Açıkçası giriş kısmını bir kaç kere yazıp sildim.

Bir futbol sever olarak Fatih Terim’in kafasının sahada olduğu her an yapabileceklerinden etkilenen biri olarak 2,5 sezondur oturup bu bir “Fatih Terim takımıdır” diyebileceğim bir takım izleyemedim gerçeğini düşündüm. Bazı teknik direktörlerin tarzını 100 km öteden anlarsınız. Fatih Terim öyle bir teknik direktör. Oyununun temeli pres… Ancak, son 2,5 yıldır bunu yapabilen bir takım göremedik sahada.

Fatih Terim takımlarının b planı, pres ile yapamadıklarını zekası ile kapatmak olurdu her zaman. Ama yine 2,5 yıldır bu zekayı sahaya koyup, fark yaratan bir takımda göremedik.

Tüm bunların ışığında adınız Fatih Terim bile olsa eleştirilmeniz kaçınılmazdır. Hele ki Galatasaray’da çalışıyorsanız. Galatasaray taraftarı biraz şımarık, çokça tahammülsüz, vasatlığa karşı inanılmaz bir kin duyan, başarı odaklı bir topluluk. Onları Dortmund’un sarı duvarı gibi ne olursa olsun her maç tek bir boş koltuk kalmadan bile stadı dolduracağını düşünmeyin. İşte tam da bu sebepten Fatih Terim’in istifasını bile isteyecek noktaya gelebilir Galatasaray taraftarı. Futbol yoksa gözünüzün yaşına bakmazlar…

ilk 16 maç sonrası ortaya çıkan tablo hiç bir Galatasaray taraftarını memnun etmez. Etmedi de! Belhanda, Selçuk İnan yerine Taylan’ı, Mustafa Kapı’yı görmek istedi taraftar. Onlar teknik düşünmüyordu belki ama sahada asıl ihtiyaç enerjiden çok akıldı. Ve Fatih Terim bu konuda, işi ciddiye aldığında bir dünya markası.

Sanırım geçen sezon şampiyonlar ligindeki deplasmandaki Porto maçından bu yana ortaya konulmuş en akıl dolu maçı izledik. Genelde, Süper ligde taktik-teknik analiz yapmak zordur. Çünkü, oyun daha çok fizikseldir. Ve fiziksel üstünlük, oyunun temeli olunca analiz edecek çok bir şeyde kalmıyor. Açıkçası dün geceki maçıda, rakip kötü bir Antalyaspor bile olsa, bir kaç hafta önce lig sonuncusu Ankaragücü’ne puan kaybetmeyi başarmış bir takım seyrettiğim için çok büyük bir beklentim olmadan izlemeye başladım.

Sahaya sürülen 11 beklentimi hemen hemen karşılamıştı. Satılmasına kesin gözüyle baktığım Belhanda, artık neden futbol oynamaya devam ettiğini bilmediğim Selçuk İnan sahada olmayacaktı. Belkide son maçı olan Yuto ve Mariano beklerini bekliyordum zira hoca onlara güveniyordu ama o da biliyordu ki bu ikili artık miadını doldurmuştu.

Seri ise hocanın bu sezon forma adaleti konusunda yaptığı tercihleri sıkça eleştiren biri olarak beklemediğim biri isimdi. Çünkü, Fatih Terim’in oyun yapısına aslında uyacak 2011 model Selçuk İnan’a sahipken bunu neden kullanmadığını merak etmiştim hep. Eleştirenlere de aşağıdaki video ile cevap vermiştim.

Hocanın merkezdeki Lemina – Seri tercihi bir nevi 2011 Melo – Selçuk inan ikilisi gibiydi. Son derece zeki, ayağına hakim, fiziksel olarak sorunu olmadığında ligin 3 seviye üstünde Lemina ve yanında yine bir zamanlar Barcelona’da Xavi’nin övgüsüne mahzar olmuş Seri… Benimde sık yaptığım bir hata var tam bu noktada. 2011 model Galatasaray’da merkezde Melo ve Selçuk’un bir tandem oluşturduğu düşünülür. Ancak normalde Melo’nun oyun yapısı ve ortalama pozisyonuna bakıldığında genel olarak olarak 4-1-3-2’ye benzer.  Hatta beklerin desteği ile 2-1-5-2 demek daha doğru olur.

Bu konuya neden girdim? Neden 9 yıl öncesinden bahsediyorum?

Bunun ilk ve en büyük nedeni Antalyaspor maçında bu 2011 şablonunun kullanılması. Bu genelde 96-2000 arasındaki dönemde de kullanılmıştı. Orada, beklerin kanat oyuncusu, birer açık gibi oynadığı formasyon vardı ama beklerin o performansı vermesini elbette beklemiyorum.

Formasyon değişince, birde oyun yapısı değişiyor tabi… Galatasaray geride 90 pas yapan bir takım olmaktan kurtulmuştu bu maç özelinde. Geride mümkün olduğunca az pas yapan bir takım vardı. Ve asıl zeka kokan şeyde burada başlıyor aslında. Oyunun kilit bir rolü var. 2011’de bu Melo’ydu, bu maç özelinde ise Lemina…

İlk yarıda 21 dakikada 7 şut atan (sezon ortalaması 10) bu şutların 4’ünde isabet bulan takımın ortaya koyduğu akıcılığın nedeni sistem ve oyuncuların bu sisteme uyumu.

