Uzun bir aradan sonra yine karşınızdayım…

İş-güç derken bir süre boşladım ancak zaten yazılacak da pek bir şey yok aslında. Bu ligin temel sorunları hem taktiksel hem yapısal olarak büyümeye devam ediyor. Kaybedenler hakeme yükleniyor bir süre. Sonunda hatanın takımlarında olduğunu kabul ediyor ve teknik direktörü kurban ediyorlar. Tabi bazı durumlarda sorun teknik direktörde oluyor ama oyuncu grubunun verimini de göz ardı etmemek gerekiyor.

Bu nokta Trabzonspor ligin en dar rotasyona sahip takımlarından biri. Dinlendirme şansı bulamadığı oyuncuları var ve Ekuban, Abdülkadir Ömür gibi sakatlık sorunları ile boğuşmakta. Diğer tarafta sezona kağıt üstünde inanılmaz bir orta saha ile giren ama bu orta sahayı hiç bir şekilde verimli kullanamayan, bunlar yetmezmiş gibi birde forvetlerini sakatlığın büyük kara deliğine kaptıran bir Galatasaray var.

Sezon öncesi Galatasaray ile ilgili ne dediysek 13. hafta itibariyle gerçekleşmesi bizim başarımız değil açıkçası. Görünen köy kılavuz istemiyordu ki öylede oldu. Galatasaray’ın kötü bekleri (EYT’lilerden hallice) bu bekler yüzünden merkezde (stoperlerin sorunlarını da ekleyelim) çapalaşmak zorunda kalan Nzonzi, temaslı oyuna değil tamamen pasa dayalı bir oyuna uygun Seri ve uzun zamandır süre almamış ama çok büyük bir yetenek olan Lemina…

Galatasaray sezona böyle başladı ve dahası elinde geçen sezonun ikinci yarısında god mode açan iki oyuncu Feghouli ve Belhanda’nın formsuzluğu da eklenince orta saha çöktü. Bu arada bu ikili zaten geçen sezonun ilk yarısında da yokları oynamıştı.

Belhanda’nın temel problemi geçen sezonu baz alarak konuşuyorum çevre kontrolünün zayıflığı. Bu nedenle ya ikinci forvet gibi düşünülmeli yada kanatlara atarak en azından kontrol edeceği alanı 180 dereceye düşürülmeli. 4 maç daha oynadıktan sonra gideceğini söylememe gerek yok sanırım. Feghouli ise mevcut oyun yapısında sadece ama sadece al-ver ekonomiye can var tadında takılır sahada. Bunlar gerçekler ve ne yazık ki gerçekler acıdır.

Rakip ise son derece temeli sağlam ancak sakatlık sorunları yüzünden düzenli bir 11’e sahip olamamış Trabzonspor. Özellikle Abdülkadir Ömür’ün yokluğu, Yusuf’un satışı sonrası Trabzonspor için bir handikap. Fedakarca oynayan Sosa o mevkinin oyuncusu değil. Bu yüzden bir box to box edasıyla her ne kadar idare ediyor gibi görünse de merkezi doğru kurduğu takdirde Sosa’nın forvet arkasına geçtiğinde daha efektif bir hal alacağını söyleme ihtiyacı hissetmiyorum. Forvet konusunda bir sıkıntı olmadığı gibi yine Yusuf ve Abdülkadir’in yokluğunda kanat forveti anlamında sorun yaşayan bir takıma dönüşüyor aslında Trabzonspor.

Yani iki tane devasa problemleri olan göreceli iyi Trabzonspor ile göreceli kötü Galatasaray’ın maçıydı.

İlk yarı net bir şekilde sıkıcıydı. Pozisyon olmaması değil maçı sıkıcı yapan. Sürekli yapılan pas hataları, topa sahip olmanın hiç bir anlam ifade etmediği birinci bölgede yapılan sayısız pas ve oyun kurmak için geride başlayan paslaşma silsilesinin sonunda bu sezon bir çok defa gördüğümüz gibi Muslera’nın uzun oynamasıyla son bulduğu o iğrenç sekanslar…

Bir takım pas oyunu oynuyorsa o takım kalecisi de bu oyuna dahildir. Muslera her pas silsilesinin sonunda “pas yapmaktan sıkılan mahallenin büyük abisi gibi” topu uzun oynuyor.  Bu bir tercih olabilir tabi forvetinizde bir target man varsa!!

Zaten en büyük soru işaretlerinden biri de bu olacak ocak ayında Galatasaray için. Henry Onyekuru’nun transferinin bittiğini düşünürsek Forvet tercihi Falcao varken bir target man mi olacak? yoksa Shaqiri (olacağını hiç sanmıyorum ama ta kendisi de olabilir) veya onun tarzında ikinci bir kanat forveti ile net bir 4-3-3 mü yapacak?

