Maçı canlı izleme şansım olmadı ne yazık ki.

Maç sonuna yetişebildim. Konuşmalar, maç sonu röportajları derken maçı gece geç saatte bitirdim ve maç raporunu yazıp yazmama konusunda çok kararsız kaldım. Bunun sebebi yazılacak bir şey olmaması değil, yazılacak çok şey olmasından kaynaklı.

Çünkü, maç sonunda Fatih Terim’in açıklamarını dinledikten sonra maçı izlemeye koyulmuştum. Gördüklerime inanmadığımı söylesem sanırım yeterli olur. Hocanın ikinci dönemindeki kadro dışıların yaşandığı Diyarbakır maçı gibiydi resmen.

Hocanın söyledikleri ile sahada olanlara paralel bakalım istiyorum.

“Muhakkak ki puan kaybedeceğiz ama salı günü gibi kaybederken alkışlandık. Bu şekilde kaybedersek, başka kayıplar da olur. Başka şekilde de kayıplar olur!”

Öncelikle; bu “şerefimizle kaybettik” düşüncesini ortadan kaldıran adam Fatih Terim’dir. Ve 1992’den beri yenildik ama ezilmedik düşüncesi ile savaşmış, yenilmek kolay yenmek olay demiş, bu zihniyet ile mücadele etmiş birinin Salı günü Muslera’nın performansı olmasa daha farklı bitecek bir maçı hala dillendirmesi, kaybedersek bile öyle kaybedelim demesi şaşırtıcı. Karşısındaki takım Gençlerbirliği. Yerini hak etmediğini düşünsem bile lig sonuncusu iki takımdan biri.

Siz yıllardır kırmak için uğraştığınız bir algıyı yıkın; ama sonra o algıyı kullanın. Kaybettik ama gurur veren bir mağlubiyetti demeye devam edin.

Dün gece de benzer bir durum söz konusu. Topa sahip olup pozisyon oyunu oynayamayacak bir takım olduğundan sıkça bahsettim Galatasaray’ın. Bunun en büyük nedeninin bekler olduğunu da üstüne basa basa dile getirdim. Bu bekler varken herhangi bir 4-3-3 veya türevini oynama şansınız yok. Olamaz da…

Burada konu Linnes’e dayanıyor. Bir seçim yapıyorsunuz. Elinizde Mariano ve Nagatomo adında iki bek var. Yaşlar 30+… Sol bek aldığınız oyuncu solak değil ve ne zaman sıfıra inmek istese istediklerini yapamıyor. Diğeri Mariano, iki sezondur gönderilmesi gerekiyordu ama gönderilmedi. Buna rağmen daha dinamik, daha efektif bir Linnes, yabancı sınırı dolayısıyla tribüne gidiyor ve listeye yazılamıyor. Muazzam…

Yuto ve Mariano’nun kötü olduğunu, Linnes’in takımda kalıp bu iki oyuncudan birinin sözleşmesinin dondurulması gerektiğini sadece biz taraftarlar görüyordu sanırım. Bugün gelinen noktada bu iki bekin de iki tane efor gerektiren maçı üst üste oynayamıyor. Yaşları, fiziksel ve zihinsel durumları ortada.

Bu bekler ile pas oyunu oynamaya çalışıyorsunuz. Çünkü muhtemelen geçen sezon sonu analizde yardımcıları; “iki beki elimizden çıkaramazsak pas oyunu oynamamız gerekiyor” demiştir. Pas oyununda efordan daha çok topa sahip olma üzerine kurulu olması, bu yaşlı takım için tek çıkar yol olarak görülmüş olabilir. Bu özel oyunu oynamanın isteği ilk 11’in yaş ortalaması ile direkt bağlantılı gibi.

Pas oyunu oynayarak çok koşmamayı hedefliyorsanız, şaka yapıyorsunuz derim. Çünkü koşmadan gol atmanın mümkün olmadığı zamanlarda yaşıyoruz.

