Dün geceki Dortmund-İnter maçından sonra aklımda bir maç yazısı yazmak vardı fakat maçın akabinde Conte öyle bir basın toplantısı düzenledi ki durumu anlatmaya salt bir maç analizi yetmeyecek. Oraya daha sonra geleceğim ama adamın basın toplantısındaki cümlelerinden biri şu: “Bu kadrodaki futbolcular deneyimsiz, Godin hariç hiçbiri bugüne kadar hiçbir şey kazanmadı!”

Geçen sezon son anda Şampiyonlar Ligi’ne katılım hakkı kazanan İnter, alışılagelmiş cenabetliklerinden biriyle turnuvanın belki de en zor grubuna düştü. Barcelona, Dortmund ve Slavia Prag’lı bu gruptan çıkması ilk bakışta pek muhtemel görünmüyordu. Hele ki ilk maçta -kağıt üzerinde en kolay görünen maç- kendi evlerinde Slavia Prag’a karşı beraberliği zar zor kurtarınca herkes ümidini kesmişti. Taraftarların büyük çoğunluğu Şampiyonlar Ligi’ni bırakıp lige odaklanılması gerektiğini düşünürken San Siro’da Dortmund’u rahat bir şekilde 2-0’la geçmeleri, gruptan çıkma ihtimallerini, çıkamama ihtimallerinin önüne geçirdi. Artık tek yapmaları gereken deplasmanda Dortmund’dan puan koparmaktı.

İnter’in maça çıkarkan dört eksiği vardı: Asamoah, Gagliardini, D’Amborsio ve Alexis Sanchez. Conte, Asamoah’ın yokluğunda sol kanat beke Biraghi’yi, Sensi’nin yokluğunda sol içte oynattığı Gagliardini’nin yokluğunda ise Vecino’yu (yedeğin yedeği) ilk 11’e koyarak maça çıktı. Maçın ilk yarısı çekingen bir Dortmund ve kontrollü bir İnter’in mücadelesi şeklinde geçse de önce Dortmund defansının büyük hatasında Lautaro, sonra Brozoviç ve Lautaro’nun marifetiyle Vecino, İnter’in ilk yarıyı 2-0 önde kapatmasını sağladı.

İnter ilk yarıyı 2-0 önde kapatmıştı ama takımın sol tarafı S.O.S veriyordu. Biraghi’nin daha kırk küsuruncu saniyede gördüğü aptalca sarı karta sol stoper Skriniar’ın son derece lüzumlu şekilde gördüğü sarının eklenmesi, o tarafı Dortmund için bir madene çevirecekti. Asamoah’ın yokluğunda Conte’nin elinde sol kanat bek oynatabileceği kimse olmasa da maçın devre arasında, cumartesi oynanan Bologna maçında döktüren sağ kanat bek Lazaro oraya alınabilirdi. Conte bu değişikliği gerçekleştirmek için dakikaların 66’ya, maçın 2-2’ye gelmesini bekledi. Bu değişiklik gerçekleşene kadar da -gerçi Lazaro’yu sağa alıp Candreva’yı sola kaydırdı ama olsun- Dortmund’lu Hakimi, İnter sol kanadını delik deşik etti. İnter sol kanadı; 2011’de Gareth Bale’i dünya futbol piyasasına bir yıldız olarak kazandıran Maicon’lu İnter sağ kanadına adeta nazire yapıp Hakimi’nin adını dünya aleme duyurmasını sağladı. (Elemanı elbette takip edip potansiyelini bilenler vardır ama ben en son bir Dortmund maçı izlediğimde kalede jigolo kılıklı Weidenfeller vardı.)

