İtalyan futbolunu çekici kılan ögelerden biri kuşkusuz ki derbi bolluğu. Genoa ve Sampdoria arasında oynanan “Derby della Lanterna”, Milan ve İnter arasındaki “Derby della Modonnina”, Lazio ve Roma’nın kapıştığı “Derby della Capitale”, Roma’yla Napoli’yi karşı karşıya getiren “Derby del Sole” bunlardan birkaçı ama aynı şehrin takımı bile olmamalarına rağmen Juve-İnter derbisi hepsinden farklı bir konumda… Birbirlerine attıkları transfer çalımları, kaptırdıkları şampiyonluklar, ithamlar vs. derken “calciopoli”yle birlikte arşa değen bir nefret! Taa 1967’de efsanevi Gianni Brera’nın bu derbiye boşu boşuna “Derby d’Italia” demediğinin kanıtları bunlar.

Gel gör ki son yıllarda yaşanan Juventus dominasyonu bu derbinin tadını kaçırmış, aradaki rekabetin saha içinde pek bir karşılığı kalmamıştı. İnter’in Juve’ye karşı son galibiyeti Eylül 2016’da gelmiş ve onun üstüne oynanan 7 derbinin 5’ini kaybedip sadece 2’sinden 1 puan almayı başarabilmişlerdi. Dün geceki maçtan önce de eskisi kadar ağır olmasa da Juve kağıt üzerinde yine favoriydi. Tabii insanların ya da en azından benim, bu şekilde düşünmelerine/düşünmeme sebebiyet veren etmenler vardı. Bir kere Conte geldiğinden beri hiçbir hedef maçı (Geçen sezonki Barça maçı, Sevilla’yla oynadıkları final, bu sezonki Şahtar maçı…) kazanamamış ve “Pazza Inter” şeklinde sloganlaşmış meşhur İnter cenabetliğiyle birleşen bu acziyet bir voltrana dönüşmüştü. Bundan da öte oynayacakları Juve hem kulüp hem de oyuncu grubu olarak winner kere winner takımdı.

Lakin biri önemli, diğer çok daha önemli olan iki şeyi göz ardı edilmişti ve bunlar İnter lehineydi. Önemliden başlamak gerekirse Çinli Suning Holding, kaşla göz arasında İnter’i kadro kalitesi olarak çok başka bir seviyeye taşımıştı: Lukaku, Lautaro, Barella, Bastoni, Hakimi vs.den oluşan ekibin, Juve’nin her karşılaştığında tokatladığı vasatlar ordusuyla bir alakası yoktu artık. İnter’in lehine olan çok daha önemli şeye gelince… Tabii ki Andrea Pirlo’dan bahsediyorum.

Maç sonu Del Piero’nun bir açıklaması vardı. Özetle Hakimi’nin at koşturması beklenen Juve sol kanadının Frabotta ve Ramsey’den oluştuğunu görünce gözlerine inanamadığından bahsediyordu. İmdi, burada sadece Pirlo’ya suçu atarsak hakka girmiş oluruz. Taa sezon başından beri, hatta geçen sezondan başından beri ısrarla yazdığım bir şey var: JUVE’NİN SOL BEK ALMASI ŞART! Zira yıllardır düşüşte olan ve sürekli sakatlanan Alex Sandro’nun ya da sağ bek orijinli olmasına karşın Pirlo tarafından sağ stoper ve sol stoper olarak da değerlendirilen Danilo’yla oranın gidemeyeceği belliydi. Velev ki kalifiye bir sol bek alamadınız, olabilir; transferin son gününde Pellegrini’yi neden kiraya yollarsınız? Tam bir akıl tutulması.

Pirlo’nun hatası ise Hakimi’nin (sonradan ona Barella da katıldı) orayı yol edeceği belliyken bunların karşısına hem tecrübesiz hem de yetersiz Frabotta’yı kale kapısına bağlı Battal Gazi gibi tek başına dikmesiydi. Zaten daha 60’ıncı dakikayı bile göremeden infilak edip oyundan çıkmak zorunda kaldı çocukcağız. Kağıt üzerinde sol açık olarak görünen Ramsey’nin o rolle alakası olmadığı ve bu saatten sonra da olamayacağı belliyken belki en baştan Bernadeschi’yle maça başlamak en doğru karar olurdu muhtemelen. Ya da daha ehil ve tecrübeli olan Danilo’yu sol bek, Chiesa’yı veya Merih’i sağ bek olarak başlatabilirdi. Sözün özü sol kanadı güvence altına almadan çıkmak Pirlo’nun en ölümcül hatasıydı ve İnter’in ilk golü de o kanattan geldi. Hakimi’yi başıboş bırakmamak için başına üşüşen Juve’lilerin Barella’ya dünyanın en rahat ortasını yapacağı boş alanı bırakması üst düzey bir futbol takımına yakışmayacak cinstendi.

