslında olunamayacağının fark edilmesi ve sonrasında son saatlerde yapılan bir b planı transferi.. Daha doğrusu “biz bir hata yaptık düzeltebilir miyiz?” düşüncesinin ürünü.

Bu hata ile başlanan lig ve Seri’nin ikinci plana atılması. Belhanda’nın Seri’ye tercih edilmesi… Buraya daha sonra geleceğim… Devam edelim.

Bazı arkadaşların nerede olduğunun farkına varması gerek. O da öyle hemen olmuyor. Galatasaray’ı anlatmak, oyunu anlatmak, buraya ait olduklarını hissettirmek, kimle oynanırsa oynansın rakipten az koşmak, az mücadele etmek olmaz…

Geçen sezon şampiyonlar ligi sırasında o platformun en az koşan takımlarından biriydi Galatasaray. Ve bu sorulduğunda Fatih Terim’e o gün için “kaç km koştuğunuz önemsiz” demişti. Bugün ise koşan, mücadele eden bir takım olmalıyız, olmazsa olmaz diye nitelendiriyor…

Çünkü, geçen senede aslında bunun önemini biliyordu hoca ama liyakat yerine her daim sadakati seçmiştir Fatih Hoca… Ve o günde Yasin Küçük’ü koruduğu için söylemişti bunları ancak sorunun kaynağını biliyor ve ocak ayında İtalyan Alberto Bartali’yi getirmişti. Hocanın bu tip deneyip yanıldıktan sonra değiştirdiği tonlarca şeyden biri. Denemekten hiç korkmayan biri. 4-1-4-1’i ve bu takımla olmayacak bu pozisyon oyunu üzerindeki ısrarının da nedeni denemekten korkmaması… Zaten basın toplantısında “deneyen, ısrar eden benim” dedi bir kaç kere.

Bu ısrarların en gereksizi gibi görünen ama yukarıda bahsettiğim topun peşinden koşma işini yapan (en azından geçen sezon yapan) Belhanda’nın kırık çene ile bile oynatılması.

CHAPTER 2

Yukarıda bahsettiğim “sonra geleceğim” kısmına nihayet geldik. Belhanda geçen sezon iyi yapıp bu sezon yapamadığı onlarca şey var ancak bu yazının içinde de bahsettiğim gibi hoca sadakati liyakata tercih eder. Bugünde olan bundan ibaret. Belhanda, hocanın saha içinde verdiği her görevi yapmış, yapmaya çalışmış bir oyuncu. Geçen sezon Serdar Aziz ve Eren Derdiyok vakalarında olduğu gibi “çalışma prensipleri” tamı tamına uyan bir oyuncu Belhanda. Kırık çene ile oynar, iğne ile oynar, 39 derece ateşle oynar. Sahada herhangi bir şeyden kaçmadığı için ne yaparsa yapsın oyunda kalır, kalmaya devam eder.

Yaklaşık iki yıldır fark ettiğim ama yazmak istemediğim bir şey var..

Belhanda pas hatası yapmasının en büyük nedeni topu oyuncunun şut atacağı ayağına doğru paslaması… Babel’in burada pas yolu kapalı ancak Belhanda inatla sol ayağına değil topu sağ ayağına doğru atıyor. Bindiren Nagatomo’yu düşünmemiş olması zaten facia ancak asıl olayın atlanmaması için bunu es geçiyorum.

Belhanda pas hatalarının bir çoğunu bu nedenle yapıyor. Topu, oyuncunun dominant ayağına atmaya çalışıyor. Bunu engellemek için yapılacak bir kaç şey var tabi. Misal, bunun analizini yapıp Belhanda’yı bu konuda uyarmak, uyarmak, uyarmak… Hala aynı şeyi tekrar ediyorsa kenara almak. Belhanda bunu altyapıdan kapmış ve bir alışkanlık haline dönüştürmüş. Eskiden işe yarıyordu ancak artık savunmalar alan bazlı yapıldığı için pas hatasına dönüşüyor. Belhanda’yı savunurken onun pas yolunu kapatmanız yetiyor. Ve teknik ekipten biri bunu fark edip, düzelmesi için bir çaba içine girmiyor. Video analiz bu yüzden yok mu?