0-2’den 3-2’ye gelen bir maçı sadece bir değişikliğin gecikmesiyle açıklamak yanlış ve eksik olur. Zaten İnter’in asıl problemi o değildi. Peki neydi? Juventus’a 2-1 kaybettikleri maç, Barcelona’ya 2-1 kaybettikleri maç, Sassuolo’yu 4-3 yendikleri maç, Brescia’yı 2-1 yendikleri maç… Bu maçların hepsinin ortak bir noktası var: İlk yarılarıyla ikinci yarılarındaki İnter arasında geceyle gündüz gibi fark olması. Bu maçların hemen hepsinin ilk yarılarında rakibi ezen, baskı yemeyen İnter; ikinci yarılarında pısırık, arka arkaya iki pas yapamayan ve “koşamayan” bir takıma dönüştü. (Juve maçında genel olarak ezildiler gerçi ama Sensi’nin erken sakatlığı etkiliydi onda.) Dortmund maçı ise bu trendin zirvesi oldu. İlk yarıda Dortmund’la başa baş mücadele eden, muhteşem bir kurguyla ikinci golü atan takım, ikinci yarıda o kadar tanınmaz bir haldeydi ki 45-80 arası oyna(yama)dığı futbol, bu sezon bir takımdan izlediğim en kötü maç sekansıydı. Lukaku’nun teknik, Lautaro’nun fiziksel noksanlıkları sebebiyle ileride target man’lik yapamamalarının bunda etkisi büyük olsa da İnter’in metronomu Brozoviç’in yorgunluktan neredeyse dizleri üzerinde koşması bu facianın en büyük müsebbibiydi. Kendi attıkları 2. golü ne kadar mükemmel hazırladıysa yedikleri 2. golde de günahın çoğu ondaydı.

İnter şu ana kadar 11’i lig, 4’ü Şampiyonlar Ligi maçı olmak üzere toplamda 15 maç oynamış. Kaleci Handanovic bu maçların hepsinde 90 dakika oynamış ki hadi o kaleci. Fakat şu istatistikler ilginç:

Skriniar: 15 maçın 15’inde de 90 dakika oynamış. (Toplam: 1.350 dk)

Brozoviç: 15 maçın 14’ünde 90, Slavia maçında 71 dakika oynamış (Toplam: 1.331 dk)

Barella: 15 maçın 9’unda 90 dakika oynamış. (Toplam: 1.025 dk)

Lukaku: 15 maçın 8’inde 90 dakika oynamış, ŞL’de 1 maç kaçırmış. (Toplam: 1.123 dk)

Lautaro Martinez: Copa America’dan geç döndüğü için 5 maçta 90 dakika oynamış. (Toplam: 1.069)

Şimdi bakmaya üşeniyorum ama bu adamların hepsi milli takımlarında da 11 oynayan futbolcular. Eylülden bu yana 4 defa da milli maç yaptılar. Serie A’nın 26 Ağustos’ta başladığını düşünürsek 70 günde 19 maç görmüşler. Bu da neredeyse 3-4 günde bir maç yapar ki artık bu terazi bu sıkleti çekmiyor.

Takımın hocası Conte, kondisyoneri Pintus olmasa; Conte’nin antrenmanlarda futbolcuları ağlatıp kusturacak kadar gaddar olduğunu bilmesem yazın yeteri kadar kondisyon yüklemesi yapılmamış diyebilirim ama futbolcular artık gerçekten tükenmiş vaziyette. San Siro’da 2-2 biten Parma maçından sonra Conte “Biraz tedirginim çünkü çocuklar bu şekilde oynamaya daha ne kadar devam edebilir emin değilim, 3 günde bir maç yapıyoruz ve neredeyse hep aynı oyuncular oynuyor. Fiziksel ve mental olarak tükeniyorlar. Bu da sakatlık riskini artırıyor.” diye konuşarak perşembenin gelişini çarşambadan haber vermişti.

