Everton – West Ham
19 Ekim Cumartesi, Saat 14:30

Everton ile başlayalım… Everton ligin en kötü hücum eden takımlarından biri olabilir. Burada taktiksel bir problem olduğunu düşünüyorum. Temposu sorunlu olsa da Cenk Tosun gibi doğru “itilirse” mücadele etmeyi de seven bir bitirici, Dominic Calvert-Lewin gibi bir atlet, Moise Kean gibi direkt oyunu etkili oynayabilecek genç oyuncu var. Tamamen dışarıda bırakılan Niasse bile kulübeden etkili olabilirdi ancak bunu düşünmeye bile gerek yok. Bernard, Iwobi, Richarlison, Sigurdsson… Walcott’u bir kenara koyuyorum. Elit tek özelliği vardı, o özelliği de uzun süredir sadece “iyi”. Bahsettiğim özelliği sürati ve çabukluğu. Bahsettiğim oyuncuların arasında atlet var, tempolu oyuncu var, kulübeden katkı yapabilecek var, duran topçu var, bunlara pozisyon yaratabilecek Gomes var, üstelik içlerinde pozisyon yaratabilecek de var. Şu oyuncu grubundan  8 maçta 6 gol çıkartmak büyük başarısızlık. Zaten Everton da küme düşme hattında bulunuyor.

Bu gruptan Cenk’in tamamen kenara koyulmasını direkt oyun oynanacaksa anlayabilirim. Yalnız bu oyun oynanacaksa birkaç ekstra silahınız olmalı. Sigurdsson’un duran topları, Richarlison’un salt bireysel yetenekten üretimi, Gomes’in göbekten verkaçı… Bunları da izleyemiyoruz. Salt atletizm üzerinden Premier Lig’de fark yaratmak çok zor çünkü ligin en vasat atletleri bile herhangi başka bir ligin en atlet oyuncularına dönüşebilir.

Everton rezalet bir form ile bu maça geldi. Taktiksel olarak bir şeyler oturmamış halde. Bazı oyuncuların üstü çizilmiş, üstelik bu maçta Coleman da yok. Çok iyi bir hoca ve planla birlikte altıyı zorlayabilecek takım, şu an küme düşme hattında. West Ham kanatlardan yüklenip göbeği de kalabalık tutarken buna nasıl yanıt verecekler ben öngöremiyorum, Everton’da öngörülebilecek bir plan olduğunu da düşünmüyorum.

West Ham’a gelirsek… Hiç fena bir durumda değiller ancak geçen hafta oynadıkları Crystal Palace maçını kaybettiler. Bu belirleyici bir maçtı, kazansalar bu deplasmana ceplerinde bir puan ile gelebileceklerdi. Kazanamadıkları gibi kaybettiler ve bana pek ışık da vermediler. Kanatlardan güçlü gelip, göbekte orta saha-savunmacılarla birlikte beş kişilik bir blok bekletiyorlar. Bu esnada Haller de rakip stoperlerle boğuşuyor ve buna rağmen hiç de fena skor üretmiyor. West Ham’da her şey iyi güzel ancak Palace maçları gibi maçları giderken geri getirebilecek bir büyücü yok. Bana kalırsa her takımın kulübesinde bir “eski tip on numara” olmalı. Giden maça 30 metreden vurup gel buraya diyecek birileri olmalı. Sizin istatistiki verileriniz varsa, onların da var. Sizin taktiğiniz varsa, onların da var. Bazen, sezon içinde giden birkaç maçta buna ihtiyaç duyuyorsunuz. 36 maçta istatistik size yardım eder ve sizi kurtarır. Kalan iki maçta kendinize bir sihir yaratmanız gerekir. West Ham’da salt şutör/pasör eski tip bir on numara eksikliği var.

Güçlü oyuna sahip olan West Ham ancak bir hafta önce Palace’a kaybettiler, güvenim sarsılmış halde. Everton da iç sahada oynayacak. Taktiksel olarak ne kadar kötü durumda olurlarsa olsunlar bu sezonki Newcastle’ın arkasında yer almak bir utançtır, Everton umarım bu utancın önüne geçebilir. Tahminim iç saha nedeniyle Everton, güçlü oyun kartı nedeniyle de West Ham gol bulur.

