Açıkçası son günlerde Galatasaray ile ilgili yazmaya çalıştığım her yazı birbirinin tekrarı gibi hissetmeye başladım.

Aynı sorunlar, aynı çözüm önerileri ve aynı çaresizlik. Şampiyonlar liginin en kötü takımı konumuna gelen eskinin Avrupa Fatihi bugünün 4. torba takımı. Nereden tutarsanız tutun elinizde kalacak bir konunun öznesi Galatasaray futbol takımı. Oturup saatlerce tartışsanız geçen ocak ayından beri yapılan transfer planlama hatalarının ortaya çıkardığı sonuçları bitiremezsiniz. O kadar çok ki…

Bu hataların sizi FFP gibi bir illetin pençesindeyken ne kadar geriye itebileceğini bu sezon canlı-kanlı görme fırsatınız oluyor. İşte bunlar hep tecrübe… Oysa zaten Galatasaray’ın başında 45 yıllık futbol adamı yok mu? Jose Mourinho’nun takımla bağ kurma üzerine kurguladığı kariyerinin bir benzerine kendi kariyerinde inşa etmiş Fatih Terim’in neden bugün hatalar zincirine her gün yenisini eklediğini kendime soruyorum ama cevap bulamıyorum.

Alanyaspor maçından sonra “gegenpressing” üzerine konuşurken bu akımı başlatanlardan biri olduğu ile övünen (ki bu konuda yerden göğe kadar haklıdır) 45 yıllık futbol adamının, övündüğü sistemden neden vazgeçtiğini bana anlatabilir mi? Bu sorunun cevabını çok merak ediyorum.

Çünkü, gegenpressing ilkesel olarak formanın arkasındaki isimle değil kas ile oynanır. Ariggo Sacchi ve ondan daha çılgını Zdenek Zeman ligin en fit takımı olma konusunda takıntılı adamlardı. Bu adamlar sistematik presi ilke edinmiş, hangi takımı çalıştırırlarsa çalıştırsınlar bunu uygulamış adamlardı. Modern zamanlarda bu işi yapan Fatih Terim ve Ralf Rangnick vardı. Misal Rangnick hiç bir zaman 4-4-2’sinden (altıgen) ve pres oyunundan vazgeçmedi. Ama Fatih hoca başka şeyler deneyip olmayınca 4-4-2 pres oyununa geri döndü.

Dünya futbolu pozisyon oyunu ile direkt oyun arasındaki savaşın tam ortasında.

Geçen gün Goal’de yayınlanan bir çeviri de Massimiliano Allegri hata yaptıklarından bahsediyor. Pep Guaridola ile başlayan pozisyon oyunu üzerine çok kafa yorulduğunu ama bunun için özel oyuncular ihtiyaç olduğundan dem vuruyor.

Yani geçen sezondan beri anlattığım şeye geliyoruz. 4-3-3 ve türevleri üzerinden oynanan pozisyon oyunu için 16 üst düzey oyuncuya ihtiyaç var. Rotasyon yaptığınızda sisteminizin bocalamaması için kalabalık bir oyuncu gurubuna ihtiyacınız var. Allegri’nin de dediği gibi bu oyuna kafa yoran ama ufak bir kaç kıstası kaçıran hocalar pozisyon oyununu oynayamaz noktaya geldiler. Oysa kendi planlarına devam etmeleri gerekiyordu çünkü Pep’in kurduğu düzen için gereken oyunculara sahipti yada bunları gittiği başka takımlara da transfer ettirecek bütçesi vardı. Bu biraz zor bir düzen diyor Allegri.

Şimdi bunun üzerinden Fatih Terim’in Galatasaray’ına dönelim.

Sezona, pas tabanlı pozisyon takımı olarak başlama hedefi vardı. Yaz kampını transferler nedeniyle tam kadro yapamadığı için (hocanın öne sürdüğü bahane bu) pas tabanlı oyunun tutmadığını görünce saygı değer hocam dedi ki o zaman ben Tudor planına döneyim.

Tudor planı neydi? orta sahaların dinamik olarak hareket ettiği, pas yapmak yerine daha çok topla hareket eden orta sahalar ve kanat forvetleri ile en kısa sürede karşı kaleye varmak..

Bu planı uygulamak elindeki Seri ve Nzonzi ile mümkün değil. Belhanda’nın alınma sebebi de aslında buydu o dönem. Tudor onu dinamik olarak topla hareket eden mobil bir oyun kurucu olarak katmıştı takıma. Gerekirse kanatlardan oyun kurabilmesi artıydı. Yanına da Lemina’yı istemişti ama olmayınca Ndiaye gelmişti. Yani iki dinamik 8 numara ve bir oyun kurucu anchor ile oynuyordu Tudor oyunu.

Hoca bu plana döndü. Tamamen olmayacak bir işe kalkışmış olmasından dolayı yine o oyuna uygun alınan 3 orta saha oyuncusunun birinden verim alabildiği bir döneme girdi. Sonucunda üst üste alınan yenilgiler, farklı mağlubiyetler… Tudor’un oyununun bir mantığı vardı. Doğru oyuncular ile oynandığında iş yapabilecek bir mantıktı. Kısmen de o oyun iş yaptı ama deplasman için Klopp’un yaptığı gibi bir b planına ihtiyaç vardı.

Fatih hoca o planı devam ettirip tek forvet yerine çift forvete dönüp dinamik bir orta saha ile pas yüzdesine bakmadan iki hızlı kanat oyuncusunu da arkasına alıp target man’li bir 4-4-2’ye dönüş yapabilirdi. Bu dönüş onu geriye değil ileriye itecekti ama o oynanması en zor oyunu kendine rol model olarak seçti. Olmayınca, tamamen zıttı bir oyunu tercih etmeye çalıştı ve orada da yazılım iyi olsa da donanım yazılım ile uyumlu değildi.

Nihayetinde geçen günlerde verdiğim örneği tekrar edeceğim. Yazının en başında da dediğim gibi kendimizi tekrar etmeye başladık, konu Galatasaray ise.

Bu kadroyu kurmak, makasın açıldığına dair masal anlatmaktan daha kolay. Bunun için elinde hemen hemen tüm parçalar var… Devre arasında alacağın Onyekuru ile Mane performansı alabilirsin. Diğer tarafta Kampl yerine Belhanda’yı kullanabilirsin…

Merkezde Lemina – Seri ikilisi çok iyi olabilir. Melo – Selçuk tandemini aratmaz… Tabi burada Seri’nin, Nice performansına yaklaşması lazım ancak Fatih Terim’e olan inancını kaybettiğini düşünüyorum. Yeni bir Pirlo vakası çıkabilir. Beklerin über bekler olmasına gerekte yok… Forvet için ise elinde Falcao varken yanına koyacağın bir Sobolev, bir Ganvoula ile 3. bölgede daha kalabalık kalabilirsin.

Fatih hocanında bir Sacchi’ci olduğunu göz önüne alırsak. Bugün yaptığı şey kopyacılık. Oysa hoca inovatif biriydi. Sanırım biz futbol severleri şaşırtan, Galatasaray’lıları hayal kırıklığına uğratan da bu inovatifliğini kaybetmesi sanırım.