Genelde uzun olan maç yazılarını kısaltma zamanı geldiğini düşünüyorum.. Zira artık, hemen hemen her takım oturttuğu oyunlarını her maç tekrarlıyor.

O zaman Sivasspor ile başlayalım. Sivasspor özellikle seri yakaladığı oyununu oynamaya devam etti. Topa çok sahip olmayan, oyunu geniş alana yaymaya çalışan ve duran topları oldukça iyi kullanan bir takım konumundaydı bundan önce. Dün gece pek farklı bir şey yapmadılar. Kazandıkları her topu önce Yatabare ile buluşturup, onun sürüklediği stoperlerin arkasına sarkan (özellikle sağ kanat) kanat oyuncularını topla buluşturma üzerine kurduğu oyununu eksiksiz oynadı.

Ancak, Sivasspor dengeli bir takım değil. Ligdeki bir çok takım gibi.

Türkiye liginde genelde takım yapıları oyunun her iki yönünü de iyi oynaması üzerine kurulmuyor. Yada bir noktadan sonra takımların oyunun iki yönünü birden iyi oynaması mümkün olmuyor. Sivasspor bunu yaşayan takımlardan. Ligde her maçında gol bulan bir takım hüviyetindeler ancak gol yemeye de çok müsait bir yapıları var. 25 maçta yedikleri 28 golde maç başına 1 gol yeme ortalaması ile oynamaya devam ediyorlar. Savunmaları orta saha merkezinden kaynaklı açıklar vermeye çok müsait… Bu yüzden merkezde kazandıkları toplarlar atak sonlandırmaya odaklanmış durumdalar. Çünkü, savunmaya odaklanırlarsa hücum etme şansları bir o kadar azalacak…

Hücumda ise topu kazananın hiç vakit kaybetmeden karşı kaleye koştuğu bir yapıdalar ki bu ligin bug’larından biri.

Hız = puan temeline bağlı kalıyor ve ne zaman topu kazansa rakip ceza sahası içinde 5-6 kişi olabiliyor. Dahası, duran toplarda son derece etkililer… Yani Sivasspor net bir hücum takımı ve bunu yaparken, yani hücum ederken rakibini öylesine tedirgin ediyor ki rakip hücum etmekten çekiniyor. Dün akşam maç 1-1 olmadan önce Sivasspor oyunu tutmaya çalıştıysa da bunu başaramadı. Yani oyunun iki yönünü oynayamadı ve sadece hücum eden bir takım olarak kaldı…

Galatasaray’a karşı üstünlük kurmak istiyorsanız yapacağını şey hücum etmek değil oyununun üstünlüğünü ele almaktır.

Dün gece Sivasspor’un özellikle ilk yarıda, hatta daha net konuşalım ilk 10 dakikadan sonra Galatasaray karşısındaki ağır hezimetin nedeni de tam olarak bu. Golü yedikten sonra Galatasaray oyuna tam olarak hakim oldu ve ilk 10 dakikadaki baskıyı pas ile kırdı. Pasla çıktığınızda rakibinizin baskısını boşa çıkarttığınız an, bunu bir kaç kere tekrarladığınızda rakip pres yapmaktan vazgeçiyor. Bu bizim lige özgü bir şey. Çünkü, bizde pres aslında baskı… Temelde farklı şeyler. Pres, rakibi zayıf olduğu yere doğru yönlendirilerek yapılır. Rakibin topu artık benden çıksın da nereye giderse gitsin diyerek uzun oynadığı ana veya topun kazanılarak karşı atağa dönüştüğü zamana kadar yapılır. Baskı ise topu ayağında tutan oyuncaya doğru Allah Allah nidaları ile yardırmaktır. Sivasspor ikincisini yaptığı için Seri ve Lemina üzerinde bir baskı oluşturamadı ilk 10 dakikadan sonra. Bunun en büyük nedeni o ana kadar çizgide kalmayı tercih eden Feghoui’nin daha çok merkeze gelmesiydi. 10 dakikadan sonra 3. pas istasyonu oldu Feghouli.

Lemina > Seri > Feghouli bağlantısına Mariano’nun eksik desteği ve Saracchi’nin kötü futbolu eklenmesine rağmen ön alandaki özellikle Falcao’nun futbolun başka bir seviyesini oynaması ile hissedilmedi. Aksine, Sivasspor’un dengesiz baskısı ile Galatasaray, pasla çıktığı her an büyük tehlikeler yarattı ve iki gol bulup iki tane kaçırdı. Zeminin kötü olmasına rağmen bu seviyede bir pas oyunu inanılmazdı…

Maçın ilk yarısındaki bariz üstünlük, istatistik kağıdının her alanına yansımıştı ki, Sivasspor’un 2-1 yenik soyunma odasına gitmesi de bir şanstı. Bu dakikadan sonra Yasin – Emre Kılınç değişikliği Galatasaray’ı biraz zorladı. Yatabare’nin orta sahaya kadar geldiği bir noktada, stoperlerin gereksiz takibi ile alan açma işini doğru yapmaya başlayınca Sivasspor golü buldu. Golü bulmadan öncede ilk yarıdaki gibi ikinci yarının da ilk 15 dakikasında üstün taraftı Sivasspor.