Devam edelim..

Hiç bir şeyi yarım bırakmadık. Netice itibariyle rakibimize yenildik, koca Beşiktaş’a yenildik. Şu anda da rakibimizin önündeyiz puan olarak da… Biz kayıplarımıza üzülüyoruz. Galatasaray gibi oynayalım da yenilelim diye düşünüyordur benim gibi düşünen Galatasaray’lılar… Bir kabahat aranıyorsa karşınızda duruyoruz işte!!

Bu Galatasaray gibi oynayalım ama yenilelim klişesinden bir kurtulmak gerek diye düşünüyorum. Alnımızın akıyla yenildik duygusallığına son vermek lazım gibi. Çünkü iyi oynamak gerekiyor ancak kazanmadıktan sonra bir anlamı yok.

Marcelo Bielsa, şu anda her takımda iş bulurdu. Çünkü, güzel oyun oynatır ve kaybetse de takımının taraftarı “ne oynadık be!” der her zaman. Peki yeterli mi? Arsene Wenger hocanın yakın arkadaşı. 20 küsur yıldan sonra Arsenal taraftarı güzel oynayan ama kaybeden takıma daha fazla sabredemedi… Güzel oyun hiç bir şeydir günümüz futbolunda. Kazanmadığınız sürece kimse ne istatistiklere bakar, ne topla oynama yüzdenize ne de girdiğin atak sayılarına. Siz çizgiden topu geçirip çerçevenin içine bırakabildiniz mi? ona bakar herkes…

Tabi hocanın “düzeltiriz” demesinin nedeni geçen sezonda benzer bir durumdaydı takım. İlk yarıyı lider Başakşehir’in 8 puan gerisinde 5. sıradaydı. 14. hafta yine deplasmanda, yine Beşiktaş’a kaybettikten sonra ligin son maçı olan Sivas deplasmanına kadar oynadığı 19 maçta hiç yenilmedi. 3’er galibiyetin arasına bir beraberlik alarak devam etti ve şampiyon oldu bitime bir hafta kala. Öyle bir düşünceye takılmış olabilir… Bu söylemlerin sebebi o olabilir.

CHAPTER 3

Testi kırılmadan konuştuğum için rahatım. Kendimi de az evvel ele verdim. Şampiyonlar ligi kuralarında kim çıkarsa çıksın yeneriz gibi laflar etmedim. Yada bizi yenebilirler ama bakın bizde nasıl oynadık demiyorum. Hiç duydunuz mu? Yanlardan geçiyoruz, hiç benim huyum değil tarzım değil…

MEALİ ; Bu takımla olmayacağını bildiğim için susuyorum…

Ligin en pahalı kadrosu kimde? Sakat Emre Akbaba’yı da orta saha rotasyonuna dahil edersek 61 milyon euroluk bir orta saha çıkıyor ortaya. 61 milyon euro… Neredeyse Beşiktaş, neredeyse Trabzonspor kadar değeri olan 5 oyuncudan bahsediyoruz.

Ancak sezon öncesi yine Panathinaikos ile yapılan hazırlık maçının ardından şöyle bir yorumda bulunmuştum…

“Fatih Terim temelde regista’lı bir sisteme dönüş yapan eski bir Sacchi’ci.

Bir noktadan sonra bu pas oyununun deplasman sorununa derman olmadığını anlayacaktır. Çünkü, deplasmandaki asıl sorun rakibin kapanması değil, beklerden kaynaklı, rakibin enlemesine savunma boyunu uzatamamak ve stoper ile bekin arasına hareketli oyuncuları sokamamak.

Yani set hücumunun olmayışı. Yoksa yüzde 60’lara varan topla oynama yüzdesine sahip olup bu bana yeter diye düşünülmediğine inanmak istiyorum.

Asıl sorun stabil bir orta saha, stabil bir forvet hattı ve set hücumu sırasında beklerin yetersizliği yüzünden dar alana sıkışan bir takım Galatasaray. Bugünde geçen sezona benzer sorunlar yaşamaya devam ediyor.”

