Derbilerin öncesindeki tüm tahminler genelde derbi sırasında tutmaz.

Ancak bu sefer net olarak tutan tahminlerin yapıldığı bir derbiydi. Bunun temel nedeni Fenerbahçe’nin Gustavo’ya olan ihtiyacı, Galatasaray’ın Lemina’ya olan ihtiyacından daha fazla olmasıydı. Bunu yazının devamında anlatacağım o yüzden önce dün gecenin en başına dönelim.

Derbiye hazırlık kısmında Fenerbahçe’nin güvendiği 20 yıllık sihirli seri yer alıyordu. Bunu sahaya çıktıklarında rahatlıkla görebildiğimizi düşünüyorum. Ersun Yanal’ın ne öne geçmek için bir planı vardı ne de öne geçtikten sonra ne yapacağını biliyordu. O kadar boş o kadar anlamasız bir takım vardı ki sahada Kruse ve Vedat dışında ofansif oyuncusu yok gibiydi. Kadıköy’de bu sene ve daha önceki senelerde Fenerbahçe büyük maçların hemen hemen hepsinde oyuna pres ile başlar ve ilk 20 dakika da skor üstünlüğünü ele almaya çalışırdı. Sihri canlı tutan şey buydu. Rakip “yine mi?” diye kendine sorar bir hale getirene kadar kabus gibi çökmek.

Ersun Yanal’ın maça böyle başlayacağını düşünüyordum. Maç sonu açıklamalara bakarsak tüm Galatasaray teknik heyeti de bu şekilde düşünüyormuş. Bu noktada Feghouli ve Onyekuru tercihlerinin nedenleri anlaşılabilir hale geliyor. Ersun Yanal ile Fatih Terim arasındaki temel fark burada başlıyor aslında. Fenerbahçe rakibe “yine mi?” düşüncesini aşıladığı baskıyla başlamadı. Ersun Yanal’ın düşüncesi tam olarak beraberlik gibi. Kazanamayacağını bilerek sahaya çıkmanın verdiği çaresizliği yaşıyordu. Savunması temelde problemliydi ki Ersun Yanal takımlarının savunması her zaman problemliydi. Ancak bu başka bir seviye. İki sezondur gelmeyen sol bek, Serdar’ın yanına bulunamayan partner gibi çokça sorunla boğuşuyordu. Savunmayı kuramadığınız zaman hücumun insafına kalırsınız. Trabzonspor gibi. Yediğinizden fazlasını atıyorsanız sorun yoktur ama atamıyorsanız tehlike çanları çalmaya başlar.

Ersun Yanal’ın kafasında derbiyi bu şartlarda oynamak yoktur. Bundan adım kadar eminim ancak yapabileceği de bir şey yoktu. Gustavo’nun varlığı iki stoperin half-space’leri birazda olsa müdahale edebilme şansı tanıyordu. Tabi ki bunu kısmen yapabiliyordu Fenerbahçe ancak onun yokluğunda daha fazla açık veremeye müsait hale geldiler ki bu Onyekuru’yu Lemina’dan daha değerli bir hale getirdi.

Ersun Yanal, bu sezon sıkça kullandığı 4-2-3-1/4-4-2 geçişli saha dizilimini kullandı yine. Kruse ikinci forvet gibi oynadığı rakibi 4-4-2 olarak karşıladığı formasyonda sahadaydı.

 

Tolgay ve Ozan ikilisi merkezde kağıt üzerinde doğru durabilir ancak Fenerbahçe’nin pres yapmasına müsaade etmeyen bir yapı kurulması anlamına geliyordu bu. Ozan ve Gustavo ikilisi daha atletik ve kazandığı topla dikine hareket eden bir yapıydı. Tolgay ile bu yapının benzerini kuramazsınız. Fenerbahçe’nin merkezdeki oyuncu bolluğuna rağmen doğru bir yapı kuramasının nedeni de aslında bu. Oyunun ihtiyaç duyduğu niteliklere sahip iki oyuncu var Fenerbahçe’nin elinde. Top ile çıkmadığı zaman Vedat opsiyonunu devreye sokan bir takımdı Fenerbahçe ve bu maçta bunu da yapamadılar. Marcao, Donk kiminle eşleşirse eşleşsin daima kaybeden oldu Vedat. Bu durumda Fenerbahçe 3. bölgeye en kısa yoldan yerleşme şansını da kaybetmiş oldu. Dahası Ersun Yanal’ın oyunu değiştirmeme tercihi, stoperde Jailson ile oynamayı seçmesiyle birlikte birleşince geleneksel derbi başlangıcından çok uzak bir görüntü ile başladı.

Diğer tarafta ise ligin ikinci yarısı ile birlikte hatalarından arınmış, tüm dikkatini saha içine vermiş bir Fatih Terim var.

