Devasa değişimler eşliğinde girilen bir sezonda Serie A’da 2’ncilik elde edip İtalya Kupası’nda yarı final ve Avrupa Ligi’nde final oynayan bir takım herhalde başarılı olarak addedilir ve geleceğe umutla bakılır… Ama Sevilla’ya kaybedilen final sonrası İnter’de öyle olmadı. Conte’nin geçen sezonun ilk yarısında, deplasmanda kaybedilen Dortmund maçından sonraki çıldırışına bir yenisi eklendi. Hatırlayalım, o maçtan sonra “Bu takımın kadrosu yetersiz… Godin’den başka hayatında bir şeyler kazanmış kimse yok elimde. Zor zamanlarda Cagliari’den gelen Barella veya Sassuolo’dan alınan Sensi’ye başvuramam…” diyerek dobralıkla patavatsızlık arasındaki o ince çizgide dans etmişti. Finalden sonra da “Herkes oturup kendi değerlendirmesini yapacak…” açıklamasıyla bayağı bayağı istifa sinyallerini çaktı. Hatta Di Marzio’ya göre yerine Allegri’nin gelmesi kesin gibi bir şeydi.

Akabinde Başkan Zhang’la saatler süren bir toplantı gerçekleştirdi. Çoğunluk, o toplantıdan ya istifa ederek ya da kovularak çıkacağını düşünürken “Ben buraya uzun soluklu bir proje için geldim.” sözleriyle sanki ortalığı ateşe veren kendi değilmişçesine rahat bir tavırla çıktı. Iskalanan bir mevzu var(dı) tabii… İnter, Conte’yi kovamaz. Kulüp binasının tepesinden başkanın kafasına falan işemezse o iş imkansız. Bunun altında da onu açık ara İtalya’nın en çok kazanan hocası yapan 12 milyon avroluk maaşı yatıyor. Conte’nin maaşını bırakıp gitmeyeceği de Chelsea’ye yaptıklarından sonra gün gibi açıkken bu seçeneği eliyoruz. Ayrıca unutmamak lazım ki kulüp halen kovulan Spalletti’nin maaşını da (€4,5m) ödüyor.

Şimdi deniyor ki saatler süren o toplantıda Conte yönetime iki şeyi kabul ettirmiş… Birincisi transferde o ne isterse o olacak, ikincisiyse onu ve takımı baskı altına alabilecek şampiyonluk ya da başka herhangi bir başarım hedefi önüne konulmayacak. İkincisini bilmiyoruz ama ilk isteğini kabul ettirdiği ortada. Geçen sezondan beri yana yakıla istediği Vidal, milli takımdan beri anlamsız biçimde meftunu olduğu Darmian, sol stoper olarak Godin’e tercih ettiği Kolarov transferleri hep bunun göstergesi… Yönetimin aylar öncesinden bitirdiği söylenen Kumbulla-Tonali ikilisinden vazgeçmesini de buna bağlayanlar var.

Gerçi ben pek de öyle düşünmüyorum. Bu yaz yapılan Barella ve Sensi ödemeleri (€45m) artı bence Serie A yaz transfer döneminin en iyi ismi olan Hakimi’ye verilen bonservis (€40m) derken az buz bir yükün altına girmedi İnter. Yedikleri Kumbulla ve Tonali çalımlarını bir de bu açıdan değerlendirmek lazım, hatta Kulusevski’yi de ekleyelim buna.

