Uzun zamandır sahalarımızda net bir futbol görmediğimiz için, derbinin nasıl olacağına dair kafamızda net şeyler yok.

İki tarafın da birbirine olan husumeti ortada. Televizyon kameralarına karşı ebedi dostumuz olarak nitelese de iki taraf birbirini, kapalı kapılar ardında ise hiç de öyle bir görüntü yok. Savaşı kimin başlattığının bir önemi de yok. Çünkü ilk taşı kimin attığı, savaşın sonuna gelindiğinde kimse tarafından hatırlanmayacak.

Neredeyse spor ile ilgili her şey bu iki kulübün birbirine duyduğu nefret üzerine dönmekte. Rekabet demek istemiyorum, çünkü rakip gibi değil sanki düşman gibiler. Sürekli iki tarafın birbirine söylediği, bazen imalı bazen direkt sözlerin sonunda, iki taraf arasındaki ayrışma İstanbul boğazından çok daha fazlası konumunda.

Yine bir derbi ve saha içinden çok saha dışını konuşuyoruz daha maç başlamadan. Bizim gibi sahanın içine, sahanın dışında olanlardan daha çok önem veren insanlar için bu kötü bir şey.

Kendilerini dev aynasında göre bu ikilinin saha içindeki oyunda o kadar büyük defoları var ki… Avrupa’nın bu oyuna olan bakışı değiştikçe biz 1990’larda takılı kalmış gibiyiz. Sanki zaman o günden sonra hiç işlememiş. Ülkenin en büyük 3-4 kulübünden biri olan bu iki kulübün futbolunun geldiği nokta son derece acıklı.

Son zamanlarda, topla oynama oranının yüksek olmasının bir işe yaradığını düşünen insanlar var ülke içinde. Topu rakibe vermek istemeyen; ama top kendinde iken ne yapacağını bilmeyen bir yapı kurulmakta. Sadece topa sahip olup, hücum aksiyonlarını kişisel beceri üzerine kurmuş takımlar olduğu gibi; sürekli olmasa da kısmen, ilerideki uzun adamına topu şişirmeyi düşünen bir başka yapı da yok değil.

Oyuncuların fiziksel hızlarını, pas hızını ve topun şiddetini doğru ayarlayan her takımın başarılı olabileceği bir lig burası. Ve bu ligin en büyük oyuncularından ikisi, oyunu doğru oynadığını düşünüyor… Gerçek tam tersi olsa bile, buna kendini inandırmış durumda.

Bir bakalım;

Fenerbahçe maç başına;

En çok şut (15,4), en çok şut isabeti (6,6), en çok topla oynama (%68), en çok pas isabeti (%87,5) ve en çok başarılı pas (551) konularında ligin lideri, en çok gol atan ise ikinci takımı (2,2… bu alanda lider Alanyaspor 2,4) konumunda.

Diğer ince istatistiklerde de önde…

xG, modern futbolun en önemli ince istatistiklerinden biri bence. Çünkü, gol pozisyonu olarak değerlendirilen bir çok atağın aslında ne kadar gol olma olasılığı olduğunu ortaya koyan, çok sevdiğim bir istatistik.

Fenerbahçe’nin topa sahip olduğu, 15,4 şut atıp, maç başına bunlardan 6,6’sını 7 metrelik kaleye isabet ettirdiği bir sezonda, sadece 1,56 gol olma olasılığına sahip pozisyonlar üretmesi, aslında ne kadar kuru gürültü olduğunu da ortaya koymakta. Bu sadece Fenerbahçe için geçerli değil… Aynı şey Galatasaray için de geçerli. Atak yapmanın, bu atakları şut ile sonuçlandırmanın, maçı 5-0 kazanacağınız anlamına gelmediğini anlatmaya çalışıyorum.

Peki bu durum dünyada nasıl?

İki örnek vereyim. Ülkede neredeyse her büyük takımın oyunlarını kopyaladığı, dünya futbolunun şu an en büyük iki takımı Liverpool ve Manchester City’nin xG oranları nasıl?

Dikkat edilmesi gereken yerin, rakip takımların xG oranları olduğunu söylememe gerek yoktur diye düşünüyorum. İki takım da rakiplerine 1 net gol pozisyonundan daha azına izin vermişken, 2 net gol pozisyonunun üzerinde atak sonlandırıyorlar. Yani oyunu domine etmek bu’dur. Bizim ligimizde olana kuru gürültü denir.

