Ara transfer dönemini de bitirdiğimize göre 7 büyüklerin dışında kalanlara odaklanan ve nicedir yazmaya niyetlendiğim bu yazıya başlayabilirim. Çünkü ligde bu sezon gerçekten değişik aksiyonlar yaşanıyor. Kadro ve hoca kalitelerinin epeyce yükseldiğini söylemek mümkün. Hoca demişken de Sassuolo’dan başlamalıyız elbette.

Ligin en marjinal hocası kuşkusuz ki De Zerbi. Oynattığı ve idealindeki futbol, onu ligdeki tüm hocalardan farklı bir yere konuşlandırıyor. Bol pas, topa hakimiyet, değişik hücum varyasyonları… Ona minik bir Guardiola gözüyle bakabiliriz. Serie A için oldukça ters olan bu anlayışla lige her ne kadar fırtına gibi girip bir süre zirve yarışında yer alsalar da sakatlıklar ve cezalar nedeniyle tökezleyip Avrupa kupalarına katılım anlamına gelen ilk 7’den koptular. Yine de Atalanta’yla birlikte izlemesi en zevkli iki takımdan biri Sassuolo bana göre. Parladıkça parlayan ve bu yaz muhtemelen büyük bir transfer yapacak olan regista’ları Locatelli, gelen her teklifi elinin tersiyle iten muhteşem solak Berardi, İtalyan forvetlerde görülen “30’undan sonra coşma” hastalığına yakalanan Caputo, insan gibi gol atmayı sevmeyen Boga… Yazarken canım Sassuolo maçı çekti.

Sassuolo ne kadar iyi bir hücum takımıysa onların hemen altında yer alan Verona da o kadar iyi bir savunma takımı. Juve ve Napoli’nin ardından ligin en az gol yiyen takımı konumundalar. Rrahmani ve Kumbulla’nın satılmasından sonra bu konuda geriye gideceklerini düşünmüştüm ama Gasperini tedrisatından yetişme hocaları Juric, bu konunun çaresine bakmayı başardı; adı şimdiden büyüklerle anılan Lovato’yu (20) İtalyan futboluna armağan etti. Fiorentina’dan kiraladıkları Ceccherini de çok iyi performans sergiliyor. Juric’in sezon başından beri takviye yapılmadığı için yönetimi eleştirdiği ve bir üst seviyeye çıkmalarını engelleyen şey ise skorer eksikliğiydi ki geçen hafta Udinese’den Lasagna’yı kiraladılar. Takımın en iyisi ise Zaccagni. Bir Arjantinli-Brezilyalı kırması kadar teknik ve yaratıcı olan bu kardeşimizin sezon sonunda bol bol talibi olacaktır. Verona’yı seyretmek için başlı başına bir neden kendisi.

Ranieri çok tuttuğum bir hoca değildir ve Sampdoria’da göreve getirildiğinde de bunun pek uzun soluklu olacağını sanmıyordum ama iyi işler yapmaya devam ediyor. Bu sezon Lazio’yu, Atalanta’yı ve İnter’i yenmeyi başararak hem kendileri için büyük işe imza attılar hem de zirveye şekil verdiler. Sezon başı kiraladıkları Candreva ve Keita’dan iyi verim alıyorlar. Quagliarella’nın artık iyiden iyiye yaşlanması ve Gabbiadini’ye bir şeyler olması sebebiyle iyi bir santrfora ihtiyaçları vardı, Brescia’dan Torregrossa’yı aldılar. Sol bekleri Augello çok iyi oynuyor ve Lazio gibi takımların ilgisini çekiyordu ki sözleşmesini 2025’e kadar uzattılar.

Gelelim “top 7″nin ardından en iyi kadroya sahip takıma… Yani Fiorentina’ya. Öyle dedim ama “Fiorentina; Roma ve Atalanta’yla denk bir kadroya sahip” diyene de saygı duyarım. Kalecileri Dragowski; stoperleri Milenkovic, Pezzella, Caceres, Igor, Quarta; bekleri Biraghi ve Malcuit; merkez orta sahaları Pulgar, Amrabat, Castrovilli, Bonaventura, Valero; hücumcuları Ribery, Callejon, Vlahovic, Kouame… Ama uzun zamandır olduğu gibi bu sezon da kümede kaldıklarına sevinecekler. Çünkü aptalca teknik direktör seçimlerine devam ediyor Comisso. Geldi Montella’yla sezona girdi, kötü gidişatın ardından onu kovup Iachini’yi getirdi, bu sezon ise onu da kovup Prandelli’yi getirdi… Şimdi Prandelli’yi kovsa gidip Rolando Maran’ı falan hoca yapar eminim ki. Ve maalesef olan şu müthiş kadroya oluyor, iş bilmez heriflerin elinde heba olup gidiyor. Sarri ve Spalletti gibi adamlar boşta dururken hem de.

