Napoli’ye transfer olduğu gün, yerel gazetelerden biri şöyle yazar: Okullarımız, evlerimiz, belediye hizmetlerimiz, otobüslerimiz olmayabilir; işsizlik ve pislikle boğuşuyor olabiliriz ama hiçbirinin önemi yok çünkü artık Maradona’mız var!”

Aslında Napoli kendisini 1984’ten daha önce, henüz Arjantin’de oynarken ister ama Barcelona’yla yarışabilecek çapta bir kulüp değildir. Bırak Barcelona’yla yarışmayı İtalya’da bile orta sıra takımlardan biridir. 60 yıllık kulübün o güne kadar müzesine giren 2 İtalya Kupası’ndan başka hiçbir başarısı yoktur. Olmaması da normaldir çünkü şehrin ve kulübün, kuzeyli zenginlerin takımları Juventus, İnter ve Milan’la aşık atması imkansızdır. Bu arada İtalya’nın güneyi ve kuzeyi arasındaki uçurum halen orada duruyor; Napoli şu anda bile ülkenin en fakir ve suç oranı en yüksek şehirlerinden biri, İtalyan organize suç örgütlerinin membası.

Kısacası Maradona transferi, Napoli için sadece bir futbolcu transferi değildir. Hayat memat meselesi gibi bir şeydir. Transfer süreci devam ederken bazı taraftarlar açlık grevine girer hatta bir tanesi kendini San Paolo’nun parmaklıklarına zincirler. Lakin bu transferin gerçekleşmesi hiç de kolay olmaz. Her ne kadar geçirdiği ağır sakatlıklar sebebiyle Barça’da muhteşem işler yapamasa da Maradona, Maradona’dır ve henüz 23 yaşındadır. Napoli ilk başta parayı denkleştiremez ve bir fon oluşturur. Bizim memlekette yıllardır goygoyu yapılan “Herkes 1 lira verse…” muhabbeti hayatı geçirilir ve Napoli’nin zenginleri (Bunlar mafyatik tipler oluyor tabii) ile gariban halkı bonservis bedelini toplar. Zamanın transfer rekoruyla, 7 milyon paunda Maradona artık Napoli’nindir. 5 Nisan 1984 günü 70 bin kişilik Aan Paolo’da 100.000 Napolitan, “yeni mesih”leri Maradona’yı karşılar:

O gün normalde 2000 liret olan bilet fiyatları karaborsada 50.000 lirete kadar yükselir. Kaçak sigara satıcıları Marlboroların üstüne Maradona’nın resmini basıp normalin 5 katı fiyata peynir ekmek gibi satar. O gün tüm şehrin sokaklarında onun posterleri vardır, herkesin sırtında onun forması çekilidir. Forma almaya parası yetmeyenlerin alabilmesi için havlulara bile resmi basılmıştır. Halk onu sadece sevmez adeta tapar. Dediğim gibi o sadece bir futbolcu değildir Napoli halkı için. Her annenin oğludur, her çocuğun idolüdür, her adamın erkek kardeşidir ve her kızın hayali sevgilisidir; velhasıl yıllardır sefalet çeken Napolilierin sahip olduğu “en iyi” şeydir, varlıklı ve normal bir insan gibi hissetmelerine yardımcı olan bir pasaporttur.

Maradona, şehre hiç yabancılık çekmez çünkü ona çocukluğunu ve Buenos Aires’i hatırlatır. Napoli ne kadar belalıysa kendisi de o kadar kusurludur aslında. Barcelona’da geçirdiği zor günler esnasında uyuşturucuyla ilişkisi başlamıştır… Napoli ne kadar fakirse kendisi de o kadar borca batmıştır, hatta bonservisinin yüzde 15’i kendisine aittir ama borcu o kadar çoktur ki tek bir kuruş bile eline geçmez… Napoli’nin insanları ne kadar sertse kendisinin gözü de o derece karadır, Barcelona’dayken başkan Nunez’e bile gider yapacak kadar… Bülent Timurlenk’in güzel bir Maradona tanımı vardır, “Mükemmel olmayan adamların en mükemmeli.” diye… Napoli-Maradona birlikteliğinin bu kadar efsanevi olması da mükemmel olmayan şehirlerin en mükemmeline gelmesiyle alakalıdır belki de. Maradona’yı Berlin’de, Londra’da, Torino’da hayal etmek biraz da bu yüzden yavan geliyor insana. Taş yerinde ağırdır ve Maradona’nın yeri de kuşkusuz Napoli’dir.