Burada kadro mühendisliğindeki zayıflık bir defa daha yüzümüze çarpıyor elbette. Juve’nin elinde Kulusevski ve Chiesa gibi iki üst düzey sağ kanat varken iki senedir lobotomi yaptırmış gibi oynayan Bernardeschi’den başka hiçbir sol açığı yok. O da sağ olsun o kadar kötü oynuyor ki geçen sezon Sarri, bu sezon da Pirlo onu oynatmaktan haliyle imtina ettiler. Şu haliyle sadece sağdan akın eden “tek boyutlu” bir Juve var ortada çünkü yetenekli adamların (Cuadrado, Chiesa, Kulusevski) hepsi sağda. Takımın bu sezon iyi futbol oynadığı (Misal Barça deplasmanı, Parma maçı) müsabakaların ortak noktası Alex Sandro’nun sol bek çıkmasıydı. Yani diyeceğim o ki Alex Sandro gibi pik noktası geçeli yıllar olmuş bir sol bek bile Juve’nin sol kanadını canlandırıp Juve’yi başka bir takım haline getirebiliyor.

Tekrar maça dönelim ve olaya biraz da İnter kanadından bakalım. Aslında İnter sene başından beri bildiğimiz ve birçok maçta da zorlanmalarına sebep olan klasik XI ve oyun şablonuyla çıktı maça. Fakat Conte artık nasıl motive ettiyse bütün oyuncular -belki Lautaro hariç- kusursuz oynadı. Handanovic o avel hatalarından hiç yapmadı, maçtan önce Chiellini’nin göğsündeki Juve armasını öpen Vidal attığı gol bir yana kontrolünü tek bir an bile kaybetmedi; Ashley Young, Milan’u tarumar eden Chiesa’yı pusturmayı başardı, Hakimi gol-asist sunamasa da varlığıyla bile Juve savunmasını felç etmeyi başardı. Lakin üç kişi vardı ki…

Birincisi elbette Barella. Şu an -şeytan kulağına kurşun- ligin açık ara en iyi orta sahası. İnanılmaz enerjik ve bir bal porsuğu kadar savaşçı. Bu yönüyle prime dönemlerindeki Nainggolan’ı ve Vidal’i hatırlatıyor bana. Üstüne üstlük bir gol ve bir asistle skora da en büyük katkıyı o sağladı. İşte Juve’yle İnter arasındaki en büyük fark da Barella bana göre. Şunu rahatlıkla söylemek mümkün: Barella> Rabiot+Bentancur. Vaziyet böyleyken ben anlamlandırmakta zorlandığım bir husus daha var. Pirlo, Arthur’a neden şans vermez?

Barella takımın kalbiyse Brozoviç de beyniydi dün gece. Spalletti’nin dahiyane buluşuyla ofansif orta sahalıktan registalığa terfi eden ve bunu da pek bir güzel beceren Brozoviç dün akşam kariyer maçlarından birini oynadı ve orkestra şefi gibi yönetti arkadaşlarını. İnter defanstan rahat top çıkarıyorsa aslan payı ondadır. Üçüncü ve son isimse pek tabii Bastoni’ydi. Geçen sezon sol ayaklı olmasının da avantajıyla Godin’i kesen 21 yaşındaki bu arkadaş her maç üstüne koyarak ilerliyor zaten ama ikinci golde yaptığı 61.3 metrelik asist için şarkılar falan yazılması lazım.

İkinci golde göze çarpan bir şey var. Chiellini gibi bir savunma profesörü mevkisini kaybetmiş, ta orta sahada Lukaku’yla takılıyor. İşte bu da Pirlo’nun almak zorunda olduğu bir riskti çünkü İnter, Lukaku’nun pivotluğunda çok çabuk şekilde ileriye çıkabilen bir takım. Normalde Merih’i oynatmasını bekliyordum ama Lukaku’yu ancak Chiellini’nin tutabileceğini düşünen Pirlo, görevi ona vermiş ve çok da iyi yapmış zira ikilinin mücadelesini izlemek acayip zevkliydi. Chiellini gibi işin kurdu olmuş, eski toprak bir İtalyan stoper bile olsanız Lukaku’ya karşı işiniz zor tabii ama Chiello yine de elinden geleni yaptı. Fail kendisi olmasına karşın mağduru oynayarak birkaç defa faul almayı bile başardı.

***

Conte döneminin en gösterişli futboluyla gelen bu galibiyet sadece 3 puan değil, çok büyük de moral oldu İnter için çünkü kulüp şu an maddi olarak çok zor durumda. Eylülden beri futbolcularına maaş ödeyemedikleri gibi Hakimi’nin 10 milyon avroluk ilk taksiti Real Madrid’e gönderilemedi. Pandemi ve Çin Hükumeti’nin yurt dışına para çıkışını engellemesiyle meteliğe kurşun atan İnter, çok yakın zamanda ya tamamen ya da yüzde 40’lara varan bir oranda satılacak. Bu belirsizliğe rağmen dün gördük ki herkes işinin hakkını veriyor. Geldiklerinden beri kulübe çağ atlatan Zhang ailesine bu kadarcık minnet borçları da olsun bir zahmet…

Son olarak Juve hakkında da birkaç kelam edip yazıyı bitiriyorum. Hatta ben bir şey söylemeyeyim, dün Reddit’te okuyup çok hoşuma giden bir yorumu ekleyeyim.

“Agnelli diğer başkanlarla çilingir sofrasında içerken kendini kaybeder ve ortaya bir iddia atar:

— Ulan benim takımım hocasız bile şampiyon olur bu ligde be!..

Sonrasında takımın başına Pirlo’yu getirir ve olaylar gelişir…”