Sezonun ikinci yarısı ile birlikte yine, yeniden futbolun içine giriyoruz. Ve tabiki gündem maçımız Galatasaray vs. Denizlispor maçı.

Öncelikle bazı kafa karıştıran terimle başlamak istedim yazıya. Neden kafa karıştırdığını anlamadım ancak nihayetinde bir sorun olduğu çok açık. Bu terimler üzerinden konuşurken aslında Galatasaray’ın saha içindeki oyunu içinde bir şeyler söylemiş olmayı umuyorum.

Evvela şu Falcao = Target man çılgınlığı ile başlayalım. Hatta hızımızı alamayıp Target man için neden Pivot Santrfor demediğimi de açıklayayım.

Efendim, yıllar yılı yabancı şarkıların, türkçeye çevrilmesi sırasında yaşanan anlam kayıplarının ve bozukluğunun geyiği devam edip durur. Bu anlam kaybı futbol için kullanılan derin terimlerde de kendini gösteriyor ne yazık ki.

Ülkede savunma önünde oynayan orta saha oyuncusuna “ön libero” genellemesi yapılmasına nasıl karşı isem uzun boylu forvetlerede “pivot santrfor” denmesine karşıyım. Çünkü, her uzun forvet bir pivot santrfor olmadığı gibi savunma önünde oynayan her orta saha oyuncusu da “ön libero” değil.

Bu konuda örnekler üzerinden hareket edersek daha anlaşılır olacağı kanaatindeyim.

Pirlo, defans önünde oynayan bir orta saha oyuncusuydu. Onun 10 numaradan (trequartista değil 10 numara) Regista’lığa evrildiği ve registalara yıllarca idol olacak performansı ile çağ kapatıp çağ açtığı mevkiye nasıl ön libero diyebiliriz ki? Diyebilir miyiz veyahut?

Bu tip genellemeler oyuncunun mevkisel rolünün konuşulmayıp, aslında sahada olma sebebinin görmezden gelinmesine neden oluyor. Pasör ön libero tabiri doğdu bu tip oyuncular için. Şaşırmıyorum…

Regista bir kelime. İtalyanca kökenli yönetmen anlamına geliyor. Bu mevki italyadaki futbol kültüründen kaynaklı bir kendine göre bir isim almış. İspanyollar Busquets’in oynadığı rol için pivote demekte… İngilizcede Pirlo, Busquets gibi adamlara verilen isim Deep-lying playmaker. Doğru çevirinin ne olduğunu tam bilmiyorum ama bence en yakını derinde gizlenen oyun kurucu..

Bu şekilde açıklama sebebi aslında oyuncunun saha içindeki rolü. Regista’ların doğma sebebi??

10 numara oynayan oyuncular rakip savunma oyuncuları ile fazla muhattap oldukları için oyun kurma işini iki stoperin önüne konan bir 10 numaranın yapması. Bu tanıma bakarsak derinde gizlenen oyun kurucu demek daha mantıklı bir hal alıyor.

Asıl sorun şu aslında, regista, deep-lying playmaker-pivote… Her ülkede kendine göre bir literatür belirleyip oyuncuların saha içindeki rol tanımlalamalarını yapıyorken Türkiye’de bu oyun bu kadar seviliyorken neden kendine ait bir literatürü yok? Bunun cevabı aslında oldukça basit. Türkiye’de futbolun nasıl oynandığının bir önemi yok. Önemli olan tek şey gol… Öyle ki golün nasıl atıldığınında bir önemi yok.

Bu yüzden genel geçer terimlerle anlatılmaya çalışılan özel rollerin varlığı onları tanımlamaya yetmiyor. Target man gibi.

Ülkedeki en büyük yanlış genellemelerden biri “uzun boylu” her oyuncuya target man denmesi. Target man’lerin fiziksel olarak özelliklerinden biri bu’dur evet ama sadece uzun boylu olması onu target man yapmaz. Hatta ve hatta sırtı dönük oynayan yer oyuncuyada target man diyemeyiz. O tip oyuncular içinde (Firmino gibi) ayrı bir tanımlama mevcut.

Falcao’nun bugün oynadığı oyun, topa sahip olmaya çalışan Galatasaray’da oyunun üçüncü bölgede kurulumuna yardım etmek. Bazen, bazı stoperler gereksiz bir şekilde Falcao’yu takip ediyor. Bu onun stoperleri ceza sahası dışına çıkartttığını düşündürtüyor olabilir ancak Falcao’nun önceliği bu değil.

Galatasaray 4-4-2 ile rakibi karşılarken hücum etmeye başladığı zaman (hücuma nerede başladığı ile direkt bağlantılı) 3-1-4-2’ye geçiş yapıyor. Burada Emre Akbaba veya sezonun ilk yarısındaki Antalyaspor maçındaki Taylan Antalyalı aynı roldeler. Rolün adı mobil…

21. dakika ile 25. dakikalar arasında Galatasaray iki atak geliştiriyor. Birinde 3-1-4-2 ile sahaya dizilen ve pas yaparak rakip sahaya yerleşen, burada da hücumu setini oynayan bir takım var. Dakika 21…

Bu atakta 3-1-4-2’yi çok net görebiliyorsunuz.