Yazıya başlamadan önce, nasıl bir derbi öncesi yazısı yazmam gerektiğini düşünürken istatistiklere bakıyordum. Ve gördüm ki; iki takımın da defoları oldukça fazlaydı ve aslında kaybetmeleri kolay takımlardı. Sadece doğru yere bastırmak gerekiyordu.

O yüzden bunları dile getirmek istedim. Önce ev sahibi takımdan başlayalım.

GALATASARAY 

Daha önceki yazılarımda uzunca bahsettiğim konuyla başlamak gerek.

Galatasaray’ın en büyük sorunu; iki stoperinin arasındaki devasa boşluk ve bu boşluk ile oluşan büyük alanda, rakibin istediği gibi hareket edebilmesi. Bu sorunun çözümü olarak 4-4-2 önerimiz karşılık bulmadı ne yazık ki…

Birazdan göstereceğim görüntüler, geçen hafta oynanan BTC Türk Malatyaspor vs. Galatasaray maçından. Dakika 18 diyerek dip notu da şuracığa düşeyim.

 

Bu atak başlangıcı sırasında, Luyindama’nın biraz beke açıldığını ve muhtemelen maç öncesi toplantıda Adis Jahovic’e adam adama markaj uygulanacağı öğütlenmiş. Yoksa bir sol stoperin kaleden yaklaşık 40 metre uzaklıkta sırtı dönük bir oyuncunun peşinden gitmesinin bir açıklaması olamaz. Acquah topu Jahovic ile oynayacak ve önceden çalışılmış pozisyon oyununun hiç de fena olmayan bir örneğini sunmaya başlayacak Malatyaspor…

 

Acquah topu Jahovic’e oynadı ve BTCTürk Malatyaspor’un stoperi Robin Yalçın oyuna dahil oluyor ve pozisyon oyunu nasıl oynanır izliyoruz.

Babel, Jahovic’in topu alır almaz Robin Yalçın’a döneceğini fark edip ona doğru koşmaya başlıyor; ama Marcao hala Jahovic’in peşinde. Savunma çizgisi kaybolmuş durumda. Acquah ilk pası verip oyunu kurduktan sonra koşuya devam ediyor; çünkü birazdan göreceksiniz ki merkez bomboş.

 

Tabi burada uzaktaki half-space’i kullanan Chebake var. Bek ile stoperin arasına giren bir sağ bek düşünün. Sinsi sinsi oradaki boşluğu kullanacak, çünkü Marcao alanı boşlattığının farkına varıp geri koşuya başlamış durumda. İki stoperin arasını görüyorsunuz. Ve Acquah oraya doğru deplase olmaya başladı bile. Bu arada Guilherme ayağını çizgiye basarak, Galatasaray savunmasının boyunu genişletmiş durumda. Bu sayede çok rahat hareket ediyorlar.

 

Guilherme pası Chebake yerine Acquah ile oynasa ne olur?

Yukarıdaki görüntü bunu anlatmak için var. Galatasaray defansının dağıldı bir an. Henüz dakika 18 ve durum 0-0. Yani kimse ne yorgunum diyebilir, ne de skordan kaynaklı kısa süreli odaklanma sorunu yaşadım diyebilir.

Galatasaray bu tip pozisyonlardan bu sezon bolca veriyor. Club Brugge maçı dışında o bölgede çokça sorun yaşadılar. İki stoperin arasındaki devasa mesafe, maç içerisinde alanı değil adamı müdafaa etmek gibi yapılmaması gereken şeyleri yaparak, takımın savunma tarafında işlerin iyi gitmemesine neden olmaktalar.

Tabi ki şunu vurgulamakta fayda var; savunmayı adam değil takım yapar.

 

Bu aynı maçtan (Atletico Madrid vs. Juventus) iki farklı takımın iki farklı savunma görüntüsü. Adamı değil alanı savunan oyuncular.

Diğer tarafta ise savunma çizgisini kaybedip, arkası dönük ve kaleye 40 metre uzaktaki forvet oyuncusunu takip eden stoper… Marcao’nun kendi insiyatifi ise bir an önce vazgeçmeli. Geçen sezon Fenerbahçe derbisi öncesi yine buna benzer bir pozisyonda faul yapıp sarı kart görmüştü. Bunları yapmayı sevdiğini varsayarak insiyatif aldığını düşünüyorum.