gittiği dönemde Serie A altın çağını yaşamaktadır. Juventus’un Platini’si ve Trapattoni’si vardır. Milan, Berlusconi tarafından satın alınıp Sacchi’ye emanet edilecek, emrine de Gullit,Basten, Rijkaard amade edilecektir. İnter ha keza en janti kadrolarından birine sahiptir: Giuseppe Bergomi, Alessandro Altobelli, Karl Heinz Rummenigge, Lothar Matthaus. Şu kadarını söylesem yeter herhalde; 82-90 yılları arasında verilen 9 Ballon d’Or’un 8 tanesi Serie A oyuncularına gitmiştir: Paolo Rossi (1982), Platini (1983-85), Ruud Gullit (1987), Marco Van Basten (1988-89), Matthaus (1990)

Maradona zeki bir adamdır. Dünyanın en yetenekli oyuncusu olabilir ama yukarıdaki adamlarla tek başına savaşamayacağının da farkındadır. Kulüpten takıma iyi oyuncular transfer edilmesini ister. Claudio  Garella, Alessandro Renica, Bruno Giordano, Fernando de Napoli, Francesco Romano, Andrea Carnevale gibi kalite adamlar takıma kazandırılır. Ferrara altyapıdan a takıma yükseltilir. Maradona gelmeden önce bu adamların transfer edilebilmesi Napoli için bir hayaldir. Misal Maradona gelmeden evvel Paolo Rossi’ye transfer teklif edilmiş ama Rossi, mafyayı öne sürerek bunu kabul etmemiştir.

Maradona’nın bir diğer özelliği de yetenekli olduğu kadar cesur olmasıdır. O ufacık cüssesine rağmen sahanın içinde adeta bir bal porsuğuna dönüşür. Acımasız İtalyan defanslarının arasına gözünü kırpmadan dalar, tekme de yer dirsek de… Hem de Barcelona’dayken yaşadığı o büyük bilbao kasabı travmasına rağmen. gelmiş geçmiş en büyük savunmacılardan Baresi’nin onunla ilgili bir sözü vardır: “Ona karşı oynarken çok dikkatli ve organize olmalıydık. Ona karşı sürekli baskı uygulamalı, markajı 2 hatta 3 kişiyle yapmalıydık ki onun yeteneklerine denk bir hale gelebilelim. Çünkü onunla teke tek kalırsanız kaybederdiniz.”

1986-1987 sezonunda Napoli şampiyon olur. Daha doğrusu Maradona Napoli’yi şampiyon yapar. Hakkında şiirler şarkılar yazılır, o sene doğan her 4 Napolili bebekten 1’inin adını Diego koyarlar. Aslında uzun uzun anlatmaya gerek yok. Bu şampiyonlukla ilgili harika bir belgesel var, napoli corner diye. O belgeselde Maradona ki 1986 Dünyna Kupası’nı henüz kazanmış, bu şampiyonluğu “eşsiz, kıyaslanamaz” olarak tanımlar.

Bu şampiyonluktan sonra para babası Berlusconi Maradona’yı Milan’a transfer etmeye yeltenir ama Maradona’nın söylediği “Bu transfer olursa ne sen ne de ben yaşayabiliriz…” sözünü düşündükten sonra vazgeçmek zorunda kalır. Zaten şampiyonluktan sonra kendisini “Napoli’nin çocuğu” olarak tanımlayan Maradona’ya böyle bir hareket yakışmaz.

