Tuzlaspor maçından sonrası, hocanın maç sonunda yaptığı basın toplantısındaki gibi geçmişe bir yolculuk yapalım diyorum. Malum, mazisi başarılar ile dolu bir teknik direktörün geçmişe atıfta bulunması kadar normal bir şey yok.

Hocanın, 96-2000 yılları arasındaki 4 yıllık süreçte yaptığı şeyleri detaylı yazdığım bir kaç yazım vardı. Burada onu tekrar etmek yerine kim bu ÇILGINLAR, diye başlayayım söze. SSV Ulm 1846 ile çılgın bir seri yakalayan Ralf Rangnick ve Fatih Terim bu iş yani gegenpressing adını alan, tamamen parselasyon ve alan daraltma üzerine kurulu pres oyununu oynayan ilk teknik direktörlerdi.

Hemen hemen aynı dönemde kötü gidişatıyla pekte şaşırtmayan Mainz’ın başına geçen sonra bugünleri dahi çocuğu Jürgen Klopp’un akıl hocası olan 2013’de, 63 yaşında kaybettiğimiz Wolfgang Frank‘da benzer bir oyunun peşindeydi. Almanya kökenli gibi duran ama aslında bir Türk’ünde oynamak için çalıştığı bir oyunun 3 aktörüydüler o günlerde. Tabi bu fikrin atası Arrigo Sacchi’dir. Fatih Terim, Frank veya Rangnick fark etmez, hepsi 4-4-2 üzerine pres oyunu kurgulayan Sacchi’nin müridiydi. Fatih Terim 3’lü savunma sisteminin Avrupa’daki en büyük ismi olan Piontek’in yardımcılığını yapmıştı. Yani 3’lü ve 4’lü oynamayı herkesten iyi bilen biriydi.

Wolfgang Frank, Mainz’ı düşmekten kurtarmış, Ralf Rangnick ise katıldığı bir futbol programında sarf ettiği cümleler yüzünden meslektaşları tarafından aforoz edilmişti. Almanya’nın hazır olmadığı ama 2006’da benzer bir oyun ile yeniden doğacağı bu pres oyununu o günlerde mükemmelleştiren biri vardı. Adı FATİH TERİM

98’den sonra özellikle kurduğu 3’lü orta saha ve Hagi’nin serbest oynadığı 4-3-1-2 gibi duran 4-1-4-1 asimetrik diyebileceğimiz bir diziliş ile gegenpressing’i tam anlamıyla ilk kez uygulayan ve bunda başarılı olarak dünyanın en iyi takımı unvanını bir süre ele geçiren bir takım yarattı Fatih Terim. Hocanın Tuzlaspor maçında bahsettiği 20 sene önceki sistem tam olarak buydu..

Asıl soruyu sormamız gerekiyor ; Bunu uygulayan ilk adamlardan biri olan Fatih Terim şu an bu oyundan neden vazgeçti?

Bu sorunun cevabını kimse bilmiyor. Eminim Fatih Hocada bilmiyordur… Ancak benim bir tahminim var. O da Hocanın ikinci gelişindeki sıkıntılar. Şu anda yaşadıkları ile paralel bir sıkıntı aslında. “Target Man’sizlik”…

Fatih Terim yıllar içinde pres oyununu target man’siz oynamaya çalıştığı zamanlar oldu. 2008’de Nihat ile milli takımda, 2011’de Baros ile Galatasaray’da denedi bunu. 3 hareketli ön oyuncu ile bunu oynamayı deneyen ilk isimde yine Fatih Terim’dir. Ancak, 3 hareketli ön oyuncudan birinin False Nine olması gerekiyordu. Daha doğrusu tam bir 10 numara gibi hareket edecek bir forvet. Komple forvet… Bunu bulmak o dönemlerde çok zordu. Ve tabi sistem işlemedi. Ne Nihat ile ne Baros ile. Bunu denemesindeki sebep ise hocanın bu oyunu oynayabilmesi için bir Hakan Şükür’e duyduğu ihtiyaçtı.

Bu tip özel bir oyuncuya bağımlı olmak Galatasaray’a ikinci gelişinde ona büyük sıkıntılar çıkarmıştı. Fiorentina’da target man’siz bir düzen işlemişti belki ama orada da bugünkü futbol piyasasında 100’er milyon euro’ya satabileceğin oyuncular vardı elinde ve temel altyapı eğitimleri tamdı. Ayrıca, özverili bir pres hattı oluşturabilmişti bu oyuncular ile ama Milan’da bu sorun haline geldi. Ve sonunda başarısız oldu.

