Maçtan önce Derbi öncesi analizinde yazdıklarımızı sahada görmekten memnuniyet duyduğumu söyleyemem.

Maça Fenerbahçe’nin biraz daha istekli ve hareketli başladığı bir gerçek. Bu benim beklediğim bir şeydi. Ersun Yanal’ın Fenerbahçe için istediği şey bu. İçeride dışarıda aynı oyunu oynamak. İlk 30 dakika boyunca topa sahip olan, daha çok şut çeken, daha çok deneyen takım Fenerbahçe’ydi.

Levent Şahin’in de maç sonunda söylediği gibi bir pas takımıydı Galatasaray ve pas ile ilk yarının kalan 15 dakikalık bölümünde topa sahip olup şut konusunda da rakibini yakalamıştı. İlk yarı bittiğinde rakibini pas olarak geçmiş, şut olarak ise gerisinde kalmıştı ancak oyun üstünlüğünü eline alabilmişti.

Lemina’nın şut girişimleri ile birlikte biraz daha önde oynamaya başladığı için Fenerbahçe’yi kendi ikinci bölgesine dönmeye zorladı. Bu arada tabi ki topa sahip olma üstünlüğünü kaybeden Fenerbahçe, Vedat Muriqi’ye uzun oynamaya başlamıştı bile.

Galatasaray’ın böyle bir b planı yok oyun içinde. Bir target man’i olmadığı için pas yapmak tek çare gibi gözükebilir. Ancak Levent Şahin’in ve teknik ekibin atladığı bir nokta var. Pasa dayalı “pozisyon oyunu” için 22 tane oyuncuya ihtiyaç var…

Bu oyunu oynayan büyük bütçeli takımların bile kurmakta zorlandığı bir kadronun 1 yıldan fazla sürede kavrayabildiği, oturtabildiği ve mükemmelleşmesi için yine en az 1 yıla daha ihtiyaç duyan bir oyunu kiralık orta saha oyuncuları ve 30+ kanat oyuncuları ile oynamak mükemmel bir seçim doğrusu. Özellikle iki bekin yaşattığı pozisyon kayıpları sonrası kendisini bir defansif orta saha gibi öne atan Marcao’nun boşalttığı alanı doldurmak için uğraşan Luyindama’nın her maç çektikleri film olur.

Bugünkü maçta 5-4-1 savunarak alanı PSG maçı öncesi savunma idmanı yaptığını fark etmediğimiz düşünülmesin.

Levent Şahin’in maç sonu konuşmalarından anladığımız hücumdaki sorunun pas ile çözüleceği. Buna biraz güldüm çok affedersiniz. Dünyadaki emsallerine bakarsanız pas oyunu temelli “pozisyon oyunu” oynayan, oynamaya çalışan her takımın kanat forvetleri birer forvettir. Ziyech, Neres, Sane, Mane, Salah, Sterling vb… Bunun yanında merkezdeki oyuncuları muazzam sahte 9’dur..  Firmino, Agüero, Tadic vb..

Sizin elinizde kim var? Feghouli ve Babel. Bu konudan daha öncede bahsetmiştim. Derbi öncesi yazısında da dile getirdim. Bu iki oyuncu kanat forveti değil advanced playmaker’dır. Babel, Hollanda milli takımında ikinci forvet gibi oynayan geçiş hücumunda gol noktasında Hollanda’yı sayısal olarak fazlalaştıran bir oyuncudur. Galatasaray’da ise kanatta oynayan bir playmaker’dır.

Galatasaray’ın pasa dayalı “pozisyon oyunu” için ihtiyacı olan kanat oyuncusu değil. Keza Feghouli de Babel gibi. Hatta kendi milli takımında forvet arkası/10 numara arası bir rolde.

Yani Galatasaray’ın oynamak istediği, Levent Şahin’in üstüne basa basa söylediği “pas takımıyız” cümlesi daha iki kanat oyuncusundan bahsederken çöpe gidiyor. Beklere gelmedim bile… Galatasaray’ın sorunu oynayamayacağı bir oyunu oynamaya çalışması. Bir ekol transferi…

Bu konuda Fatih Terim’in tavrına çok şaşırdığımı da belirtmeden geçmeyeyim.

Çünkü, Fatih Terim bu topraklarda ortaya çıkan ilk ekolün sahibidir. Bunca zaman bir oyun felsefesi, bir mantığı vardır. Kazanır/kaybeder ama ne oynadığı, ne oynamak istediği belli bir takım yaratır. Bugüne kadarda başka birinin felsefesini ana felsefe yaptığı olmamıştır. Günümüzde ise kendi felsefesini bir kenara atıp ekol transfer etmekte.

Galatasaray olmayacak duaya amin demeye devam etmekte.

Falcao gibi bir adamı besleyemeyen bir oyun yapısını sadece pasla açıklamaya çalışmak, dahası gol lazım iken Falcao – Adem büyük hamlesi korkunçtur. Bu Falcao’ya saha içinde mobbing uygulamaktır kaba tabiriyle. Koca maç topla buluşamayan, buluşturulamayan bir forvet… bir dünya starı… inanılmaz!!!

Diğer tarafta ise Fenerbahçe tahminlerimizi boşa çıkarmadı. Rami ile başlamayıp risksiz bir Jailson hamlesi yaptılar. Merkezde Gustavo ve Emre ile oynadılar. 4-4-2 çıktılar maça. Bu da beklediğim bir şeydi.. Çünkü Galatasaray 4-4-2 de çok zorlanan bir takımdı.

İlk yarının başlarında atak başladılar. Galatasaray, pasla kırmaya çalıştı bunu ama ilk 30 dakika çok başarılı olduğunu söyleyemem. Fenerbahçe oyun kontrolünü yitirmeye başladığında Ersun Yanal ikinci yarı için hamlesi Deniz Türüç’tü. Ozan’ı sağ beke alıp Deniz’i öne attığında oyunu daha çok ön tarafta hareketlendirmek istedi. Bu noktada daha çok 4-2-3-1 gibi sahada dizildiler.

Oyun kontrolü biraz Galatasaray’ın eline geçti ama savunmada sağlam kaldılar. Daha doğrusu Galatasaray oralara gelemedi. Son 10 dakika yine üstünlüğü ele aldılar ve pozisyon buldular.

Ersun Yanal beraberlik için gelmemiş gibi başlayıp, oyunu beraberlikte kitledi. Tabi bu noktada hücum konusunda berbat bir Galatasaray ile karşılaşma şansına da sahiplerdi.

Netice itibariyle maç öncesi yazdıklarımın gerçeğe dönüştüğü ve Galatasaray’ın çok kötü, Fenerbahçe’nin ise kötü oynadığı bir maçın sonunda 0-0’lık beraberlikle ile herkes evlerine döndü.

Galatasaray hafta için PSG’yi ağırlayacak. Fenerbahçe ise Antalyaspor hazırlıklarına başlayacak.