O günlerde en çok savunduğum şey dinamik bir orta sahaya ihtiyacı. Seri alındığından bu yüzden mutlu olmuştum. Çünkü Nice performansı dinamik bir orta sahanın parçası olarak tavan yapmış ve stabil bir orta sahanın yaşatacağı sorunları öngörmüş olmamdı. Çapa (anchor) istemediği için Fernando’yu gönderen Fatih hoca yine bir çapa alıp geldi. Nzonzi takımın pas yüzdesi en yüksek oyuncusu ve iki stoperin arasında çok iyi işler yapabilir ancak onun hücum gücünden tamamen vazgeçmek demek bu.

Ön taraftaki orta saha oyuncularının yapmadığı baskıyı da hesaba katarsak Nzonzi’yi 3. stopere çevirmek akıl karı değil. Çapa’laşan bir regista olan Nzonzi, Napoli ve Chelsea’de Jorginho’yu kullanan Sarri’nin yaptığı gibi değilde daha çok Pep’in Rodri’yi kullandığı gibi kullanmaya çalışıyor. Oysa Galatasaray’ın ön tarafı ve bekleri bu oyunu oynamaya müsait değil.  Ve orta sahaya da Alfred Duncan tarzında bir kaç oyuncu alınamadığı için (Lemina tam sağlığına kavuşursa bu işi kotarır ancak yine bir eksik kalacak) Galatasaray orta sahası stabil kalmaya devam edecek. Belhanda’nın oynama sebebi de burada yatıyor. Geçen sezon stabilliğe bir nebze çare olduğu için.

Yaz transfer döneminde özellikle Nzonzi’nin fiziksel özellikleri tarif edilerek orada böyle bir oyuncunun şart olduğu çokça dillendirildi. Ben ve benim gibi düşünenler ise azınlıktaydık. Savunma yapmanın orta sahadaki oyuncuların fiziksel özellikleri ile ilgili değil pozisyon alma ve pres gücüyle alakalı olduğundan bahsettik. Bugün Nzonzi gibi bir oyuncunuz var ancak gol yemeye devam ediyorsunuz. Çünkü rakip 2. bölgede çok rahat.

Lemina’nın transferi stabil kalacak orta sahaya dinamizm katmak için yapıldığından tekrar burada bahsedeyim. Yani sezon öncesi söylediğimiz, gördüğümüz şeylerin gerçeğe dönüşmesi noktasında ufak bir önlem, ufak bir sigorta Lemina.

CHAPTER 4

Biz operasyonları ocaklarda yapıyoruz genel olarak…

Yaz transfer döneminde hatalı verilen veya verilmeyen kararların telafisi için ocak ayında yapmaya çalışıyor Galatasaray.. Nedir o kararlar?

Forvet konusu ile başlayalım.

Benjamin Tetteh için S. Prag’ın kapısında yattı Galatasaray. Çok ısrarcıydı.
10 milyon euro verdik ama ödeme şartlarında anlaşamadık dendi.. Veya başka sebep. açıkçası neden olmadığına dair hiç bir bilgi umurumda değil şu anda..

1) O dönem ; sadece 4 ay sonra deli gibi isteyeceğin Vedat Muriqi‘yi alabilirdin. aldın mı? Önüne gelmiş ama istemediğine dair haberler çıktı. Neden? milli takıma almayı bile düşünmemiş miydi hoca? Neden transferini o dönem istemedi?

2) Andraz Sporar… Basel sakatlanınca ondan çok kolay vazgeçtikten sonra ülkeye geri dönünce çılgın atan her sezon üzerine koyan biri olarak neden istenmedi? Ne hatası vardı? Beyi doğru yapmıyordu? Şu anda Lewandovski ile birlikte forma giydiği her maç gol atan iki forvetten biri avrupa da..

3) Benjamin Tetteh deli gibi istenirken aynı ligin gol krallığına oynayan bir sezon öncede aslında 90 dakika maçlar izlense iyi sinyaller veren kiralık bir oyuncu için hemde 21 yaşında olan bir oyuncu için sahadaki duruşu ile yatırımı hak eden biri iken takımın gol yükünü çeken Nikolay Komlichenko neden düşünülmedi? Tetteh’te olan ama onda olmayan ne vardı?

