Tam bir sene önce bu sıralarda Lazio mağlubiyetinin yaralarını sarmaya çalışan Milan, Juventus maçına hazırlanıyordu ki onu da kaybedip puan sıralamasında 14’üncülüğe kadar gerileyeceklerdi. Asıl darbeyi ise birkaç hafta sonrasında, tarihlerine kara bir leke olarak geçen 5-0’lık Atalanta yenilgisiyle aldılar. Yönetim, Maldini-Boban ikilisi, futbolcular ve en çok da Pioli hedef tahtasındaydı. Twitter’da “#pioliout” hashtag’i ikinci defa dünya çapında tt olmuştu. İlki pek tabii ki göreve getirildiği güne tekabül etmişti. Giampaolo’nun mahvettiği takımı Pioli mi düzeltecekti? Keza düzeltememişti de işte…

Pioli seçimine burun kıvırarak yaklaşanlardan biri de bendenizdim. Malum kariyeri, en bonkör tabirle bile “vasat” olarak nitelendirilebilecek bir hoca kendisi. Genelde göreve getirildiği ilk sıralarda takımları çok iyi performans sergiler ama bu trend kendini düşüşe bırakır, bırakır, bırakır ve Pioli kovulur(du). Milan’daysa o klasikleşen iyi başlangıcını bile yapamadı, devre arasına kadar takımın başına çıktığı 12 maçta sadece 4 galibiyetleri vardı.

Maldini ve Boban ikilisiyse Pioli’yi başa getirerek yaptıkları seçimden nedamet getirmiş gibi değillerdi. Sonradan öğrendik ki pişman olmak bir yana dursun kulüp CEO’su Gazidis’le perde arkasında harbediyorlarmış. Ama önce devre arası transferlerine bakalım. Yine Maldini ve Boban’ın maharetiyle ve beklenildiği üzere Zlatan, aidiyet duygusunu en fazla olarak hissettiğini her fırsatta dile getirdiği Milan’ına geri döndü. Bu transferin etkilerine ayrıca değiniriz ama bir diğer ara dönem transferi olan Kjaer’yı da konuşmak lazım çünkü onun gelişi de çok tepki çekti. İtiraf edeyim, tepki gösterenlerden biri de bendim. Atalanta’da oynayabildiği birkaç maçta büyük facialara imza atmış ve bir daha forma yüzü görememiş Kjaer’nın Milan’ın eksiklik çektiği stoper rotasyonuna hiçbir şey katamayacağını düşünmüştüm. Yanılmışım.

Sezonun ikinci yarısının başlamasıyla beraber Milan’da bir kıpırdama vardı ama tabii ki yeterli değildi. Oyun olarak asıl büyük sıçrayışı yapmaları için Pioli’nin 4-2-3-1’i tesis edip Bennacer-Kessie pivotuyla orta sahayı tutması; sol kanadı Rebic’e, sağ kanadı Castillejo-Saelemaekers ikilisine devretmesi ama hepsinden önemlisi de Hakan’ı nihayet açıkta oynama zulmünden kurtararak forvet arkasına konuşlandırması gerekiyordu. Gönderilen “one season wonder” Piatek’in yerine ikame edilen Zlatan’ı anlatmaya bilmem gerek var mı? Her ne kadar 38 yaşında bile olsa pozisyon alışından, saha içinde arkadaşlarını yönetişine kadar -bakın gol vuruşlarına falan hiç girmiyorum- adam futbol denen bu sporu yalayıp yutmuş, kitabını yazmış… Ama yine de onun varlığı çok daha fazla şeyler sundu, sunuyor. Onlara en son değinirim. (Erteleye erteleye yazı sündü ama olsun.)