Gelelim saha içine. İnter’in geçen sezon iyi oynadığı maçların hemen hepsinin başrolünde Sensi vardı. Mesela Barcelona deplasmanının ilk yarısında oynadıkları futbol bana göre şaheserdi. Ne zamanki Sensi sakatlanmaya başladı -halen de iflah olmadı zaten- İnter’in oyunu şuna döndü: “Şişir topu Lukaku’ya…” Evet, yarım milyar avroluk takım uzun zamandır sadece Lukaku’nın indirdiği, dağıttığı toplarla hücum etmeye çalışan bir takım. Sensi gibi akışkan, teknik ve topla kat edebilen bir merkez orta sahalarının olmaması bunda büyük pay sahibi elbette. Conte’nin burada yapması gereken formasyonu kendi içinde reforme edip eldeki orta sahalar arasında en teknik isim olan Eriksen’i bir şekilde ilk XI’e eklemlemek olmalı ama Danimarkalı geldiğinden beri çok kötü oynuyor. Conte’nin onun transferini hiç istemediği de düşünülürse bu kötü oyununu fırsat bilip forma vermemesini doğal karşılıyorum ama ortadaki sorun hala orada duruyor işte: “Topu Lukaku’ya şişir, o bir şeyler yapar…”

Öte yandan sol kanata beke takviye yapılmaması ve oranın Ashley Young ve o yoksa Perisic-Kolarov-Darmian üçlüsünden birine teslim edilecek olması büyük handikap. Şayet oraya da -atıyorum- Gosens ayarında biri gelseydi İnter, Serie A’nın açık ara en iyi kadrosuna sahip olabilirdi. Yine de iyi bir kaleciye, çok iyi stoperlere, çok iyi bir orta saha rotasyonuna, nicelik olarak değilse de nitelik olarak çok iyi bir forvet hattına sahipler.

Gel gelelim Conte’nin takıntıları bu kadronun hakkını vermesini engelliyor. Mesela Skriniar. Bu adam 2018-2019 sezonunda efsane oynamış ve ligin en iyi stoperi olarak gösterilmeye başlanmıştı. Ne zaman ki Conte geldi hem Skriniar’ın performansı düştü (3’lü savunmaya alışmakta zorlandı) hem de formayı kaptırdı. Sonrasında Gagliardini. Zaten çok kötü oynarken üstüne bir de pandemi sonrası oynanan ve 3-3 biten Sassuolo maçında 1 metreden boş kaleye kaçırdığı golle tüy dikti ama anlaşılmaz bir biçimde Conte’nin prenslerinden biri.

Bu sezonki takıntısıysa belli oldu: Vidal. İyi de oynasa kötü de oynasa, yorgunluktan ölmek üzereyken bile Vidal’i oynatmaya ant içmiş adeta. Geçen sezon da Brozoviç üzerinde aynı deneyi uygulamış ve sonu iyi bitmemişti.

İnter’in transferde çok fazla coşmamasında etkili olan hususlardan biri de satamadığı kiralıklarının dönüşüydü. Bayern Perisic’i almadı, Cagliari ise Nainggolan’ı al(a)madı. Perisic’in geçen sezon gönderilme sebebi 3-5-2 oyuncusu olmamasıydı ama Ashley Young’un yokluğunda sol kanat bekte bolca izledik bu sezon başladığından beri. Tabii ki savunmada çok zayıf kalıyor. Bazen de forvette oynatıyor Conte onu. Nainggolan’a gelince… Ben ondan Vidal’le birleşip bir Bebop-Rocksteady ikilisi oluşturmasını bekliyordum ama anlaşılan o ki onun aklı Sardunya’da kalmış. Fizik olarak hiç hazır olmadığı gibi oynadığı kısıtlı sürelerde de hiçbir olumlu hareketi olmadı. Nerede o Roma’dayken “box to box”lığın kitabını yazan Ninja nerede bu berduş Nainggolan…

İnter’in sezonu nasıl tamamlayacağında iki şey etkili olacak. Birincisi Sensi’nin durumu. Eğer iyileşip gelir ve sakatlıklardan uzak kalabilirse Barella’yla birlikte İnter’in oyununu bir değil üç dört kademe yukarıya çıkabilir. Ama sağlıklı kalabileceğinden hiç ümitli değilim. İkincisiyse Conte tabii ki. Aklını başına devşirir, takıntılarından vazgeçip Eriksen ve Skriniar’ı XI’e monte etmeyi başarırsa, kilit oyuncuları daha tasarruflu kullanmayı başarı… Neyse, uzatmayayım çünkü asıl bundan ümidim yok işte… Şahsen Conte’den sıtkımı sıyırdım artık.