4) Anderlecht’in 400 bin euro’ya bu sezon Bochum’a verdiği Silvère Ganvoula için riske girilmez miydi? Hemde 400 bin euro gibi bir riske?

5) Elvir Koljic aynı Sporar gibi her sezon üzerine koyarak devam eden bir forvet varken denenmez miydi? 10 milyon Diagne yerine ona verip kalan para ile başka açıkları kapatmak daha doğru olmaz mıydı? Mesela Luyindama’nın zorunlu satın alması yerine direkt ödeme yapıp bu sezona -5 milyon euro ile başlamamak daha doğru bir karar olmaz mıydı?

Nsame? Anderson Silva? Carlos Vinicius? Daha niceleri?

Scout ekibi ve teknik heyetin artık Galatasaray’ın FFP’de olduğunu farkına varması gerekiyor. Ucuz oyuncular, düşük maaş bütçesi ve eğitimci teknik direktör gömleği… Bunları yapmadan FFP’den iki sene sonra kurtulsanız, 5 sene sonra yine girersiniz FFP’nin şemsiyesi altına. Eğer para olsaydı kulübün kasasında Samatta, Tetteh ikilisine 25 milyon euro verilecekti gözü kapalı.

Basın toplantısının devamında Hagi, Sneijder kıyası yapan bir muhabir sorusuna “onlar başka meziyetleri olan oyunculardı. Belhanda’nın bambaşka meziyetleri var” diyerek kıyası kapattı kapatmasına ama olayı oyuncu bazından çıkartmaya çok uğraş verdi.

Satmadan alamıyoruz. Ocak diyorum ama kimseyi de alamayabiliriz. Bundan sonra 17-18 yaşındaki gençleri görebilirsiniz. Bazı yerli oyunculara haksızlıkta yapmış olabilirim…

Hocanın sürekli oynattığı Mariano, Nagatomo, Belhanda üçlüsünün yerine oynayabilecek isimleri değerlendirmesi şart ama bunu bir türlü yapmadı. Bu sözler bu olayın günah çıkarması aslında. Devamında “ileride topu tutamayan, kaptırdığı toplara şok baskıyı uygulamayan” bir takım olduğundan bahsetti. Sezon öncesi söylemlerimizi doğruluyan şeyler konuştu.

Buraya mecburiyetten geldiğimizi söylemeye çalışıyordu hoca ama geçen sezon elde edilmiş 11 milyon euroluk geliri çok ama çok kötü kullandığını, bazı radikal kararları o ara alması gerektiğini düşünüyorum. Paramız varken zamanımız yok, zamanımız varken paramız yok sözleri ile anlattı bu durumu ancak ben durumun pek böyle olmadığına da inanıyorum aslında.

Çünkü cümlenin devamında “biz oyunculardan en fazlasını böyle mi alabiliriz?” diye düşündük diyordu. Bu inanılmaz!!

VE SONUÇ ; 

En başta söylediğim şeyi tekrar edeyim.

Fatih Terim oyuncuları evrimleştiren bir teknik direktördü her zaman. Ancak 4. gelişi ile tamamen hazır yemeğe yönelen biri gibi davranıyor. Zaten bu hazıra konma isteği, düşüncesi, arzusu, acelecilikten. Bir an önce istediği hedefe ulaşmak için (ki o hedef imkansız bile olsa) yanlış ve hesapsız kararlar alınıyor. Kendide belirttiği gibi seneye 10-11 oyuncunun gideceği bir ortamda kiralık oyunculardan kadro kurmak yerine gençlerden, isimsiz oyunculardan bir kadro kurarak onları eğitmeyi seçmeliydi..

4-4-2 ve onunla beraber gelen efora dayalı, karşı alan presi ile birlikte elde ettiği tüm başarıları sanki bu oyun eskimiş gibi yeni bir şeyler denemeye çalışması, pozisyon oyunu oynama çabaları, direkt oyun üstadı bir teknik adama yakışmayan değişimin getirdiği kaos..

Tabi tüm bunları bir kenara bırakıp, en naif haliyle;  her şey aslında bir hayalin peşinden koşmak olarak nitelenebilir. Ama biz o kadar naif değiliz.