Dünkü maçtan sonraysa bu kadar kibar değildi elbette. Futbolcuları ve bilhassa yönetimi itin tenazül uzvunda derin bir yolculuğa çıkardı. En başta bir kuplesini verdiğim sözlerinin tamamını çevireyim: “Hem Serie A hem de Şampiyonlar Ligi için kısıtlı bir kadroyla mücadele ediyoruz. Kısıtlıdan kastım hem sayıca hem de kalite olarak eksiğiz. Bazı oyuncular sürekli sahada olmak zorunda; öfkeliyim çünkü bu, tüm iyi işleri baltalıyor. Kulüpten bir şey istediğim yok. Elimizdeki oyuncular bunlar ve biz mücadeleye bunlarla atıldık. Kulüp gereken değerlendirmeleri yapıyordur ama tek söylemek istediğim sezon planlanması yazın iyi yapılmadı. Üç oyuncumuz sakat ve bu yüzden acil durum ilan ediyoruz. Halbuki diğer kulüpler için üç tane sakat oyuncu hiçbir şey ifade etmez, bize ediyor. Öyle bir oyuncu grubumuz var ki, Godin hariç aralarında bir şeyler kazanmış hiç kimse yok. Bu da zorlukların üstesinden gelmeyi imkansızlaştırıyor. Tecrübeye ihtiyacımız var. Öyle durumlarda kime başvurabilirim ki?.. Cagliari’den alınan Barella’ya mı yoksa Sassuolo’dan gelen Sensi’ye mi? Sahada her şeylerini verdikleri için oyuncularıma elbette müteşekkirim ve onlardan herkesin kaldıramayacağı şeyler istediğimin de farkındayım. Şu an puan tablosundaki durumumuzun, sorunları örtbas etmesine izin veremeyiz.”

Yukarıdaki açıklamayı Sport Mediaset’e yaptı. Sky Sport’a yaptığı açıklama ise şöyleydi: “Barcelona’da yaşadığımız olay tekerrür etti ama bu daha kötüydü çünkü 2-0’dan maçı verdik. İkinci yarıyla ilgili yorum bile yapmak istemiyorum. Umarım bu maç gerekli yerlere görmeleri gereken şeyleri göstermiştir. Oyuncularım ellerinden geleni yapıyorlar ve onlara teşekkür ediyorum. Bundan daha fazlasını vermeleri mümkün değil. Bu durum beni kızdırıyor ve umarım oyuncularımı da kızdırır. Çalışmaktan başka bir şey yapamayız ve zaten yaptığımız da o. Aynı şeyleri tekrar tekrar söylemekten sıkıldım. Keşke benim yerime bir yönetici gelse ve o konuşsa. Ocakmış, şubatmış umrumda değil. Bu sezonu çok ama çok daha iyi planlamalıydık. Formda olduğumuzda her takımı sıkıntıya sokabileceğimizi kanıtladık ama durmadan oynattığımız oyuncularımız var. Aynı şeyleri söylemekten bıktım. Büyük hatalar yapıldı. Serie A ve Şampiyonlar Ligi’ni sürekli sınırları zorlayarak oynayamazsınız. Biz İnter’iz ve… Konuşmaya devam edersem yeni tartışmalara sebep olacağım, o yüzden susuyorum. Gerçekten kızgınım çünkü artık limitlerimizin sonunda dolaşıyoruz.”

Conte’nin Juve’de kaybettiği, elendiği Şampiyonlar Ligi maçlarından sonra yaptığı açıklamalara vakıf olanlar için maç sonu toz pembe bir tablo çizmeyeceği aşikardı. 2013’te Bayern’ elendikleri maçtan sonra “Kova ve kürekle gökdelen inşa edilmez…”, 2014 Mayıs’ında Şampiyonlar Ligi’nden beklentisi sorulduğunda “100 avroluk bir restorana 10 avroyla giremezsiniz.” diyen; istediği transferler yapıl(a)madığı için yazın hazırlık kampının ortasında istifayı basarak Juventus’u dımdızlak bırakıp giden birisi sonuçta… Chelsea’deyken -çok yakinen takip etmesem de- transferlerden dolayı yönetimle yaşadığı sıkıntılar ve basın toplantılarında attığı taşlar da işin cabası… Fakat şu yukarıdaki açıklamalar kendisi için bile fazla marjinal oldu. Gecenin bir köründe bana “oha!” nidaları attırmayı başardı.