İki durağan kanat oyuncusu var Galatasaray’ın. Birisi Ryan Babel diğeri Sofian Feghouli.

Bu iki oyuncu da topu ayağına isteyen, defansın arkasına koşu yapmayan, sadece ama sadece top ayağına geldiğinde hareketlenen isimler. Rakip savunmalar özellikle Türkiye liginde topun arkasına tüm takım halinde geçmenin yararlarını anladığından beri, bazen 5’li bazen 6’lı bloklar halinde rakibi karşılıyorlar. Böyle durumlarda ise topu sağına veya soluna çekip içeri kat ederek şut çekmek zorlaşıyor.

Feghouli ve Babel bu noktada ona alan açamayan beklerinin de etkisiyle başka hücum planları olmayan iki kanat oyuncusu halini alıyor. Verimlilik sıfır noktasına yaklaşıyor.

Bu durumda çare 4-4-2 de değil. Çare ikisinin de oynamaması. Babel’in sırtı dönük topu kontrol etme noktasında verdiği katkıyı unutmamak gerek. Bu yüzden belki ikinci forvet olarak oynayabilir; ancak şu haliyle, bu yorgunluk ve maç performansı ile kanatta akıcı bir kanat forveti performansı göstermesi mümkün değil.

E siz kanatlarınızı durağan seçtiniz veya mecburiyetten eliniz kolunuz bağlı… Elinizde topla hareket edecek, savunma arkasına koşu yapacak tek oyuncu Emre Mor ise, ne yapıp edip ona futbolu öğretmeniz gerek. Ancak görüyorum ki o da bir opsiyon değil.

Orta saha konusuna gelmek istemiyorum. Nihayetinde Lemina, Seri, Nzonzi, Belhanda dörtlüsünden kurulu bir orta saha var. Bu dörtlünün zayıf halkası Belhanda. Özellikle sezona kötü başladı, yetmedi çenesi kırıldı… 4-3-3 veya türevlerini oynuyorsanız 3 mevki için hemen hemen aynı özelliklere sahip 6 oyuncu bulundurmanız gerekiyor takımda.

Bunun yerine 3 mevki ve 4 oyuncu var. Taylan’ın şu anda düşünülmediğini, Selçuk İnan’ın ise bittiği gerçeğini bilerek yazıyorum bunu. Lemina sakat, Seri hasta olunca o ortadaki 3’lüyü doldurmanız mümkün olmuyor.

Böyle elinizde son derece az nitelikli orta saha oyuncusu varken 3’lü orta saha denemeyi çok ilginç buluyorum.

Bu orta saha düzeninde Nzonzi’yi iki stoperin arasına atmak başka bir eyvahlık durum! Galatasaray’ın orta saha kurgusunun değiştirmesi şart. Elindeki bu oyuncuları 3’lü orta sahada denemeye devam ettiği sürece verim alabilmesi mümkün değil. Nihayetinde en ufak bir sorunda siteminiz çökecek. Bugün Seri zehirlenip, Lemina sakat olduğunda orta sahanızın işlemediği gibi…

Belhanda’ya parantez açayım bu noktada.

İnanılmaz kötü oynuyor ve bu düzen böyle devam ettiği sürece oynamaya devam edecek. İki sezondur benzer şeyler yazdım hakkında. Yazmaya da devam ediyorum… Çevre kontrolü konusunda son derece kötü biri iken, onu merkezde oynatmak size saç baş yoldurur…

Onu anlatırken devamlı Favre’den örnek vermemin nedeni de bu. Nice zamanlarındaki veriminin nedeni merkezde oynamamısıydı. Onu 4-3-3’ün solunda ya da Balotelli’nin yanında gördük. Galatasaray’da ise merkezde oynuyor. Kalçasını rakibe dayayıp topun kendisinde kalmasını sağlama gibi bir yeteneği yok. Veya çevre kontrolü yapıp topun kendisinde kalmasını sağlayacak şekilde topla rakibin arasına kendini sokamıyor. Tüm bunlar ortada iken, onu inatla orta saha 3’lüsünden biri yapmak çok gerçekçi gelmiyor bana.