 

Bu iki görüntü de Kasımpaşa maçından. Aynı hatalar aynı sorunlar ve aynı çözümsüzlük. Fenerbahçe’nin burayı kullanıcağına çok eminim. Ön hatta pres yapabilen bir forveti, kanatlarda alanı kapatabilecek oyuncuları var. Galatasaray’ı ön hatta durdurmak isteyecektir, çünkü o da kendi savunma hattından emin değil.

Savunmada yaşadığı sıkıntıların dışında, bir de hücumda yaşananlar var Galatasaray için. Fenerbahçe’den farkı, her iki alanının da iyi olmaması aslında. Fenerbahçe’nin defansif problemleri Galatasaray ile benzer gösterse de, hücum performansı Galatasaray’dan tamamen farklı.

Buna gol rakamları üzerinden bakmıyorum. Yeni transferleri ile sadece 5 antrenman yaparak Kadıköy’e gelen Gazişehir’e atılan 5 golün dışında konuşulması gereken şeyler var. Ama önce Galatasaray…

Galatasaray bu sezon oynadığı resmi maçların yüzde 64’üne 4-3-3 ve türevleri ile çıktı. Bu tip bir formasyon tercih ediyorsanız, elinizde bu formasyonu oynayabilecek bir oyuncu kadrosuna ihtiyacınız var demektir.

4-3-3 ve türevlerinin yaşamasını sağlayan hücumdaki kanat oyuncuları ile geri dörtlüdeki beklerdir. Galatasaray’da ikisi de yok aslında. Feghouli ve Babel futbol hayatlarına kanat forveti gibi başlamış olabilirler; ancak ikisinin de bugün evrildiği nokta advanced playmaker’dan fazlası değil. Bu nedenle, Galatasaray 4-3-3 temelli bir oyunun herhangi parçasında başarılı olma şansı yok. 4-1-4-1 deneyerek 2-5-3’e geçiş yapmaya çalıştığı anlarda ise daha kötü bir sonuç ortaya çıkıyor. Çünkü iki kanat bekinin 2-5-3’ü tamamlaması için, orta sahada sadece sayısal olarak yer alması yeterli değil, bir orta saha oyuncusu gibi davranması şart. Mariano bunu bir nebze yaparken, Nagatomo’nun fıtratında olmadığı için ondan bekleneni vermesi mümkün değil. Her iki ayağını da kullanabiliyor olması orta yapmaya gelince bir soru işareti doğuruyor. Topu çekmemesi gereken yerde sağ ayağına almaya uğraştığı zamanlar, rakiplerin onu rahatsız etmesi için gereken zamanı veriyor. Sol ayaklı olmadığı için de çizgiye inmekte zorlanıyor.

Babel ve Feghouli’nin kanat forveti performansı veremediği bir noktada, daha çok merkeze kayarak alan boşalttığı, oralara da beklerin girmesinin beklendiği bir formasyonda, oyuncu bazlı sorunlar yaşandığı için sistem işlemiyor. Haliyle savunma sorunları da buradan başlıyor.

Bu nedenle, Galatasaray’ı yenmenin yolu; topu çıkartmaya çalışan stoperler ile birlikte, Nzonzi üzerindeki baskıyı artırmak ve topu orada kazanıp iki stoperin arasındaki devasa boşluktan yararlanmak yeterli olacaktır. Geride ise savunma dörtlüsünden beklenti, alanı boşaltmamak ve çizgi halinde kalmak. 4-4-1-1 ve 4-4-2 bu konuda yardımcı olacaktır, ki Galatasaray geçen sezon karşısına böyle çıkan hiç bir takıma diş geçiremedi. Oldukça zorlandı…

FENERBAHÇE

2019-2020 sezonuna başlandığı andan itibaren neredeyse tüm kategorilerde üstünlüğü var.

Bu üstünlüğün çıkış noktası Gazişehir maçı. 4,44 xG ile oynadıkları maçta 5 gol bulan bir takımdı Fenerbahçe. Bu maçta Gazişehir’in yeni toplandığını, henüz hazır olmadan Fenerbahçe deplasmanına 3’lü savunma ile çıkması gibi hatalar zinciri sonrası bu sonuç ortaya çıktı.

Başakşehir maçında pozisyon üstünlüğü olmamasına rağmen, özellikle son yarım saatte topa daha fazla sahip olan bir takım görüntüsü verdi Fenerbahçe. Trabzonspor maçında ise 2,31 xG ile oynayıp 1 gol buldular; ancak daha fazlasını atabilir veya yiyebilirlerdi de…

Yukarıda bahsettiğim, Galatasaray’ın savunma hattındaki sıkıntısının, Fenerbahçe tarafında ayyuka çıktığı ana gelelim. Alanyaspor deplasmanı. Hücum gücü yüksek takımlara karşı 4-4-1-1 veya 4-4-2 tercih eden Erol Bulut, Fenerbahçe maçına da benzer bir şekilde çıktı.