Açıklamalarını biraz irdeleyelim. Yönetimi “becerememekle” suçladığı planlamalardan kastı, yapılamayan transferler. Conte taktığına takan bir adam. Juve’deyken önce Fiorentina’da sonra Chelsea’de oynayan Cuadrado’yu deliler gibi istemiş, hatta bu transferin gerçekleştirilememesi istifasındaki en büyük etmen olmuştu. İnter’le sözleşme imzaladıktan sonra da kafayı Lukaku’ya taktı. Para gibi bir derdi olmayan ve Dybala’nın gitmek istememesiyle ikamesini de bulamayan Manchester United, Lukaku’yu göndermek istemiyor ve çok yüksek bir bonservis bedeli çekiyordu. Olay uzadı, uzadı, uzadı… Lukaku’nun antrenmanlara çıkmama restiyle United oyuncuyu satmaya zar zor yanaştı ama bu süreçte yönetimle Conte arasında ipler gerildi. Yönetim, yönetim deyip duruyoruz; kulübün CEO’su Marotta’dan bahsediyorum. Marotta, Conte’yi Juve’den tanıdığı ve ne kadar aksi olduğunu da bildiği için hep alttan aldı ve “Hoca haklı.” modunda takıldı ama söylentilere göre yazın Conte’yi bir kenara çekip Lukaku konusunda daha fazla konuşmaması gerektiğini çıtlatmış. Velhasıl yönetim tüm şartları zorlayarak (Unutmamak gerek ki İnter’in FFP anlaşması daha bu yaz bitti.) ve kulüp transfer rekorunu kırarak Lukaku’yu Conte’ye hediye etti.

Peki olay bitti mi? Hayır. Conte’nin 3-5-2’sinin forvet hattında bir tane target man yani topu tutabilen, hava topu indirip oyun kurabilen santrfor elzemdir. Bknz: Llorente, Graziano Pelle, Giroud, Costa… Conte, Lukaku’yu bu role uygun olarak düşünse de (ki değilmiş, first-touch’ı felaket) onu yedeklemek için Dzeko’yu istedi (ki muhteşem bir target man) ama Roma, İnter’in önerdiği bonservisi beğenmedi (20m€) ve Dzeko’nun maaşına acayip bir zam yaparak Boşnak oyuncunun İnter’e gitmesini engelledi. Zaten bundandır ki son anda sürpriz bir şekilde Alexis Sanchez kiralandı çünkü o noktada yönetimin alabileceği kimse kalmamıştı piyasada. Fakat Dzeko nere, Alexis Sanchez nere? Birbiriyle alakasız iki oyuncu…

Conte’nin Barella’yı da çok istedi ve kulüp yine rekor bir bedelle Barella’yı transfer etti. Fakat tahminim şu ki Nainggolan ve Joao Mario’yu takımda istemeyip Borja Valero’yu da beğenmeyen Conte, orta sahaya büyük bir isim daha istedi: Vidal, Rakitiç, Milinkoviç-Saviç… Fakat İnter bu isteklere Sensi’yle karşılık verebildi. (Gerçi o da sakatlanana kadar takımın en iyisi, en üretkeniydi.) 7 oyuncuya 115 milyon avro para harcayan yönetimi, bir büyük orta saha daha alamadı diye suçlamak biraz insafsızca gelebilir ama Conte burada haklı çünkü Brozoviç dışında defansif orta saha/regista rolünde oynayacak kimse yok takımda şu an. Ki yukarıda istatistiklerini de verdim, hemen hemen her maç 12 km koşup maçın en çok koşan adamı olan, geçen sezonun Serie A’da en çok koşan futbolcusu olmuş Brozoviç; bir maç hariç -onda da 71 dk oynamış- her maçta 90 dakikayı devirmiş. Kendisi Sensi’yle birlikte takımın oyun kurabilen tempo ayarlayabilen ikinci oyuncusundan biri ve Sensi de haftalardır sakat. Conte’ye eleştiri getirilecekse belki San Siro’daki görece kolay maçlarda bile Brozoviç’i dinlendirmeyip -o rolde Borja Valero da pekala oynayabilir- oyuncuyu, dibine kadar sıyırmaya çalışması hususunda getirilebilir.