Bir target man’siz devamını getiremiyordunuz. Elinizde bir target man’niz olsa bile. Ali Lukunku denemesi başarısızlıkla sonuçlanmış, PSG’den gelen Christian 11 maçta 3 gol atabilmiş, Felipe Pinto 20 maçta 1 gol ile katkı vermişti. 2002-2003 sezonunda. Elinizde göreceli olarak target man vardı ama özel bir oyuncuya ihtiyacınız olduğu çok açıktı.

77 puan ile 2002-2003 sezonunda yine şampiyon olabilirdi ama sadece 1 mağlubiyet alan Beşiktaş 85 puan ile ipi göğüslemişti. Bu ve sonraki sezon yaşanan (içinde 6-0’ın da olduğu) travma hocayı target man’siz bir oyuna itti. Çünkü yukarıda belirttiğim gibi sadece uzun boylu, fiziksel olarak güçlü bir oyuncunun elinizde olması bir şey ifade etmiyordu. Target man olarak görevlerini tam olarak yerine getirmeliydi. Bu yüzden target man’siz oyun zaman zaman işledi zaman zaman işlemedi.

Nihayetinde 2011-12 sezonunun kinder sürpriz yumurtası haline dönüşen Johan Elmander çıktı sahneye. Hocanın aradığı özel target man elindeydi. Kıymetini bildi mi? Bence hayır ancak 2011-12 sezonunda yaşanan özellikle ligin ikinci yarısındaki dominant oyununun temelinde yer alıyordu Elmander. 4-5-2 geyikleri dönmeye başlamıştı. Çünkü, Elmander hem forvette bir fazla olmanızı sağlıyordu hemde orta sahaya yaptığı pres ile katkı veriyordu.

Bundan da vazgeçti Hoca..

Çok değil yarım sezon sonra Drogba – Burak yılmaz forvet hattını kurdu. Kalite olarak Necati – Elmander ikilisinden daha bitiriciydiler ancak Necati -Elmander ikilisinin yapabildiği bir çok şeyi yapamadılar. Pres kalitesi düştü ve Sneijder’in de takıma katılmasıyla birlikte tamamen bitti. Takım 4-4-2 (altıgen)’den 4-3-3’e evrilmeye başladı. Oradan da 4-1-4-1’e geçilecekti… Hocanın 4-1-4-1’de kullandığı uçurtma Ambrabat deneyi ile tutmadığı için  Bruma deneyine geçilmişti. Ve artık takım halinde hareket eden yapı yine hocanın eliyle bireysel yetenekler üzerine kurulu bir düzene dönmüştü. Galatasaray 2011-12’den sonra yatırımını 4-4-2 üzerine kursaydı, şu an bambaşka bir şey konuşuyor olurduk…

Bu kadar geçmiş yeterse şimdi birazda günümüzü konuşalım.

Fatih Terim’in 1998’de başladığı Sacchi prensiplerine kendinden bir yorum kattı. 4-4-2’nin temelinde yer alan aslında 4-4-2 (baklava)’nin yorumu ile iki net kanat beki ile onları birer orta saha kanat oyuncusu gibi kullanarak 2-5-3’e dönmeyi ve kaptırdığı her topu pres ile kazandığı için geride bıraktığı bir oyun kurabilen bir cengaver stoper ile oyuna hükmedebiliyordu.

Bugün ise bunu denemiyor. 4-1-4-1 ile aslında 2-5-3’e geçmeyi planlıyor. Kenarlardaki hızlı kanat forvetleri kullanarak onlara hücumu değil savunmayı öğretmeyi seçiyor. Çünkü düşüncesi şudur ;

“bir oyuncuya hücumu öğretmek savunmayı öğretmekten daha zordur”…

Fakat, 2010’dan sonra bunu yapmak yani 4-1-4-1 üzerinden bir 2-5-3 oynamak çok mümkün değil. Hele ki target man’siz.. Çünkü, insanlar dizilişlerin önemsiz olduğunu düşünür. Fakat 4-3-3 ile 4-1-4-1 arasındaki büyük alan parselleme farkının, farkında bile değiller… Buna Fatih hocada dahil.