Maç sonrası 3 maçta 49 top kaybı yaptığını yazan bir kaç siteye denk geldim. Bu istatistik işini beceremediğimiz çok net anlaşılıyor. Dün akşam Nzonzi 109 pas yapmış ve bunlardan 95’inde başarı sağlamış. 14 top kaybı yaptı demek ile Belhanda’nın pas hatalarını da ekleyip 3 maçta 49 top kaybı yaptı demek aynı şey. Pas hatası pas hatasıdır. Dünya üzerinde hiç bir futbolcu her maç %100 pas oranı ile tamamlamadığı için, pas hatalarının top kaybına eklenmesini çok gereksiz buluyorum.

Dahası maçın sonunda şöyle bir pozisyon var ;

Maçı izlerken (banttan) geri alıp, tekrar seyretme şansım olduğu için şu pozisyonu yazmak istedim. Galatasaray’ın pek yapmadığı sıfıra inip golden zone’u kullanma işini yapıyor.

Top golden zone’da Belhanda’ya geliyor. Topun sektiği yeri ilk başta görmedim ve gelişine neden vurmadığını merak ettim. Geri aldığımda topun sektiğini (tam Belhanda’nın önünde) fark ettim. Bu topu kontrol etmeye çalışmak için bir neden olabilir; ama topun neredeyse göğsüne kadar yükseldiğini de söylemem lazım.

Ve arkasından Gençlerbirliği orta sahası baskıya gelmiş durumda. Normalde Belhanda kafası çalışan bir adam. Çok zeki diyemem, bu bir gerçek… Çünkü çok zeki bir oyuncu burada topun fazla yükseldiğini fark ettiğinde göğsüyle dokunup, ona yapılacak herhangi bir müdahalede penaltı almayı düşünür.

Yani yukarıda bahsettiğim topla rakibin arasına girerek topun sektiği andan itibaren kaybedilen pozisyonu kendi lehine çevirir.

Belhanda ise şut açısına göre topa vurmak için kendini hazırlıyor, oysa zamanı yok ve yapması gereken ilk ve tek hareket, topa göğsü ile dokunarak kendine avantajlı bir noktaya getirmek.

Kötü biten hücuma rağmen topla sıfıra inmenin, ön direğe yalancı koşular yapıp golden zone boşaltmanın faydaları…

Sonuç olarak bir çok eksik ile gelip deplasmanda berabere kalmak şu oyun ile bence iyi sonuç. Galatasaray’ın çok eksiği var. O eksiklerden en önemlisi orta saha gibi günümüz futbolunun can damarı bir mevkide nitelik/nicelik olarak yeterli oyuncu sayısının bulunmaması, beklerin yine bu oyun yapısına uygun olmaması, hücum ederken yaşanan statiklik…

Galatasaray’ın bu sorunları çözmesi için transferden daha çok zihniyet değişikliğine gidip formasyonu değiştirmesi gerekiyor. Formasyon önemsiz dese bile hoca PSG karşısında göreceli iyi oyunun nedeni de 4-1-4-1 yerine 5-3-2 ile çıkmaktı. 4-1-4-1 net 4-3-3 veya 4-2-3-1… Statik kanatlar verken oynanması teklif dahi edilmemesi gereken formasyonlar.

Galatasaray’ın 4-4-2’ye dönüş yapması elzem. Net bir 2011-12 sezonu havası var şu anda Galatasaray’ın üzerinde. Yine 4-1-4-1 ve farklı bir oyun oynayacağız söylemleri ver mecburiyetten 4-4-2’ye dönüş ve dominant bir oyun ile kazanılan son şampiyonluk.. Ondan sonra kazanılan şampiyonluklar 2011-12’de kazanılan şampiyonluk kadar dominant değildi.

Fatih hocanın bunu hatırlaması şart…