Doğru formasyonla doğru  XI’in bulunması ve pandemi arası ki bu süreci acayip iyi değerlendirdiler, Milan’ın uçuşa geçmesini sağladı. Mübalağa etmeyi sevmem ama 5 maçlık şu periyoda bakın: Milan 2-0 Roma, Spal 2-2 Milan, Lazio 0-3 Milan, Milan 4-2 Juventus, Napoli 2-2 Milan. Yani normal şartlar altında Milan’ın şu beş maçtan 3, bilemedin 4, hadi taş çatlasın 5 puan alması falan gerekirdi ve yine normal şartlar altında şu tablo karşısında her şeyin güllük gülistanlık olması beklenir ama Milan’da öyle olmadı…

Maldini-Boban ikilisiyle Gazidis’in gizliden gizliye çatıştığından bahsetmiştim. Sebebi şuydu: Gazidis sezon sonunda kulübün başına Ralf Rangnick’i getirip köklü bir devrimin fitilini yakmak isterken Maldini-Boban ikilisi buna karşı çıkıyordu. Hatta Maldini bunu gazetecilerin karşısında açık açık söyledi. Boban ise Maldini kadar yumuşak başlı değildi ve kendilerinden habersiz böyle bir anlaşma için uğraşılmasını bir hakaret sayarak mart ayında istifasını verdi. Tabii giderayak “Kulüpte Kuzey Kore benzeri bir diktatörlük inşa ediliyor!” sözleriyle bombardımanda bulunmayı ihmal etmedi.

Sezon sonu yaklaştıkça Pioli’nin gidip Rangnick’in başa geçeceği kesinleşiyordu ama öte yandan saha içinde coştukça coşan bir Milan vardı. Ta 6’ncılığa kadar yükseldiler. Daha ziyadesi Milan artık bir “takım” olmuştu. Hakan’ından Rebic’ine Donnarumma’sından Kessie’sine abartmıyorum neredeyse kadronun tamamı (Leao dallaması hariç) Pioli’yi ne kadar çok sevdiklerini dile getiriyor ve şayet takımdan ayrılırsa çok üzüleceklerini söylüyordu… Fakat asıl ağır toplar en son konuştu. Zlatan ve Maldini ikilisi Pioli’nin kovulması durumunda kulüpten ayrılacaklarını açıkladılar. Ve nihayetinde böyle büyük bir baskıya dayanamayan ve de iyi gidişata çomak sokmuş gibi olmak istemeyen Gazidis, Rangnick anlaşmasını iptal etti. Geçici hoca olarak takımın başına getirilen Pioli’nin övülecek çok yönü var ama bence en büyük fazileti, kovulacağı gün gibi açıkken takımdaki geleceği her sorulduğunda “Bilmiyorum…” diyerek geçiştirmesi ve hiç istifini bozmadan işine bakması oldu. Tabii sabrı ölçüsünde ödülüne de kavuştu, Rangnick gibi marka bir ismi bertaraf ederek takımının başında kaldı.

Sezonu büyük bir iştahla kapatan kulüp ve Gazidis, ehil olduğunu ispatlayan Maldini’ye direksiyonu verdi ve transferleri de tamamen o yönetti. O da bu güveni boşa çıkarmadı hani. Hiç kuşkusuz ki en parlak işi Tonali’nin işini bitirmesiydi. İnter’le aylar öncesinden söz geçen ve Juve’nin de sulandığı Tonali’yi çocuktan Milanlı olması kozunu da kullanarak ama daha önemlisi çok uygun bir ödeme planıyla takıma kazandırdı. Hakan’ı yedeklemek için Brahim Diaz ve sağ bek için Dalot kiralandı. Son olaraksa pastanın çileği babında Avrupa Ligi eleme maçında başlarını döndüren Norveçli Hauge takıma kazandırıldı. Lakin bana göre iki noktaya daha bir şekilde adam alınmalıydı. Birincisi sol bekte Theo Hernandez’in yedeği yok çünkü Laxalt gönderildi, ikincisi ise Bennacer, Kessie, Tonali üçlüsünün yanına bir tane daha merkez/defansif orta saha alınabilirdi. Gerçi Bakayoko için çok uğraştılar ama nedense sonradan vazgeçip Krunic’e bir şans daha vermek istedikleri yazılıp çizildi.