 

Aston Villa – Brighton
19 Ekim Cumartesi, Saat 17:00

Brighton geçen haftanın (beni) şaşırtan takımıydı. Kötü günler geçiren Tottenham’ın girdiği mezara üç kürek toprak da onlar attılar. Doğrusu ne böyle bir skor bekliyordum, ne de böyle bir senaryo. Oyunu oturmamış Brighton’a karşı bir galibiyet, Tottenham için iyi bir toparlanma senaryosuydu ancak peri masalı kötü bitti. Üç golle mağlup oldular.

Brighton’dan devam edelim. Tottenham galibiyetine rağmen ben hala çok güçlü bir oyuna sahip olmadıklarını, güçlü oyun yolunda olduklarını düşünüyorum.  Çok iyi mücadele edip kanat üretimini oldukça iyi yapıyorlar ancak bu üretim skora yansımıyor. Üstelik Britghton, deplasman skor üretimi oldukça problemli bir takım.

Ortak bir durum var. Aston Villa şut atmaktan gocunmayan, Brighton’da bu atılan şutlara pek önlem alamayan bir takım. Bu maçta iç sahadaki Villa şut atma konusunda bonkör olabilir, ben ceza sahası dışından atılacak bir Aston Villa golü bekliyorum.

Aston Villa çok atıp çok yiyen, Vitesse günlerinden beri sevdiğim Nakamba’nın oynadığı bir takım. Sağlam bir oyuna sahip değiller ancak yetenekli, tempolu oyunculara sahipler. Tottenham maçı yanıltıcı olmasın, Aston Villa iç sahada Brighton’a diş geçirebilecek bir takım. İlk altıda iki takım var, birisi Villa’dan az gol atmış(Palace), öteki adını anmak istemediğim kırmızı-beyazlı takım ise Villa’dan sadece bir gol fazla atmış. Villa’nın skor üretiminde problemi yok ancak rakip hücumlara karşılık verme konusunda bence kalecilik söz konusuysa problemleri var.

Brighton milli aradan önce depoladığı özgüvenden bir tutam getirmiş olmalı. O özgüven ve geçen milli aradaki taktiksel antrenmanlar faydalı olacak mı, göreceğiz. İki takım da birbirine diş geçirebilir. Villa ok atacak, Brighton kalkanla savunup kılıçla saldırmaya çalışacak. Dediğim gibi uzaklardan bir Villa okunun hedefe saplanmasını bekliyorum. Bu oka rağmen Brighton ayakta kalıp bir Boromir olabilir mi, göreceğiz.

 

Bournemouth – Norwich
19 Ekim Cumartesi, Saat 17:00

Geldik ligin en kötü savunma yapan ekibinin maçına… Galatasaraylı takımdaşlarım üzülmesin, bizden kötü savunma yapanlar da var. Norwich öyle bir savunma yapıyor ki herhangi bir ikinci ligin All-Star kadrosu muhakkak bu takıma gol atar. Kazanabilir mi bilemem ancak muhakkak gol atarlar. San Marino bir hazırlık maçı teklif etmeli, Norwich’te öyle bir savunma var ki ben bunu teknikle, taktikle anlatamam. Ancak gördüğümü söyleyebilirim: Norwich’in savunması kadar Grima Solucandil’in cesareti var. (YANİ YOK, HAHA)

Norwich için yazabilecek çok bir şey yok. Kötü savunma, sönen bir Pukki alevi, kötü hücum… Adamlar gidip Manchester City’nin başını yaktı, büyük olaydı. City’yi mağlup edip küme düşebilirler, sadece şuradan bile bir Karakomik Film çıkabilir, Cem Yılmaz not etsin bunu.

Bournemouth ise Aston Villa’nın kardeşi gibi. Atarken de bonkör, yerken de.

Norwich rezil bir deplasman formuna sahip. Dört maçtır kaybediyorlar. Çok uzatmaya gerek yok, Norwich’in kazanmasına veya puan almasına şaşırırım. Elbette bir önceki hafta Brighton’un yaptığı gibi tuhaf bir galibiyet alabilirler ancak oynadıkları oyun da yaptıkları savunma da bana bunun zor olduğunu söylüyor.

Bournemouth hücum repertuarı geniş bir takım. Duran toptan etkili arayabiliyorlar, ara paslarla arayabiliyorlar. Norwich’in golü için baskılı bir başlangıç lazım. Bournemouth bastırırken Norwich gol bulursa bulur. Erken baskı Bournemouth’a değil, Norwich’e yarar. Gol gelmedikçe baskı artacaktır, golün yenmediği her an Norwich’e gol atma şansı verir.