Lemina iki stoperin arasına girdiği gibi sağ stoper gibi de oynadığı bir 45 dakika izledik. Ama bunu sürekli bir hale getirmedi Lemina. Galatasaray, birinci bölgeden ikinci bölgeye geçerken 3-1-4-2, ikinci bölgeden üçüncü bölgeye geçtiğinde 2-1-5-2 olarak yerleşti sahaya. Lemina takımın hücumda hangi bölgede olduğuna göre kendini sahaya yerleştirdi ve 3.bölgede iken takım o ikinci toplar için ceza sahası ver çevresindeydi.

3’lü gibi duranca hücum ederken takım Marcao, daha rahat pas atabildi ve bir pas opsiyonu oldu. Donk, görüntüde görebileceğiniz gibi net bir şekilde merkez stoper gibi pozisyon aldı ilk yarı boyunca.

Seri, deep-lying playmaker pozisyonunda.

 

3’lü kalıp önlerine 1 geliyor, takım birinciden ikinciye geçerken ve burada hücuma bakmanızı öneriyorum. İlk kez rakibin savunma hattının boyunu enlemesine uzatmış, bekleri çizgiye basmış, iki kanat oyuncusu merkeze yaklaşmış ve forvetin çiftlemiş bir takım. bu noktada savunma arkasına koşuda yapabilen bir takım..

Merakım bu noktada bunu yapabilen oyuncular bu ana kadar neden bunu denemedi? Bunun cevabı hocanın kendisinde saklı. İnat demek istemiyorum ama gereksiz bir ısrar vardı ve 4-4-2’yi asimetrik kullanmak, iki kanat oyuncusunu merkeze çekip 2011 modeline geri dönüş yapmak için 16 hafta beklenmemliydi.

Oyunun içinde birden fazla sistem ve bu sistemler arasına geçiş o kadar güzeldi ki bu oyunun doğru oyuncu grubu ile bir yaz kampından sonra nasıl bir hal alacağını merak etmiyor değilim.

Sahaya konan zekanın ikinci ortaya çıkardığı güzellik tabi ki Taylan Antalya’lı. Falcao’ya yakın oynayan, topu dikine taşıyan, bunu yaparken Falcao’yu istasyon olarakta kullanan bir oyun ile topu gevelemeden direkt sonuca gitmeye çalışan bu yapı işleri kolaylaştırdı. Özellikle kalabalık bir şekilde ceza sahası ve çevresinde kendine yer edinmiş bir takım ile birlikte Taylan’ın oyunu dahada büyüdü. Gol atması, atmaması değildi mesele. Topu aldığında geri vermek yerine dikine gitmeyi tercih etti. Ve set oyununda ilk kez bu kadar net pozisyonlar elde etti takım.

Tabi burada bir parantez açmak istiyorum Mariano’ya.

Lemina’nın sağ stoper gibi davrandığı bir oyunda kendini daha çok öne atabilidi. Ve dahası Feghouli’nin merkeze gelmesiyle birlikte kanatta daha rahat hareket etti. Bu şu demek değil tabi ki ligin ikinci yarısında Mariano ile devam edilebilir diye düşünülmemeli.. Ancak anlaşılan o ki hocanında Linnes’e çok güvenmediği ortada.

Set oyunundaki xG’den anlayacağınız gibi bu sefer bir set oyunu vardı sahada. Bölge bölge takımın ne yapacağı, nasıl yerleşeceği ve kimin nereye hareket edeceği çok net bir şekilde belirlenmiş… 2,5 yıldır belkide ilk kez sahada büyük bir akıl vardı.

Falcao için bir kaç söylemek gerek.

Fiziksel olarak daha iyi bir seviyeye geldiğinde hareketli oynamaya devam edince çok fark yaratan bir oyuncu oluyor. Dahası gerçekten ceza sahası içinde bir şekilde topa vuran bir adam. Ama bunların hepsi bir kenara attığı ikinci golde savunma oyuncusunun aklını nasıl karıştırdığını ve orada çakılı bıraktığına dikkat edin. Çok özel bir golcü ve ligimizde olması bir şans.

Sonuç olarak, Fatih Terim’in alametifarikası asimetrik 4-4-2’ye dönüş, bunu yaparken birden fazla dizilişin bir arada son derece düzenli bir şekilde geçişi ve Antalyaspor’un savunma yapmasına müsade etmeden ikinci bölgeden üçüncü bölgeye geçer geçmez başlanan dikine hareket sayesinde bu sezonun en iyi oyunu ve ocak transfer dönemi sonrası oynanacak oyuna bir gönderme, bir spolier…

Bu oyunun geliştirilmesi, kusursuzlaştırılması gerekli ki katı bir 4-1-4-1 yerine asimetrik bir 4-4-2 daha heyecan verici…

Bu takımın pas oyunu oynamasının mümkün olmadığına dair yaptığımız sezon öncesi analizlerin sonunda yine ve yeniden 4-4-2’nin şefkatli kollarına kendini bırakmak gibisi yok. Bir teknik direktör oynattığı en iyi oyundan neden bu kadar kolay vazgeçer hiç bir zaman anlamadım. Fatih Terim’inde yapması gereken belkide bildiği en iyi şeyi yapmak…