Napoli’de kaldığı sürece hocası Bianchi’yle yıldızı hiç barışmaz. Ondan nefret eder ve dediklerini neredeyse hiç yapmaz. 88 sezonunda şampiyonluk Milan’a kaptırıldığında Maradona Bianchi’yi suçlar. Sadece o da değil; Moreno Ferrario, Salvatore Bagni, Garella ve Giordano da hocanın kovulmasını ister ama sonunda kabak bu dörtlünün başına patlar ve dördü birden takımdan gönderilir. İşte o vakit Maradona takımdan ayrılmayı kafasına koyar. Marsilya kendisiyle son derece ilgilidir. Durumu Napoli başkanı Ferlaino’ya iletir. Başkanın dediği şu olur: Bize UEFA Kupası’nı getir ve seni serbest bırakayım. 88-89 sezonu UEFA Kupası’nı finalde Stuttgart’ı 3-2 yenen Napoli kazanır. Eğlenceler sırasında başkan Maradona’nın kulağına eğilip “Seni bırakmıyorum…” der ve Maradona çıldırır. Lakin başkan da haklıdır zira Maradona’yı yollasa muhtemelen ömrünü epey kısaltmış olacaktır.

Başkan Ferlaino’nun ne kadar haklı olduğu 89-90 sezonunda ortaya çıkar zira takıma her ne kadar 4 hafta geç de katılmış olsa Maradona öyle form tutar ki Napoli’ye tarihinin ikinci ve şimdilik son şampiyonluğunu getirir.

Bu arada Camorra mafyası kendisini çok sever. Ona pahalı hediyeler alırlar ve koruyacaklarına dair yemin ederler. Maradona’nın son derece masumca gördüğü buluşmalardan biri medyaya yansıyınca başı epeyce ağrır çünkü uyuşturucu trafiğine ve ticaretine karıştığı yazılıp çizilmeye başlanır.

İtalya’da yapılan 90 Dünya Kupası’nın yarı finali San Paolo’ya denk gelir ve Arjantin’la İtalya arasında oynanacaktır. Maradona Napoli halkına meşhur çağrısını yapar ve “Yıllardır sizi ezen İtalyanlara karşı bizi destekleyin…” der. İstediği gibi de olur ve maçı Arjantin kazanır.

Ertesi sezon Maradona’nın sonu olur. Uyuşturucu illetinin iyice esiri olmuş, kilo almış ve disiplinden iyiden iyiye kopmuştur. Zaten mart ayında doping testine takılır ve federasyon tarafından 15 ay ceza alır. Bir daha da Napoli için futbol oynayamaz.

Uyuşturucuya iyice iptilasının arttığı, gayri meşru çocuğunun dünyaya geldiği, mafyayla kanka olduğu, doğru dürüst antrenman yapmadığı ve fakat aynı zamanda iki kez İtalya şampiyonluğunu kucakladığı, 1 İtalya Kupası – 1 İtalya Süper kupası kazandığı, 1 kez gol kralı olduğu Napoli günleri Maradona’yı Maradona yapmıştır. 10 numaralı forması 2000 senesinde kulüp tarafından emekli edilir. Şu an bile San Paolo’da oynanan her maçta onun resminin basılı olduğu dev bayraklar dalgalandırılıyor. Napoli’yi her ziyaret ettiğinde yer yerinden oynuyor, kıyamet kopuyor:

Hagi, benim en sevdiğim futbolcudur; Zidane, gördüğün en büyük futbolcudur; Messi, izlediğim en yetenekli oyuncudur… Amma velakin Maradona, futbolda gerçekleşebilecek en “güzel” hikayenin başkahramanıdır. Napoli’de gerçekleştirdikleri Binbir Gece Masalları’ndan fırlama gibidir, sadece “futbol işte…” diye açıklanması mümkün değildir ve bu hikayeyi asıl eşsiz kılan bir daha böyle bir olayın yaşanmasının “imkansız” olmasıdır.