Ben Bournemouth galibiyeti bekliyorum.

 

Chelsea – Newcastle
19 Ekim Cumartesi, Saat 17:00

Ligin en kötü takımı, ligin güzel günler vaat eden takımına konuk oluyor.

Newcastle’ın Tottenham’ı punduna getirmesi, küme düşme hattında olmaması beni hala şaşırtıyor. İnanamıyorum. Newcastle için ne yazabilirim bilemiyorum. Hem top tutamıyorlar, hem de kontra yiyorlar maç boyu. Topu tutamıyorsan bari geriye dörtlü-beşli blok kur diye yakınıyorum, yine beceremiyorlar. Becerebildikleri ne var diye düşünüyorum, bir şey bulamıyorum. Saint-Maximin’deki atletizm-bireysel yetenek bile doğru planda tek başına üretim getirebilir. Yeterli bir üretim olmaz, ancak bir üretim getirir. Ama bu da yok. Üstelik göbekte bir Longstaff Bros. hype’ı var. Genç Longstaff’ın attığı golü de televizyon başında anlık izlemek güzel bir deneyimdi…

Dönelim maça. Yani buradan Newcastle’ı ne kurtarabilir bilemiyorum. Chelsea bu haftayı galibiyetle kapatırsa kendini 2. sırada bulabilir. City, deplasmana gidiyor. Leicester, Burnley ile oynuyor. Malum kırmızı-beyazlı takım Sheffield deplasmanında. Chelsea maçı kazanırsa, arkasına yaslanıp bekleyecek.

Ben net bir Chelsea galibiyeti bekliyorum.

 

Leicester – Burnley
19 Ekim Cumartesi, Saat 17:00

Gelelim haftanın benim adıma en keyifli iki karşılaşmasından birine. Sean hocamın yiğitleri, Leicester’ın yiğitlerine karşı!

İki takıma da bayılıyorum. Leicester’da Çağlar’a hayranım, Vardy’ye çok büyük saygı duyuyorum, takım oyunlarının, üretimlerinin ve savunmalarının hayranıyım. Çok etkililer, çok güzel bir kadroları var. Sean hocamın yiğitlerinin de tamamen farklı oyununa hayranım. Yine kameralar yukarıda olacak, Burnley yakaladığını fezaya gönderecek, başka hiçbir takımda göremediğimiz o Burnley oyununu oynayacaklar.

Massive uzuvlu olduğu iddia edilen Çağlar’ın önderliğinde çok etkili bir savunma yapıyor Leicester. Bu arada değinmeden edemeyeceğim, sekizinci haftada oynanan maçta Salah’ın Çağlar’a yaptığı net faul atlanmıştı, bu pozisyona kırgınım. Leicester’a dönelim. Güzel top oynuyorlar. Akıcı bir hücumları ve geride sağlam bir duruşları var. Yakaladığını atan bir takım hüviyetindeler, rakiple çok iyi boğuşup iyi top çalıyorlar, atletizm seviyeleri yerinde, hücuma çıktıkları zaman rakip kaleye çabuk gidebiliyorlar. İki beki hücuma müthiş katkı yapıyor. Top taşınırken de, taşınmışken hücum aksiyonuna girerken de çok iyi performans gösteriyor bu iki bek. Liverpool buna yönelik önlem alıp Salah’ı merkeze, Firmino’yu kanada atmıştı, hatırlayalım. Tek majör kusurları, ara ara geride eksik yakalanabiliyorlar.

Burnley’de ise gelişmeler olumlu yönde. Birkaç hafta önce “Burnley oyunu”nun henüz oturmadığını söylemiştim ancak son dört haftada Burnley oyununun oturduğunu görüyoruz. Özellikle de son üç haftada. Deplasmanlarda “pasını, tizini bilmem” diyerek bir puanı alıyorlar, içeride “mekanın sahibi” oldukları için rakiplerine büyü yapıp üç puanı alıyorlar. Burnley zaafı olan bir takım değil. Artık topa sahip olmanın tekil istatistik olarak hiçbir olumlu gönderme yapmadığını anlamamız gerek. Burnley topu rakipte bırakmayı başardığı her maçta favori olabilir. İnanılmaz bir savunma anlayışları var ve “eşsiz” bir hücum anlayışları var. Top fezada gezip ileri gidiyor, biri topu alırsa bir şekilde etkili atak yapılıyor. Üstelik bu takım elit bir duran top takımı. Yalnız bence hala hücum duran toplarında seviye atlamaları lazım.