Milan sezona gene çok iyi başladı. Rio Ave’yle oynadıkları ve tarihe geçen Avrupa Ligi eleme maçı hariç tüm maçlarda oyunlarını dikte ettirmeye başararak namağlubiyet serisini 20’nin üstüne çıkarınca aslında başlarına da belayı almış oldular. Şimdi burayı açmak lazım. Çünkü anlamsız bir beklenti ortaya çıkmtı Milan’la ilgili. Kimi Serie A şampiyonu kimi Avrupa Ligi şampiyonu ilan ediyor… Daha da kötüsü “Milan geri döndü!” gibisinden lakırdayanlar var. Bu tarz beklentilerin oluşması ve dillendirilmesi, şu süreçte Milan’a yapılabilecek en büyük kötülükten başka bir şey değil. Nasıl ki Roma bir günde inşa edilmediyse günümüzde futbol kulüpleri için başarılar da öyle bir sezonda gelmiyor. Hele rakiplerinizden biri 9 sezondur şampiyon olan Juve, diğerleriyse katbekat daha zengin kadrolara sahip İnter ve Napoli’yse…

Ayrıca ıskalanan bir husus daha. Milan iyi takım ama öyle süper bir takım da sayılmaz. Tamam, çok iyi gittiler de her oyuncu yüzde 99’unu değil yüzde 100’ünü verdi bunun için. İnanılmaz bir konsantrasyon, inanmışlık ve Pioli’nin başardığından bahsettiğim takım olabilme duygusu etkiliydi bunda. Yoksa rotasyonu çok dar ve bazı bölgelerinde en azından yetenek açısında noksanlık çeken bir kulüp Milan. Mesela Kjaer. Neredeyse geldiğinden bu yana formayı sırtından çıkarmadı bu adam. İkisi de hantal olmasından mütevellit Romagnoli’yle oluşturdukları tandem hata yapmaya çok müsait. Sonra ligin en iyi ve bence dünyanın da sayılı sol beklerinden Theo Hernandez. Geçenlerde Dalot oynadı yerinde ama doğru dürüst rotasyonu yok herifin. Sağ açığa baktığında da Castillejo ve Saelemaekers ikilisini görüyorsun. Sonra bir de rakiplere bakıyorsun ki Juve’nin o bölgesinde Kulusevski’yle Chiesa birbirini yiyor oynayabilmek için. Milan’da üçüncü stoper olarak Gabbia gözükürken İnter, daha doğrusu Conte manyağı, Skriniar’ı oynatmıyor bile…

Bunu dün Lille’e 3-0 süpürüldükleri için falan demiyorum. Hatta olabilecek en iyi zamanda ve en güzel şekilde geldi o mağlubiyet. Sonunda beklentiler belki biraz daha düşer ve ayağı daha yere basan hedefler konulabilir önlerine. Bana kalırsa ilk 4’e girip Şampiyonlar Ligi’ne gitmeleri bu sezon için mükemmel bir sonuç olur. Daha fazlası için “olursa olur, olmazsa olmaz” gözüyle bakmak gerek. Zira unutulan bir nokta da bu takımın ligin en genç (24,9) yaş ortalamasına sahip olduğu. 23 yaşındaki Kessie “Davranışlarıma dikkat etmeliyim çünkü çoğu oyuncudan daha büyüğüm ve onlara örnek olmalıyım.” diyordu iki üç gün önce. Pioli’nin de dediği gibi “Genç ama olgun bir kadro bu.” ama her galibiyetten sonra önlerine havuç olarak “scudetto”yu, kaybettiklerinde de “Bu takımdan bir nane olmaz.” gibi acımasız eleştirileri koymak insafsızca.

Son olarak Zlatan. Oyunculuğu bir yana kişiliği ve liderliği çok önemli minvalinde yazmıştım. Bu adam takımdan çoğu oyuncu için bir takım arkadaşından çok daha ötesi. Bir mit. Yanılmıyorsam ilk geldiği sıralardaki Torino maçıydı ve Leao’nun asistiyle golünü atmıştı. O golden sonra Leao’nun Zlatan’a bir bakışı var ki… Eh yani. Epey de gündem olmuştu ve maçtan sonra Leao “Onunla playstation’ımda oynardım, bu gece ise asist yaptım. Hayal kurmaktan asla vazgeçme…” şeklinde paylaştı o fotoğrafı. Diyeceğim o ki inanılmaz bir ağırlığı var bu adamın takım üzerinde ve arkadaşları ondan çekindikleri kadar seviyorlar da… O da geçen gün harika bir açıklama yapmış, çok hoşuma gitti. Diyor ki: “Onların baskı hissetmesine gerek yok çünkü tüm baskıyı ben üstleneceğim. Onlardan sadece çalışmalarını ve inanmalarını istiyorum…”