Maça 4-1-4-1 ile başladık.

Aynı ilk maçtaki gibi. İrfan – Mahmut – Dorukhan üçlüsünden bir tek Dorukhan yoktu. Malum sakatlığı sonrası oraya benim çok beğendiğim Okan Yokuşlu geçmişti. Ozan Tufan sağ kanatta Kenan ise sol kanatta başladı.

Önlerinde ise anlamsız bir Burak Yılmaz tercihi…

Buna değinmeden geçemeyeceğim. Fransa’yı ilk maçta da Burak vardı. Bunun amacı o maçı kazanan takımı zorunlu bir kaç değişiklik dışında bozmamak olabilir ancak deplasmanda oynanan bir maçta hemde haziran ayında oynanmış bir maçın planı ile çıkmak doğru olmadı.

Zaten bunu maçın ilk yarısında sıkça yaşadık. Fransa savunmadan çok rahat çıktığı için merkezi kalabalık tutmak isteyen bize karşı kanatları kullanarak bir çok pozisyona girdiler. İki stoperimiz (Çağlar ve Merih) ile Mert’in ekstra performansı olması ilk yarıyı 2-0 geride kapatmamız işten bile değildi… Tabi skoru 0-0’da tutmak bu tip maçlarda oldukça önemli.

Ön alanda pres yap(a)madığımız için Fransa sıkça özellikle Coman’ın kanadından atak geliştirdi. Grizmann ile ikiye birler ile sıkça tehdit etti… Bu akan oyunda henüz gol yememiş milli takımımızın ilk gollerini yiyebileceği akınlardı ancak Mert inanılmaz bir maç çıkarıyordu ve izin vermedi.

Tekrar ön alana değinmek istiyorum..

Burak, Ozan, İrfan, Mahmut, Kenan 5’lisinden hiç biri tam anlamıyla Fransa’yı boğacak bir pres yapmadı. Bunun sebebi elbette presi başlatacak Burak Yılmaz’ın bunu yapmaması olarak detaylandırılabilir ancak ön beşlinin tamamının aslında pres yapacak oyuncular olmadığını da belirtmek gerek. Napoli ile Beşiktaş çatısı altında oynadıkları maçın bir benzerini sahneliyordu Şenol Güneş ve ilk yarı itibariyle başarılı olduğunu da söyleyebiliriz. Kişisel performansların takım performansının üstüne çıktığı anlarda Merih ve Çağlar’ın oluşturduğu duvarı geçemedi Fransa… Onları geçtiğinde ise karşılarında Mert Günok vardı.

İlk yarıda yapılan taktiksel hata ikinci yarıda düzeltildi.

Hakan Çalhanoğlu’nun oyuna alınmasıyla birlikte Mahmut – Ozan tandemine geçildi orta sahada. İrfan’ı sola, Kenan’ı sağa alıp 4-4-2’ye geçti Şenol Güneş.

Hafta arası Hakan’ın performansı üzerine çok konuşulunca bir yazı yazmayı da düşünmüştüm aslında Hakan ile ilgili. Hakan gibi aslında eğitildiği mevkinin günümüz futbolunda yok olmasıyla birlikte yavaş yavaş başka bir oyuncuya evrilmesi gerekiyor. Hakan net bir ikinci forvet, bir 9,5 numara

Bunu maçın ikinci yarısında Burak’ın yanında başladığı ve devamında takıma hareket getirdiği hatta Burak Yılmaz’a al da at dediği bir pozisyonda yarattı. Leverkusen zamanlarında Stefan Kiessling’in hemen yanında oynadığında o kadar etkiliydi ki forvet arkası yok olurken ikinci forvete evriliyordu ki o da yok oldu… Dün 4-4-2’de yanında iyi bir target man ile çok büyük işler yapabileceğinin sinyallerini verdi. O ne bir kanat forveti, ne Marco Giampaolo’nun onu Milan’da regista da denediği gibi regista… O target man’in yanında hem oyun kurulumuna yardım edecek hemde son derece düzgün ayağı ile şut tehdidi oluşturabilecek bir oyuncu.

İşte ikinci yarı bu bağlamda iyi başladı hücumda. İlk yarıya oranla daha iyiydi milli takım ta ki Giroud oyuna girene kadar. Milli takımın en büyük eksiği aslında bir Giroud’a sahip olmaması. Özellikle bu tip maçlarda bir target man çok büyük fark yaratır.

Giroud’un girişi ile golün geliyorum demesi aynı zamanlara rastlıyordu aslında.

Gol anca öyle gelebilirdi. Yine yerleşim hatası Giroud’u kaçırdıklarını anlayınca 3 stoperin birden onu yakalama çabası ve gol…

Giroud’u takım ederseniz aslında Çağlar, Merih ve Kaan’ın ki sanırım Kaan’ın adamı Giroud’u kaçırdığını görebilirsiniz. Neticede golü yedikten sonra reaksiyon vermek gerekiyordu ve bunu başarı milli takım. Golün hemen ardından bir kaç atak daha yedik ama savunma özellikle iki 4’lü bloğa geçtikten sonra daha rahattı ve o yüzden duran top dışında bir golün olma olasılığını azalttı.

Adım adım düşünülmesi gerekiyordu maçın ve bizim tarafımızdan kısmen doğru hamleler yapılırken Fransa komple yanlış hamleler yaptı. Ajax ve Liverpool’un kullandığı 3 kısa ve hızlı oyuncu düşüncesini ortaya koymak isteyen bir Fransa vardı sahada ancak Tadic ve Firmino’nun yaptıklarını yapabilecek biri değildi Benyasser.

Hakan’ın net ortası ile golü bulunca Fransa tamamen maçtan koptu bir kaç dakika. Sonrası ise malum.

Netice itibariyle lider gidilen Fransa’dan lider dönülmesi çok önemliydi. Saha dışı olayların maçtan daha fazla konuşulduğu bir ortamı yaratan Avrupa basını, Fransız ve Alman bakanlar, politikacıları görünce şaşırmıyorum artık.

Avrupa şampiyonası için konu artık İzlanda’yı yenmek… Liderliği bu kadar sürdürmüşken ve hak etmişken kaybetmek güzel olmaz. 4-4-2 oynayan ve bunu artık kendine ilke edinen bir takıma karşı en iyi cevap daha iyi bir 4-4-2’dir.