Burada sezon öncesi söylediğim şeye geri geleyim. Bu tarz bir 4-3-3’ün işlemesi merkezdeki üçlüsünün pas hızını arşa çıkarmasına ve de beklerin birer Marcelo – Cafu karşımı olmasına bağlıdır. Yani idare eder ama istenen gücü vermez… Bir target man bu noktada işi kolaylaştırabilir. Fenerbahçe’de olduğu gibi…

Ersun Yanal’ın Vedat + Kruse planı çok basit ancak doğru beklerle ve kanat forvetleri ile işleyen bir plana dönüşebiliyor. Burada detay Vedat Muriqi’dir ve onun olmadığı zaman takımın zorlanmasının asıl nedeni de budur… Tabi Falcao’nun varlığı da yanına alınacak bir target man ile çift forvete dönüşün sinyalini verebilir. Neyse bu başka bir yazının konusu…

İlk yarıda hemen hemen her istatistikte önde olan bir Galatasaray vardı. %90 pas oranı ile oynadı rakibi kadar şut çekti topa sahip oldu ama kısırlıktan kurtulamadı. İkinci yarı ise Sörloth’un gölünden sonra Galatasaray bu sezon ilk kez isyan etti. Şimdi bu tabiri kullanmayı sevmiyorum. Ancak bir gerçek var ki bazen isyan etmen gerekir. Mağlubiyete isyan edersin ve saldırırsın. Ben bu saldırma işinin bir plana bağlı olması gerektiğini düşünenlerdenim. Nitekim yine Sörloth ile iki pozisyonu değerlendiremedi Trabzonspor. Onlardan biri gol olsa bu isyan hiç bir işe yaramayacaktı.

Hazır yeri gelmişken Sörloth son vuruşu biraz sıkıntılı ancak 23 yaşında eğitimi devam eden, eksiklerini kapatabilecek zekaya ve hırsa sahip çok düzgün bir oyuncu. Bir target man’e nazaran hızlı olması da cabası. Trabzonspor’un onu kanatta kullandığı anlarda biraz delirsem de oyunu iyi okuyan bir oyuncu. Son vuruşlarını düzelttiğinde tekrar EPL yapabilecek potansiyele sahip.

Gol sonrası oyun Trabzonspor’u kontra atak takımına dönüştürdü. İkinci topları almaya başlayınca Galatasaray Trabzonspor kalesinde sürekli tehlikeli olmayan tehlikeler yarattı. Bu cümlenin anlamı şu ; bir şeyler denediler ama ne yaptıklarını kendileri de bilmiyordu.

Feghouli’nin de sakatlanmasıyla birlikte Galatasaray’ın hamle şansı azaldı. Belhanda’nın berbatlığı da eklenince şans golüne kaldı her şey. Bu arada Target man mevzusu Donk’un forvete geçmesiyle birlikte biraz daha keskinleşti aslında. Sorunları en kolay halletmenin yolu bu.. Maçın sonlarında gelen gol ile birlikte beraberlik çıkarttı Galatasaray ve ligin ilk yarısının bitimine 4 maç kala sorunları bitmediği gibi daha da artmış olabilir. Trabzonspor ise genelde kendi sahasında baskı kuran bir takım görüntüsünü bu maçta geri plana itti ve kontra atak oynamayı seçti. Bu doğru bir düşünceydi çünkü Galatasaray savunması inanılma kötüydü. Özellikle beklerin olduğu bölgede. Bunu kullanmak istemem çok mantıklıydı ancak golden sonra Galatasaray’ın oyunun kontrolünü ele almasına izin vermesi doğru bir tercih değildi. Orada topun kontrolünü ele alabilseydi bu maçı kaybetme olasılığı yoktu.

Ünal Karaman çok doğru bir düzen ile başladığı maçta oyunu rakibe vermeyi tercih etti. Sörloth’un kaçırdıkları olsa bu kumar tuttu da diyebilirdik ancak Galatasaray’ın bu kadar kolay atak yapmasına izin vermek doğru değildi. Tamam forveti yok, 10 kere gelseler ne olabilir ki? diye düşünmüş olabilir. Şut atan orta sahaları yok, kanat forveti yok diye düşünmüş de olabilir Ünal hoca. Ancak maçın sonunda bekten yenen gol ile 3 puanın kaybedilmesi de aslında bir noktada Ünal hocanın oyunu tutmayı tercih etmemesinin rolü var.

Nihayetinde gole kadar sıkıcı, gol sonrasında biraz daha izlenebilir hale gelen ama içinde hiç bir doğru şeyi barındırmayan bir maç izledik yine, yeniden. Türkiye ligi fiziksel bir lig olmanın ötesine geçemediği sürece hiç bir şeye derman olamayacak.