Aslında Conte’nin anlamadığı ya da göremediği şu: Bu takım Şampiyonlar Ligi ve ligi bir arada götürmek için kurulmadı. Juventus, PSG, City gibi takımlar yıllardır yatırım yapmalarına rağmen bu turnuvayı kazanamadılar. İnter 7 sezon aradan sonra daha geçen sezon ilk kez katılabildi Şampiyonlar Ligi’ne. Çok değil, daha üç sene önce Avrupa Ligi’nde Hapoel Be’er Sheva’ya içeride dışarıda yenilen bir takımdı bu takım. Bu sezonun hedefi ligde 2. olmak, mümkünse İtalya Kupası’nı kazanmak ve Şampiyonlar Ligi’nden zevk almak olmalı(ydı). Ama Conte öyle düşünmüyor. “İnter bir turnuvaya sadece katılmış olmak için katılmaz.” diyor. Halbuki ligdeki rakibi Juventus’un Mandzukiç gibi İnter kadrosunda yer alsa birçok derde deva olabilecek bir santrforu aylardır kadroya almadığını, Emre Can gibi yine İnter orta sahasına fit uyabilecek bir adamı Şampiyonlar Ligi esame listesine bile yazdırmadığını, Dybala gibi bırak İnter’i dünyanın hemen her takımında ilk 11 oynayacak bir yeteneği hor gördüğünü göz ardı ediyor. Göz ardı ediyor demeyelim de bu durumdan dolayı yönetimi suçluyor.

Marotta akil adamdır ve Conte’yle büyük ihtimalle medya vasıtasıyla atışmayacaktır. Conte’nin Parma maçı sonrası yaptığı “Hep aynı oyuncularla oynamaktan dolayı tedirginim.” açıklamasından sonra “Ocakta gereken takviyeleri yapacağımıza herkes emin olabilir.” şeklinde konuşmuştu (Conte’nin “Ocakmış, şubatmış umrumda değil” sözü buna bir göndermeydi). Tahminin Rakitiç-Vidal ikilisinden biri ve milli maçta sakatlanan Alexis Sanchez’in durumuna göre bir forvet daha alınır. Şayet Conte iyice keçileri kaçırıp istifa edip gitmez ise yazın kadro çok daha iyi şekilde güçlendirilecektir çünkü PSG büyük olasılıkla İcardi’yi alacak (70m€). Gabigol (20m€) ve Joao Mario (18m€) da kulüplerinde iyi oynuyorlar ve onlardan da para gelecektir.

Asıl mesele Conte’ye bu durumu anlatıp onu teskin edebilmekte. Dortmund’a Almanya’da yenildiği için onu kimse eleştirecek değil. Sakatlar ve eksikler ortada… Yedikleri ikinci golde Brozoviç-Candreva ikilisinin saçmalamasından, Biraghi’nin daha 1. dakika bile dolmadan sarı kart yiyecek kadar geri zekalı olmasından, Schulz’un oyuna yeni giren Politano’nun ayağını eline verip kalan 20 dakikada 10 kişi oynamalarına sebebiyet vermesinden kendisi sorumlu değil sonuçta ve futbol lineer bir şey değil. Hele Şampiyonlar Ligi’nde… İnter’in Barcelona maçının ilk yarısındaki mükemmel futbolu ve defanstan topla çıkışları, Dortmund’a atılan 2. golden önceki şaheser hazırlanış, ligdeki gidişat vs. onun ne kadar büyük bir hoca ve iyi bir taktisyen olduğunun kanıtı zaten.

Şunları kabul edip kendini biraz salsa görecek ki hem kendi rahat edecek hem de çevresindekiler ama o da böyle nevi şahsına münhasır bir adam işte…