Alan parsellemek için gereken oyuncu yükü 4-1-4-1 ve 4-3-3 gibi özel oyunlarda pek mümkün değil. Bunun nedeni oyuncu kalitesi bu tip özel sistemlerde yüksek olmalı. Oyuncu kalitesi yüksek olursa bunun için ekonomik olarak güçlü olmak gerekir. 2011-12 sezona 4-1-4-1 ile başlayan ama Baros veya Elmander ile bile yürümeyen sistemin (o günkü sorun kanat forvetlerinin olmamasıydı) değişimi şarttı. Bunu da 4-4-2 ile yapabilirdi. Bugün ise sistemi değiştirmek yerine oyuncuları değiştirmeyi düşünüyor.

BÜYÜK HATA!!

Hele ki target man’siz bir hem 2011’in başında yaşanan sorunları geri getirecek hemde 2002’de yaşanan problemlerin tekrar yaşanmasına neden olacak. Galatasaray’ın rol modeli bir Ralf Rangnick takımı olması gerekiyor.

Salzburg’un 2012-13 sezonunda 110 gol atmış takımının altıgeni… Bu kadroda Mane, kanat forveti Kampl ise oyun kurabilen sağ kanat oyuncusuydu. Target Man’siz bir oyun vardı sahada… Bu takım bu arada Fenerbahçe’ye şampiyonlar ligi ön elemesinde yenildi ve elendi. Ancak sezonun kalanında ortaya çıkan tablo çok başkaydı. Onyekuru’nun transferi sonrası onu Mane gibi kullanmak, Soraiano ile Falcao’yu eşleştirip Alan yerine bir target man bulmak Kampl yerine de orada oyun kurulumuna yardım edecek ancak yeri geldiğinde de kanat forvetliğine soyunabilecek (bu kesinlikle Feghouli veya Babel değil) bir oyuncu ile Lemina – Seri tandemi iş görürdü fakat Seri’nin hocanın gözüne giremediği, Nzonzi’nin de iki stoperin arasına fazla gömüldüğünü düşünürsek…

Sezon öncesi yapılan büyük kadro mühendisliği hataları (hoca bu kadro mühendisliği lafını sevmez) bugünkü sonucu doğurmuş durumda. 3’lü bir orta saha yapısı (bu hem 4-3-1-2 olabilir hemde 4-3-3), beklerin bu haliyle yine hüsranla sonuçlanması mümkün… Bu nedenle sezonu 4-4-2 altıgen ile bitirip gelecek sezon iki iyi bek ile 4-3-1-2’ye dönmek daha iyi bir seçenek gibi.

Tüm bunlar aslında geçmişte hocanın yaptıklarını tekrarlamasına bakıyor. Birazda scoutların iyi çalışmasına ve öngörülerinin doğru çıkmasına…

Geçmişten o kadar bahsetmişken söylemeden geçmeyeceğim. 1998’den sonra oyunu Sacchi’nin prensiplerinin dışına çıkartıp, sahayı bölüp, parselasyonu geliştirerek, Suat Kaya’yı, Mascherano gibi kullanan bir teknik adam olan Fatih Terim’in bugün böyle yenilikler yapmak yerine tek bir düzende inat etmesi aklımın izah edebildiği bir şey değil. eylül 1996’da 4-0’lık Fenerbahçe maçından sonra yaptığı ufak değişiklik ile sezonu belkide kurtaran, 98’de geçtiği düzen ile Galatasaray’ın çehresini değiştiren bir teknik adamın bugün oyuna tek düze bakması büyük hayal kırıklığı.

Oysa elinde pres yapamasa bile en azından standart savunma prensiplerini yerine getirebilecek, yukarıdaki 2013-14 sezonundaki Salzburg kadar hızlı olmasa da doğru yerleşebilecek bir takım varken 2,5 senedir işleri zora sokmaya çalışmasına anlam veremedim. Kampl ile Belhanda’nın benzer özelliklere sahip olduğunu ve kanatlarda daha fazla yarar sağladığını da söylememe gerek yok. Engin Baytar’ı kullandığı gibi kullanabileceği oyuncuları 4-1-4-1 gibi olmayacak bir dizilişle sahaya sürmesine anlam veremiyorum.

Neticede takımın bir saha parselasyon düzeni olmadığı için hem hücum ederken hem savunma yaparken zorlanmasına neden oluyor. Elbette forvetsizlik önemli ancak doğru düzenle Erencan’dan bile maksimum fayda sağlayabilirsiniz.

Artık üçgen olan yere kare sokmaya çalışmayı bırakmak gerekiyor…