Bu ufak fark sonunda golü getirdi. Bu sayfalarda hakem konuşmadığımız için bu kısmı es geçiyor. Penaltıdır, değildir çok ilgilendiğim şeyler değil. Golü bulduktan sonra Sivasspor 2-2’ye gelince yani Galatasaray gereksiz bir risk aldı… Emre Akbaba 77. dakika da oyuna girdiğinde Sistemi değiştirmedi Fatih Terim. Ömer yerine Emre’yi denedi… 5. dakika sonra ise sistemi de değiştirdi ama Emre yine olması gereken yerden oldukça uzakta kaldı.

Ömer – Adem değişikliği daha fazlasını kazandırabilirdi Galatasaray’a. Lemina’nın 82. dakikada oyundan çıkışı ile birlikte Galatasaray daha düzensiz bir hale büründü. Aşağıdaki tablo Emre ve Lemina değişikliği sonrası oluşan tablo. Zaten topu Galatasaray’a veren Sivasspor merkezin zayıflamasıyla daha çok Galatasaray kalesine gitti. Bu hocanın orta sahayı verip maçı kazanmak için yaptığı çılgınlıklar sonucu oluştu. Son 13 dakikada ilk 15 dakikadaki gibi Sivasspor üstünlüğü vardı…

Maçın ikinci yarısında zaten üstünlüğünü, ilk yarıdaki gibi açıkça hissettiremeyen Galatasaray, Lemina ve Emre Akbaba değişiklikleri ile dahada içinden çıkılmaz bir hale büründü. Sivasspor gol atabileceği atakları da bu arada gerçekleştirdi. Bu dönemde Galatasaray sürekli ileride yakalandı ve topu rakibine veren Sivasspor, Emre Kılınç üzerinden atak geliştirmeye devam etti.

 

Galatasaray 77. dakikadan sonra 8 maçlık seri yapmasına neden olan oyundan bir hayli uzaklaştı. gol ile Emre Akbaba değişikliği arasındaki 19 dakikada yine oyunu bir şekilde elinde tutan takım sonra 13 dakikada +6 dakikayı da ilave edersen son 19 dakikada oyunun etkili hücum kısmını rakibine verdi. Bu noktada Seri’nin deep-lying playmaker’da oynaması gerektiğini düşünen insanlar çok. Ancak görüldü ki Sivasspor’un düzenli olmayan baskısı bile Seri için pas hatası anlamına geldi. Lemina’nın merkeze geçmesi bu yüzden doğru değil. Özellikle iki bekini de hücumda görmek isteyen Fatih Terim’in Seri’yi iki stoperin arasına atması mümkün değil. Zaten ilk yarıdaki oyun gösterdi ki Galatasaray’ın üzerine düşmesi gereken yapı (3-1 ) bu.

Bu pas haritası da gösteriyor ki 2 stoperin önünde Lemina’nın varlığı Feghouli ve Ömer’i rahatlattığı gibi Emre Akbaba gibi savunma tarafından neredeyse hiç olmayan bir oyuncuyu bile sistemin içinde rahatlatabiliyor. Bu yüzden takımın en önemli parçası konumunda. Ortalama pozisyonlar takımın 3-4-3 temelinde 3-3-3-1 gibi pozisyon aldığını gösteriyor. Burada bir kısa not düşmekte fayda var. Galatasaray rakibini neredeyse sette hiç karşılamadı. Bu yüzden o 4-4-2/3-1-4-2 geçişleri yapılamadı. Sivasspor bir gegenpressing takımı da değil. Baskı yapıyorlar ancak bu doğru yapılan bir baskı değil. Aksine topu kalabalık oldukları bölgede kazanıp Mert Hakan ile başlayan dikine hücum üzerine kurulu bir takım olmaları onları çok ciddi bir rakip yapmakta.

Fenerbahçe ve öncesindeki maçlarda rakibini sette 4-4-2 ile kilitleyen Galatasaray, tamamen rakibin pas hatası üzerine kurduğu hücum yapısı nedeniyle Sivasspor’a karşı savunmada zorlandı… İkinci yarı rakibini sette karşılamak istese de ve bunu bir nebze yakalayabilmiş olsa da Galatasaray, sonunda rakibin koşu oyununa ayak uydurmak zorunda kaldı. Tempo Sivasspor’un istediği hale bürününce zorlanan takım elbette Galatasaray oldu özellikle son yarım saatte.

Netice itibariyle, ilk yarıdaki muazzam futbolunu, maçın ikinci yarısına taşıyamayan, oyunu sette kabul edip rakibinin koşu oyununa ayak uydurmamak üzerine bir plan yapan Galatasaray, basit penaltı sonucu maçın 2-2’ye gelmesiyle bu plandan uzaklaştı ve 77. dakikadaki değişiklik sonrası ise maçı biraz daha kendisi için zor hale getirdi. Sivasspor ise koşarak oynamaya başladığında çok tehlikeli bir takım olduğunu kanıtladı ve maçın ilk yarısındaki ağır hezimeti (oyun olarak) ikinci yarı telafi edip maçı kazanabilecek noktaya geldi ve beraberlik kaçınılmaz oldu.

Galatasaray ve Sivasspor için anlaşılabilir bir beraberlik. Ve bu beraberlik daha 9 maçın oynanacağı süper ligde hiç bir şeyin belli olmayacağının kanıtı.