Yazının başında bu sezonun “farklı” olduğundan bahsetmiştim. Şöyle ki genellikle Serie B’den Serie A’ya yükselen takımlar hem kadro hem de hoca olarak Serie A’yı kaldıramaz ve geldikleri gibi Serie B’yi boylarlardı. Bu yüzden ligdeki takım sayısının 20’den 18’e düşürülmesi bolca tartışılan bir şeydir İtalya’da. Fakat bu sezonki Benevento ve Spezia, duruma el koydu. Benevento’nun başında Pippo Inzaghi, Spezia’nın başında Vincenzo Italiano var ve ikisi de en azından şimdilik çok iyi gidiyorlar. Özellikle Italiano’nun çok daha iyi yerlere geleceğini düşünüyorum. Benevento’nun kadrosunda Glik, Caldirola, Dabo, Schiattarella, Hetemaj, Caprari, Roberto Insigne, Falque, Lapadula ve Sau gibi Serie A’nın kurdu olmuş isimler varken Spezia’nın kadrosu o kadar güçlü değil. Orta sahalarında biri İnter’den, diğeri Milan’dan kiralık iki yetenekli genç var: Agoume ve Pobega. Asıl kozları ise forvet elemanları. Farias, Gyasi ve Agudelo ince işleri yaparken Nzola’yla Galabinov isimli iki hayvan santrfor, rakip defansları adeta eziyor. Hatta şöyle söyleyeyim, Nzola tek başına bir Süper Lig takımın şampiyon yapmaya yetecek kadar kuvvetli bir forvet.

Udinese’yle ilgili yıllardır yaptığım bir tanım var: Ligin en sıkıcı takımı. Çünkü yıllardır amaçsız şekilde Serie A atmosferinde salınırlar. Ne zirve için bir girişimleri olur ne de güzel futbol seyrettirirler. Ama bu sezon için söylemek gerekirse en azından bir şeyi başarmış vaziyetteler: İyi savunma yapmayı. Tabelada 13’üncü durumda olmalarına karşın 3’üncü sıradaki Roma’dan daha az gol yemişler: 33/28. İyi, güzel ama bir o kadar da az gol atmışlar: 21. Bu da onları 14 gol atan Parma’nın ardından ligin en az gol atan takımı yapıyor. Hem de istatistiklere göre Serie A’nın en yaratıcı oyuncusu olan De Paul onlardayken. Bu duruma çare olması amacıyla devre arasında Napoli’den Llorente’yi getirdiler ama işe yarar mı emin değilim. Yine de defansif performanslarından dolayı hocaları Luca Gotti bir takdiri hak ediyor. Üstelik kendisi şapkadan çıktı sayılır. Geçen sezon kulüpte yardımcı antrenörlük yaparken Tudor’un kovulmasıyla görev ona verilmişti. İyi gidince devam ettirdiler. (2018-2019’da da Chelsea’yi çalıştıran Sarri’nin yardımcılığını yapıyordu bu arada.) Son olarak Tolgay’ın da hiç fena oynamadığını söylemekte fayda var.

Genoa yine bilindiği gibi. Rolando Maran’la girdikleri sezona, berbat gidişatın ardından bilmem kaçıncı kez göreve getirdikleri Ballardini’yle devam ediyorlar. Amaç elbette ligde kalabilmek. Kadroları çok iyi de sayılmaz kötü de. Adeta bir Juventus müstemlekesi olmuş durumdalar. Kalecileri Perin, sol bekleri Pellegrini, forvetleri Pjaca oradan alınmış ya da kiralanmış isimler. Dahası hem kendilerine hem Juve’ye yaracak biçimde sözleşme bitimine 6 ay kalan genç yıldızları Rovella’yı önce Juve’ye satıp sonra kiraladılar; karşılığında da Juve’den Partanova ve Petrelli isimli iki sabiye akıl almaz paralar verdiler. Böyle katakullilere uğraşacaklarına azıcık futbola odaklansalar çok daha iyi olurdu tabii. Devre arası Fransa’dan getirdikleri Strootman şayet sakatlanıp etmezse elbet fark yaratacaktır. Bir de Destro şu sıralar cayır cayır yanıyor.