Çok güzel bir maç olacak. İyi bir takım, eşsiz bir takımla mücadele edecek. Beraberlik veya tek farklı bir Leicester galibiyeti beni şaşırtmaz.

 

Tottenham – Watford
19 Ekim Cumartesi, Saat 17:00

Ligin iyi ama en formsuz takımlarından biri, ligin kötü ve formsuz takımlarından biriyle mücadele ediyor.

Otorite skandalı, seks skandalı, skor skandalı… Tottenham’da skandalın her türlüsü var. Maçı açıp arada “inside news” denebilecek haberlere bakıyorum… Aman aman nereye geldik daha demin maçtaydık ne ara geldik Aşk-ı Memnu’ya? Biri birinin kız arkadaşıyla yatar, diğeri onu dövdü diye haber çıkar, bunlar yalanlanır takım yedi gol yer, sonra gider bunu ona tamamlar Brighton’dan da üç gol yer. Kendimize gelelim lütfen. Ne yapıyoruz biz ki?

Skandallar Hotspur’un karşısında neyse ki tövbe bismillah ne oynuyor ki şimdi bunlar denebilecek bir takım var. Üstelik maç Skandallar Hotspur’un evinde. Gerçi bu evde daha yeni yedi gol yendi ama… Bakın bir de Skandallar Hotspur’da sakatlık skandalı var. Adamlar inanılmaz bir kaleci sakatlığı yaşadı. Lloris çok talihsiz bir sakatlık yaşadı. O pozisyona benzer belki de bin pozisyon olmuştur, bir sakatlık yaşanmıştır. Gerçekten çok üzücüydü.

Watford bu sezon malum kırmızı-beyazlı takıma karşı oynadığı 45 dakika dışında top oynamadı ama iddiam hala geçerli: Newcastle’dan kötü değiller. Üstelik bu Newcastle, Tottenham’ı yendi. Bakalım neler olacak, tahmin yapmak çok ama çok zor ancak kadro kalitesi ve iç saha kartını ortaya atıp Tottenham’ı %0.001 galibiyete daha yakın taraf olarak görüyorum diyelim. Umarım toparlanırlar, zirve yarışı sensiz olmaz reis!

 

Wolves – Southampton
19 Ekim Cumartesi, Saat 17:00

Arka Sokaklar manyağı gibi arada sayıklıyorum: Bale, Walcott, Matt Le Tissier, Alex Oxlade-Chamberlain, Luke Shaw(çıkışı büyüleyiciydi), Adam Lallana hatta Wayne Bridge be kardeşim! Farklı dönemlerde çıktı bu adamlar, sizin altyapınız hep iyiydi. Siz ne yaptınız? Üstelik altyapıdan çıkanları iyi oyuncularla da süslemeyi bilirdiniz. Pelle falan ne güzel top oynadı zamanında. Kadroya bir bakıyorum, bir daha bakasım gelmiyor. Southampton kendine gel! Takım “biri topu alsın da yardırsın” oynuyor, böyle bir şey olamaz. Nedir bu takımın planı, programı?

Wolves’a gelelim. Wolves yine derinde bekleyip çok etkili kontralara çıkmayı, işi bitirmeyi amaçlayacaktır. Bunu iç sahada değiştirirler mi, farklı bir plan da yaratırlar mı denecek maç bu maç değil, çünkü Southampton’un kadro kalitesi kadar kontra savunma becerisi de kötü. Kontra atak savunamayan Southampton, ligin en iyi derinde bekleyip ileri ok gibi fırlayan takımlarından biriyle mücadele edecek.

Wolves ülkemizde şu ara revaçta: Beşiktaş maçını kazanıp üzerine City maçını da kazanmaları onları ülkede biraz daha bilinir hale getirdi. Elbette kahvede “Esprito Santo be kardeşim!” denmiyor ancak takımı ve oyunlarını takip eden insanların sayısı çoğaldı. Kim bilir, belki bu maçı da kazanırlarsa aşırı acı içkilere ispirto değil de Esprito denmeye başlar. (https://www.youtube.com/watch?v=RYsH5vaer0I)

Benim beklentim istim üzerindeki Wolves’un galibiyeti. Southampton’ın zaafları ile Wolves’un becerileri, Wolves’un galibiyetini kabil kılıyor.