Lemina’nın yokluğunda 4-4-2/3-1-4-2 geçiş oyunundan direkt 4-3-3’e geçiş yapan bunu yaparken Lemina’nın hücum organizasyon rolünü Seri’ye veren, önlerine de Belhanda ve Ömer gibi pres yapabilen oyuncuları koyan bir rakibiniz varsa işini kolay olmaz. Çünkü, Ersun Yanal’ın Gustavo’nun yokluğunda yapması gereken ama yapamadığı saha için taktiksel değişikliği Lemina’nın yokluğunda Fatih terim yapmıştı. İşte belkide bu yüzden o Fatih Terim…

 

Galatasaray’ın ligin ikinci yarısında pas ile çıktığı ama dikine hareket ettiği yapıda Lemina anahtar oyuncu konumunda. Hem savunma hem hücum anlamında çok büyük fark yaratan bir isim. Lemina’nın olmadığı bir düzende taktiksel değişiklik kaçınılmaz hale gelecekti.

Lemina’nın sakatlık haberinin ardından yazdığım bir tweet’di bu. Yokluğu oyun değiştirtir adama dememin sebebini dün gece sahada gördük. Emre Akbaba’nın mobil cazibesi yerine Belhanda riskini alacak kadar değişiklik yaparsınız oyunda. Çünkü Lemina hücumun ilk başlangıç noktası olsa bile daha derinden yaptığı bir şey var ki o bambaşka bir seviye. Savunmanın rolünü aza indiren bir adam… Fatih hoca, Ersun Yanal gibi bir şey yapıp, Ahmet Çalık – Marcao ikilisi ile başlayıp Lemina’nın görevini Donk’a verip 3-1-4-2/4-4-2 geçişini yapmaya devam edebilirdi. Bu güvenli suydu ve bunu yapsa kimse neden yaptın? demezdi ama o Fatih Terim’lik yaptı ve oyunu komple değiştirdi.

Bu tercih Fenerbahçe’yi biraz bozdu. Muhtemelen orta saha ikilisine baskı yapmak üzerine kurduğu bir düşüncesi vardı Ersun Yanal’ın ancak Fatih Terim’in 3’lü orta saha hamlesi ile bu taca çıktı ve Fenerbahçe hafta içinde çalıştığı ne varsa boşa gitti. Seri’nin, hücum anlamında Lemina’yı gram aratmaması ile ilk 20 dakikada baskı yerine Galatasaray atakları vardı ve Onyekuru biraz daha yüzdeli bir maç başı çıkarsa ilk 15 dakikada 2-0 olması işten bile değildi. Bu noktadan sonra penaltı geldi ama benim işim onlarla değil.

Yayıncı kuruluşun telif mevzusu yüzünden bunu maç içinde görsellere ile anlatamıyorum ancak başka türlü anlatabilirim.

Galatasaray rakibi yine 4-4-2 olarak karşıladı. Ancelotti’nin Napoli’nin başında iken yaptığına benzer bir hareketti bu. Bunu yaptığınız zaman rakibin ne kadar topla oynadığının bir önemli kalmıyor ki Fenerbahçe topa hakim şekilde bitirdi maçı. Tabi ki istatistik olarak. Rakibi 4-4-2 ile karşılamak yeterli değil ki öyle olsa Fenerbahçe’nin de rakibini 4-4-2 ile karşıladığı bir maçta oyunun sıkışması gerekir. Ancak Fatih hoca rakibinden daha farklı bir savunma sistemi ile oynuyor sezonun ikinci yarısını. Ama bu maçta çok başka bir şey yaptı ki bir haftada körüklü alan savunmasını öğretmek çok büyük iş… Bu noktada daha çok Falcao’nun yanında Belhanda’yı gördük fakat Ömer’in baskıya gittiği zamanlarda Belhanda orta sahayı devamlı 4’ledi.

Bu noktada telif yememek için kendi taktik tahtama dönüyorum.

 

Bunu, bu kadar kısa sürede öğretmek başka bir iş, bunu öğrenip uygulayan bir takım olmak bambaşka iş. Tüm dikkatini sahaya veren bir kulüp olunca Galatasaray cidden çok büyük bir rakip haline bürünüyor. Bu kaymalar hem orta sahayı her daim aynı çizgide tuttu hemde ön alanda stoperlere baskı uygulattı.

Belhanda’nın kaçırdığı golde böyle bir baskının sonunda geldi aslında. Kaymaları doğru yapan bir takım ve bu kaymalara bırakın çözüm bulmayı sadece seyreden rakip. Ersun Yanal maça ne kadar kötü hazırlandıysa Fatih Terim o derece iyi hazırlanmış. Öyle iyi hazırlanmış ki basın toplantısında da sadece saha içini konuşacak kadar oyuna odaklanmış. Bu sahaya yansıdığında Fatih hocanın sezonun ilk yarısındaki hatalarından komple arındığının da göstergesi.

