Bu derbinin böyle oynanmasına izin veren herkesi ayakta alkışlıyorum.

Beşiktaş, savunma dörtlüsünü neredeyse hiç çıkarmadan kanat organizasyonlarına izin vermeme üzerine bir oyun kurgularken Fatih Terim ise Lemina-Seri-Feghouli pas omurgasına bir çark daha ekleyerek merkezden gelmeyi düşündü… Maçı kafasında oynadığı gibi başlayınca rakibi Belhanda’ya bağlı kaldı oyun. O da bu sezon her zaman ki gibi oynayınca maç kısırlaştı.

Bu kadar futbol konuştuğumuza göre ki zaten bu kadar konuşabiliriz gelelim asıl mevzuya.

Fatih Terim ve Galatasaray’a…

Dün akşam Galatasaray’ın yerinde, Beşiktaş, Fenerbahçe olsaydı da aynı şeyi söylerdim ve eminim ki bugün Fatih Terim’i ve Galatasaray’ı eleştirenler o gün bu durumda kendileri olsaydı benzer tepkiler verirdi… Ne yazık ki oluşan kutuplaşma o kadar büyük boyutlarda ki şu olayı bile farklı yorumlayabiliyor insanlar. Fatih hocanın da dediği gibi 1000 insan ve o 1000 insanın en az 4 kişilik ailesi ile toplamda 4000 kişi ve süper ligde oynanan 9 maç ile birlikte 36 bin kişiyi bu tehdit ile yüz yüze bırakan bir düşünceyi anlayamıyorum. Futbol, basketbol, voleybol… Fark etmez, 1,5 metrenin altında bile bulaşma riski olan bir hastalığın böyle temasa dayalı sporlarda görmezden gelinmesi, olayın sadece taraftar olmazsa sorun çözülür gibi düşünülmesi çok acı.

Özellikle, dünya üzerindeki neredeyse bütün organizasyonların durduğu bir anda bizim “oyna devam” mantığı ile görmezden gelinmesi çok acı. 9 maçta 36 bin kişi (en az) riske sokan bu mantık, oynanan tüm organizasyonlar ile birlikte yüz binin üzerinde insanı riske sokuyor.

“Sendika”

Dünkü basın toplantısının en can alıcı noktası bu aslında.

Ülkede bunca şey varken futbolculara, teknik direktörlere, hakemlere dair bir sendikanın olmaması da bizim ayıbımız. Oyunun temel unsurlarının haklarının korunması mümkün değil. Bugün herkes devletin kararı bu diyerek işin içinde sıyrılma peşinde. Ama devletin beğenmedikleri kararlarına tak diye karşı gelenlerde yine aynı kişiler. Seçilme yerine atama usulu başkanlar, ülkenin önemli yerlerinde karar verici konumunda olduğu sürece de bir şeyin değişmeyeceği çok aşikar.

Muhtemelen, hafta içi UEFA, EURO 2020’yi iptal edecek ve ileri bir tarihe erteleyecek. Kulislerde konuşulan 2021 yazı…

Hal böyle olunca yine muhtemelen haziran ayına kadar virüsün yayılması devam edeceğini tahmin eden bilim adamları ışığında liglerin oynanması mümkün olmayacak. Puan farkı çokça fazla olan takımlar şampiyon ilan edilebilir veya Fransa’da konuşulan bu sezonu komple yok sayıp Avrupa kupalarına gidecek takımları son 5 yıldaki puanlarına göre gönderme düşüncesi hakim olabilir. Kimi ülkeler direkt şampiyon ilan da edebilir… Ya da haziran ayı içinde mini turnuva adı altında ilk 4 takım arasında bir play-off da düzenlenebilir. O kadar çok seçenek var ki!!

Dünkü maçı izlemeye çalışmak uzun zamandır bir maçı izlerken uyumamaya çalışmak demekti benim için. Spor müsabakaları seyircisiz hiç bir anlamı olmayan, seyirci olmadan zaman kaybı gibi gelen şeyler. Seyircisiz bir anlamı olmadığı için, seyircisiz oynanacağına, hiç oynanmamalı…

Covid-19 bilinen adıyla Corona virüsünün yayılma hızı düşünüldüğünde Fatih hocanın söylediklerini holigan bir kafayla değilde gerçekleri dile getiren bir baba gibi düşünmek ve öyle yorumlamak lazım. Kini, öfkeyi, fanatizmi bir kenara bırakıp sağlıklı düşünmek ve öyle konuşmak gerek. Ama bu ülkede bunu yapmak ne yazık ki çok ama çok zor. Zaten muasır medeniyetler seviyesine uzak oluşumuzda bundan ileri geliyor.

Virüs Haritası