 

Crystal Palace – Manchester City
19 Ekim Cumartesi, Saat 19:30

Cumartesi gününün son maçı, beni şaşırtan iki takımın mücadelesi şeklinde gerçekleşecek.

Öyle veya böyle, daha şu günlerde City zirveye uzaklaştı. Üstelik bugün de deplasmandalar. Gerçi ben Palace’ın kör kurşununu Villa’ya attığını ve elde cephane kalmadığını düşünüyorum ama hoca dönüp demiş ki, “ya atarsa?”

Palace sert savunma yapmaya çalışan bir takım ancak bugün onlara sert savunma değil, akıllı savunma lazım. Wolves maçını iyi etüt etmiş olmaları gerekiyor. Göbekte bir hatla yaklaşana pres yaparken gerideki hattı önce yarı sahanın ortasının biraz ardına, sonra da geriye doğru gömmek/çekmek akıllıca olacaktır. Palace atarken zorlanan, yerken zorlayan bir takım. 8 maçta 8 gol atıp 8 asist yaparak numerolojiyle ilgilenenlere güzel bir kapı açıyor.

Üç sekizi topladınız, ne etti? 24. 24’ten 19 düştünüz ne etti? 5. O zaman bu maçta beş gol olacak.

Şaka bir yana, City’nin ne oynayacağını aşağı yukarı biliyoruz. O oyunu tıkamayı başaran takımlar oluyor, Palace bunları iyi etüt ettiyse problem çıkarabilir. Zaten az gol yiyen bir takımlar, üstelik iç sahadalar. Guardiola’ya akıl vermek haddimize değil ancak en azından üçüncü forvet olarak takımlarına muhakkak bir pivot forvet eklemeli. İşin sonu bazen Agüero’ya 50 tane orta açmaya gidiyor, tatsız oluyor. Kadroya Giroud’u eklemek seni küçültmez ki hocam.

City galibiyeti bekliyorum ancak küçük bir kapıyı da Palace’ın beraberliği için açık bırakıyorum. Sızsın bir ışık huzmesi, aydınlatsın Balin’in mezarını.

 

Manchester United – Liverpool
20 Ekim Pazar, Saat 18:30

Manchester’ın çıkartabileceği sorunları düşünüyordum ki, bir haber aldım… Manchester United, Emre Can ile ilgileniyormuş. Tövbe estağfurullah yeter yahu.

Şu maçta ManU problem çıkartsa ne olur, çıkartmasa ne olur? Yolun sonu belli. Geride Arsenal’den hallice savunmacılar ve oturmamış bir hücum planıyla at atletlere yaratmaya çalışsın. Yani Emre Can’ı transfer etmeye çalışan bir kulüp aklı Liverpool’a ne kadar problem çıkartabilir bilemiyorum.

Hadi De Gea yok, Romero kabul edilebilir. Ben Ashley Young’u kabul etmiyorum. Refüze ediyorum, reddediyorum, varlığını bekte kabullenemiyorum. Göbeğe Maguire’ı alana kadar, ki kendisi ne müthiş oynuyor ne kötü oynuyor, şu takımın beklerini en önemli özelliği dakika başı sakatlanmak olmayan adamlarla yenileseydiniz ya? Bir de ne lanetli bir mevkidir, buraya gelen Shaw adeta sakat ata döndü, potansiyelli Dalot çürüdü, yerine iyi adam geldi. Solda kim oynuyor? Ashley Young. Neden? Sözleşmesi biterken yenilenen Shaw sakat. Siz “adam omuzunda papağanla bara girmiş” fıkrası mısınız? Siz komik olmayan Temel fıkrası mısınız?

Tabi ama onlar da haklı. Kulüp kar ediyor mu? Ediyor. O zaman “bozuk olmayanı tamir etme”. Borsacı çocukları.

Liverpool bu maça büyük maç planı olarak sık sık gördüğümüz 4-2-3-1 dizilişiyle ve anlayışıyla çıkar mı diye merak ediyorum. Bir diğer merakım da Romero’nun durumu. Kötü bir kaleci değil, bana kalırsa Manchester United seviyesinde de değil ama kötü de değil. Ashley Young’un varlığı sağ olsun yarın Tarık Çamdal gelse onu da tartışamayacağız.

Benim beklentim Liverpool galibiyeti.

 

Sheffield United – Arsenal
21 Ekim Pazartesi, Saat 22:00

Yorum yok.