Fenerbahçe’nin savunma hattındaki sıkıntısı, savunma önündeki deep lying playmaker rolündeki isime (ister Emre ister Gustavo) yapılan baskı Fenerbahçe’yi zorladı. Bu iki rakibin ortak özelliği bu. Baskı altında bunun altından kalkacak oyunculara sahip gibi gözükse de, saha içi dizilişten kaynaklı problemler yaşamaktalar.

Alanyaspor bu noktada baskı ile kazandığı her topta direkt Fenerbahçe kalesine inmeye çalıştı. Ve ilk kez bir lig maçında pozisyon üstünlüğünü rakibine kaptırdı Fenerbahçe. Bu noktada topa sahip olmanın bir anlamı kalmıyor.

Alanyaspor 4’lü geri hattını ve onların önündeki 4’lü orta saha hattını hiç bozmadı. Blok halinde hareket etti. Daha önce Malatyaspor deplasmanında yaptıklarını yaparak, rakibi geride karşılayıp, 4’lü bloklarına güvendiler. Fenerbahçe 1,47 xG ile oynadığı maçta, rakibi Alanyaspor 2,1 xG ile oynadı. Fenerbahçe’nin topa %67 ile sahip olması, onlara pozisyon olarak geri dönmedi.

Fenerbahçe, Max Kruse’nin varlığı sayesinde 4-4-2 oynuyormuş gibi görünse de, asimetrik bir 4-2-3-1 takımı durumunda aslında. Yani Ersun Yanal’ın 2013-14 sezonunda şampiyon olduğu günkü sistemin birebir aynısı. Yine zamana yayılmış pres anları, yine beklerin de dahil olduğu hücum aksiyonları, topu kaptırdığı an yine klasik faul performansı. 14 faul ortalaması ile oynuyor Fenerbahçe. Bursaspor ile oynadıkları hazırlık maçında 21 faul yapmışlardı. Alanyaspor deplasmanında da 15 faul yaptılar.

Kanat bekleri geçildiği zaman, orada faul yapmakta çekinilmiyor Fenerbahçe’de. Yani değişen bir şey yok. Ersun Yanal en iyi bildiği şeyi yapıyor. Efor oyununu çok severim. Bunun dünya üzerindeki en iyi iki temsilcisine özel bir hayranlığım vardır. Gian Piero Gasperini ile Lucien Favre… İkisinin de hızlı efora dayalı futbolunu çok severim. Mesela Favre’nin Dortmund’unun faul oranı maç başına 8,13… Bayer Leverkusen’i 4-0 yendikleri maçta sadece 9 faul yaptılar. Energie Cottbus maçında ise 7 faul… Maçı 5-0 kazandıklarını hatırlatayım.

Efor oyununa bayılsam da, Ersun Yanal’ın bu huyundan dolayı (faul) damağımda topraksı bir tat bırakıyor bende. Leziz bir yemeğe çok fazla tuz dökmek gibi.

Fenerbahçe’nin yediği golleri izlerseniz, savunmanın nasıl döküldüğünü, aynı Galatasaray gibi nasıl pozisyon vermeye meyilli olduğunu görebilirsiniz. İki takım da rakiplerine gol şansı veren, gol atmakta ise zorlanan takımlar konumundalar.

Fenerbahçe’nin 5-0’lık Gazişehir maçı dışında yediğinden 1 gol fazlası var.

Galatasaray’a uygulanan taktiğin aynısı Fenerbahçe için de uygulanabilir. İki stoperine ve merkezde oyun kurmak için bulunan deep lying playmaker’a yapılancak her baskı, pozisyon olarak dönecektir. Bu yüzden son zamanlarda zaafları neredeyse aynı olan iki takımın oynadığı bir maça rastlamamıştım. Fenerbahçe’nin Rami yerine Jailson ile oynamasını bu yüzden bekliyorum. Ankaragücü maçında iyi sinyaller vermedi. Bu deplasmana Zanka – Jailson ikilisi ile çıkmasını beklemekteyim.

Galatasaray vs. Fenerbahçe derbisi normal şartlarda bu kadar savunma sorunları yaşayan iki takımın karşılaşması olarak çok gol vaat ediyor etmesine; ama kısır bir oyun görmemiz de çok mümkün.