Galatasaray, Lemina ve Seri merkezine geçtiğinden beri bu şekilde oynamaya gayret ediyor. Bunu yaparken iki kanat oyuncusunu merkeze çekerek Seri’nin önüne koyuyor ve beklere alan açıyor. İki kanat bekiyle birlikte oyunu enlemesine genişletiyor ve mobil bir ikinci forvet ile birlikte ceza sahası içinde daha fazla adamlar yer alabiliyor.

Saracchi ile birlikte sol kanattan atak geliştirme sıklığı da arttı. Mariano’nun oynadığı sağ kanattan gelen Galatasaray artık sol kanadı da kullanmaya başladı. Bu ataktan 5 dakika sonra golü buldu.

Benzer bir atak ile bulunan gol.

İlk atakta merkeze gelen Emre Akbaba iken bu atakta Falcao… Falcao’nun burada merkeze yaklaşması topu tutması ve Seri’nin oyun kurulumuna yardımcı olması onu target man yapmaz. Firmino da benzer oyun içi aksiyonlarına sahip. Bu klasik bir Deep-lying Forvet hareketleri. Falcao komple bir forvet. Ceza sahası dışında bunları yapabiliyorken, ceza sahası içinde tam bir fox in the box olabiliyor.

Yazının başında her savunma önünde oynayan oyuncu ön libero değildir demiştim. Her sırtı dönük oynayabilen oyuncuda target man değil. Hedef adam aslında, oyunun sıkıştığı anlarda direkt olarak ona topu oynayarak (havadan) pas kanallarının kapanmasına karşı bir antifriz görevi görür. Özellikle iyi bir ikinci forvetiniz varsa target man onun alan bulmasını da sağlar.

Falcao, pres ile rakibin tüm pas kanallarını tıkadığı zaman oyunun 3. Bölgede tekrar kurulmasına yardımcı olacak fiziksel özelliklere sahip değil. Elbette sırtı dönük oynayabilir, bu futbol zekası onda fazlasıyla var fakat Lukaku’nun yaptıklarını Falcao’da yapar demek biraz abesle iştigal.

https://www.footballwhispers.com/blog/falcao-back-devastating-best-ready-man-city

Burdaki yazı aslında ne demek istediğim Monaco’da teknik direktörlüğünü yapmış Leonardo Jardim‘in City mücadelesi öncesi (2017 şampiyonlar ligi) Falcao’nun bir target man değil bitirici olduğunu anlattığı kısa bölümü okumanızı öneririm. Falcao hakkında güzel bir yazı. Ben bahsettiğim o kısmı şuraya ekleyeyim.

Netici itibariyle Galatasaray, ligin ikinci yarısında savunma ve hücum organizasyonunu iki farklı düzende yapacağı, bunu yaparken iki hücum oyuncusunun mutlaka 3. pas opsiyonu olmak için orta sahaya yaklaştığı, beklerin o anda hücuma bir kanat oyuncusu gibi eklendiği düzenin tekrar oluştuğunu görebiliyoruz. Bu düzene Onyekuru ve Jesse’nin de adapte olabildiği an çok hızlı bir takım hüviyetine bürüneceği aşikar.

Dahası benim beklentim Jesse’nin bu sezon bir yardımcı karakter olacağı. Andone’nin sağlıklı bir şekilde dönmesi durumunda Tudor’un yapmak istediği hücum hattına Fatih hoca çok yaklaşacak ve gelecek sezonu pas değil efor üzerine kurulması gerektiğini çok net göstereceği bir ikinci yarının bizleri beklediğini düşünüyorum.

4-4-2/3-1-4-2 arasında gidip gelen takımın kondisyon olarak hala kötü durumda olmasını anlamakta güçlük çekiyorum. Bu sorunun temelinde elbette alınan oyuncuların hemen hemen hepsinin geçen sezondan bir problem yaşaması. Lemina sakat gelmişken, Onyekuru sıtma olup, Saracchi ve Linnes 6 aydır maç oynamamış durumda. Emre Akbaba’nın sakatlığı malum…

Özellikle Saracchi’nin 75’ten sonra hocanında uyarısı ile hücuma desteğini minimuma indirmesi, Galatasaray’ın hücum gücünü sekteye uğrattı. Linnes’in de benzer bir şekilde henüz maç temposunu kaldırabilecek bir noktada olmadığını da unutmamak gerek. Geldiği günden beri 4 ay futbol oynayan Feghouli hala hazır bir görüntü vermiyor… Tüm bunların ışığında sezonun ikinci yarısında Galatasaray’ın nasıl durumu toparlayacağını merak ediyorum…