Bologna aslında birkaç sene önce çok güzel projeyi gerçekleştirmek üzere yola çıkmıştı. Sportif direktörleri, yetenek avcılığıyla nam salan Sabatini, takımı geleceği parlak gençlerle donatmış ve Mihajlovic’e teslim etmişti ki Mihajlovic de gençleri geliştirmede iyi bir hocadır. Fakat kanser illetine yakalanması her şeyi mahvetti. Aylar süren tedavisinin akabinde takımın başına döndü dönmesine ama artık ne o eski Mihajlovic’ti ne de Bologna, o eski Bologna… Bu sezon da yalpalayarak devam ediyorlar. Savunmaları çok kötü ve çok hata yapıyor. Tomiyasu dışında hepsi birbirinden çöp. Lille’den kiraladıkları stoper Soumaoro tutarsa ne ala… Yoksa işleri yaş.

Bulunduğu yeri (17) sonuna kadar hak eden bir takım daha: Torino. Giampaolo’nun Milan’da yaptıkları belliyken bile bile takımın başına getiren başkan Cairo’nun kötü gidişatı telafi etmek için yaptığı yeni hamle Davide Nicola oldu. Alt sıradaki takımları ligde tutmakta oldukça mahir (!) bir isim Nicola. Peki Torino ligde kalır mı? Savunma performanslarını arttırmaları gerek. Giampaolo varken gereğinden fazla gol yiyorlardı ve yanılmıyorsam 5 büyük ligin öne geçtiği maçlarda en çok puan kaybeden ekibi de Torino’ydu. Burada bir parantez de Sirigu’ya açmak gerek. Geçen sezonun süper kalecisi, bu sezon berbat goller yiyor. Yine bir istatistiğe göre 5 büyük ligde xG’si en düşük golleri yiyen oydu. (Sağ bekleri Singo’ya dikkat!)

Kadrosu oralarda olmayı zerre hak etmeyen Cagliari, çok ilginç bir işe imza attı geçenlerde ve Di Francesco’nun sözleşmesini 2023’e kadar uzattı. Halbuki kovulmasına kesin gözüyle bakılıyordu çünkü net olarak başarısız. Kalecileri Cragno ligin en iyilerinden, stoperde Godin gibi bir savunma ilahı var, orta sahayı saymaya bilmem gerek var mı? Nahitan Nandez, Marco Rog (gerçi çapraz bağlar koparıp sezonu kapattı), Nainggolan, Razvan Marin… İlerideyse Joao Pedro, Sottil, Simeone ve Pavoletti. Buna rağmen çok leş bir top oynuyorlar ve Joao Pedro’nun ayaklarına bağımlılar.

Parma’yı en dipten alıp Serie A’ya kadar çıkaran ve Serie A’da kalmasını da sağlayan bir hocası vardı: Roberto D’Aversa. Gervinho ve Kulusevski’yle çok güzel bir kontratak takımı yaratmıştı. Yazın yönetimle anlaşmazlığa düştü ve görevinden ayrıldı. Yönetim de gidip D’Aversa’nın oynattığı futbolla alakası olmayan Liverani’yi göreve getirdi. “Possession game” denilen ve topa hakimiyet gerektiren mantaliteyi benimseyen Liverani’nin fikirlerini uygulamaya Parma kadrosu elbette müsait değildi ve Liverani kovuldu. Yönetim de gidip D’Aversa’yı tekrar göreve getirdi. Bununla da yetinmeyip deliler gibi para harcadılar. Romanya’dan 13 milyon avroya Dennis Man, Bayern’den 15 milyon avroluk satın alma opsiyonuyla Zirkzee, Milan’dan Conti ve Genoa’dan Bani getirildi. Yazın da gençlere çok fena para harcamışlardı. Değirmenin suyu Amerikalı sahipleri Kyle Krause’den geliyor. Neyse… Dennis Man ve Zirkzee’nin de gelişiyle takım tam bir forvet cennetine dönüştü ama buna ihtiyaç da vardı zira açık ara ligin en az gol atan takımı durumundalar: 14.

Ve son olarak Crotone. Düşmeme ihtimalleri yok gibi bir şey. Diğer hiçbir takım için bu öngörüde bulunamam ama Crotone’nin kadrosu maalesef çok ama çok kötü. Durumu tersine çevirmek adına getire getire vitaminsiz Ounas’la 32’lik Di Carmine’ı getirebildiler kiralık olarak. Kadrolarında göze çarpan iki isim var: 2016’dan beri santrforluklarını yapan Nijeryalı Simy ile trequartista’ları Junior Messias.