Savunma anlamında bunları yaparken Galatasaray hücum anlamında da bir şeyleri değiştirmiş durumda. Sezonun ilk yarısında iki statik kanat oyuncusu ile oynuyordu takım. Feghouli’nin oyun kurulumuna bence sınırlı sayıda etkisi ile onun kanattaki varlığı devam etmekte ama Onyekuru çok farklı bir noktaya taşıdı Galatasaray’ı. Seri’nin hareketli kanat oyuncularını topla buluşturmada ki mahareti böyle oyuncuları daha tehlikeli bir hale sokmakta. Maç başından sonuna kadar zaten sıkıntılı half-space savunması olan Fenerbahçe’yi, Onyekuru ile zorladı Galatasaray. OPTA’ya göre rakip ceza sahasında topla en fazla buluşan (9), en fazla şut çeken (6) ve bu şutlarda en fazla isabet bulan (4) oyuncu oldu Onyekuru.

Fatih hoca sezonun ilk yarısında oyunu, oyuncuların ayaklarına bırakmıştı. İkinci yarı ile birlikte hoca her şeyi kontrol eder hale geldi. Hücumu da savunmayı kontrol ettiği kadar net şekilde kontrol ediyor. Artık KAOS hakim değil sahaya. Onun yerine bir düzen, bir şablon ve bu şablonu çok iyi oynayan bir takım var. Ligde 3. bölgede hücumu kontrol eden nadir takımlardan biri haline dönüşmeye başladı Galatasaray. Bunu Ünal Karaman zamanında Trabzonspor, zaman zaman Okan Buruk’un Başakşehir’i ve sezonun ilk yarısı boyunca Rıza Çalımbay’ın Sivasspor’u yapabiliyordu. Onlara birde Galatasaray dahil oldu.

Hücumda ne yaptı Galatasaray?

Lemina olmadığı için o rolü üstlenen oyuncu seriydi. Ve normalde 4-3-3 olarak sahaya dizilen ama oyunun hiç bir bölümünde öyle oynamayan bir Galatasaray takımı var olunca 3’lü orta saha aslında hiç bir şey ifade etmedi. Fatih hoca 3’lü orta sahayı kurduğunda ilk pres hattını geçen rakibini 4-5-1 olarak karşılamanın planı ile çıkmıştı maça.

Belhanda ilk baskıdan sonra Fenerbahçe ikinci bölgeye geçerse bu sefer 4-5-1’e dönerek ileride sadece Falcao’yu bıraktı. Şablon çok netti ve takım tam olarak taktiksel stratejiye bağlı kaldı. Rakip yine 4-4-2 ile karşılandı ve hücum edilirken 3-1-4-2 yerine 3-4-3 tercih edildi..

Bu düzenle birlikte Galatasaray rakibini her anlamda köşeye sıkıştırdı.

Vedat üzerinden 3. bölgeye geçişin kısa yolunu kullanan Fenerbahçe Vedat’ın Donk ile Marcao arasında eriyip gitmesiyle o etkinliğini kaybetti. Vedat’ın formuna bağlı bir hücum planı olan ve bunu sezon başından beri neredeyse hiç değiştirmeyen Fenerbahçe bu maçta beklenin altında kalan Vedat performansı ile hücum edemez hale geldi. Orta sahanın 5’lendiği durumlarda Kruse’ninde yaratıcılığına vurulan ket ile zaten iki ofansif oyuncu ile maça başlayan Fenerbahçe’nin hareket edemez hale gelmesine neden oldu. Rakibi 4-4-2 ile karşılayan ve yeri geldiğinde bunu 5’li orta saha ile daha da kalabalık bir şekilde yapan Galatasaray savunma anlamında neden ligin en iyi takımlarından biri olduğunu (özellikle sezonun ikinci yarısında) göstermiş oldu.

Fatih hocanın oyun planı, başından sonuna kadar tam anlamıyla işlemiş ve rakibinin tüm zaaflarını en ince ayrıntısına kadar takımına çalıştırdığı görüldü dün gece. Bunun yanında rakibi ise hemen hemen hiç bir şeyi tam yapmayarak, önce Saraçoğlu büyüsüne sonrada tamamen Vedat’ın ve Kruse’nin bireysel perfomansına dayalı bir oyun planı ile çıkmıştı. Netice itibariyle Onyekuru’nun biraz daha yüzdeli oynasa 6-0’lık maçı bile unutturabilecek bir gecede 20 yıllık seri tuzla buz oldu.

Maç, sezonun ilk yarısında çokça eleştirsem de ligin ikinci yarısında futbolun tüm doğrularını uygulayan Fatih Terim’e yazar. Körüklü alan savunması, kazanılan toplarla dikine hücum, Lemina’nın yokluğunda 3-1-4-2’den 3-4-3 hücumuna geçiş ve bunu bir haftalık zaman diliminde yapması onun ülkenin neden en büyük teknik direktörü olduğunun kanıtı niteliğinde.