Uzun milli aralardan gına geldiği bir dönemden sonra böyle ikonik bir başlık atmanın doğruluğunu çok düşünmedim aslında. Nihayetinde, 15 gündür liglerin oynanmadığı bir dünyada bu cümleyi kurmaktan daha masum ne olabilir ki?

NEREDE KALMIŞTIK?

Yoğun iş hayatı, üzerine gelen sayısız sorunla birlikte blogu biraz boşladığım çok doğru. Ancak zaten blog olmasının güzelliği de burası. Bir deadline ile karşı karşıya kalmamak. Bu yüzden bu perşembe sabahını, mesai saatleri içerisinde yarattığım ufak bir boşluktan yararlanarak takip ettiğim, ettiğimiz demek daha doğru belkide liglerde milli ara öncesi nerede kaldığımızı hatırlatan bir yazı yazarak açığı kapatalım istedim.

O zaman başlayalım…

Premier Lig ; 

En son bıraktığımız yerde durduğunu söylemek biraz zor. Çünkü iki gün önce Londra semalarında başlayan kargaşa dün itibariyle son buldu.

Tottenham yönetimi, uzun zamandır birlikte çalıştığı ancak bu sezonu felaket başlayan, takım içi sorunların ayyuka çıktığı bir noktada bir türlü takım içi otoritesini konuşturamayan Mauricio Pochettino’nun görevine son verdi. Tabi, böyle bir olay olduğunda gelen – giden çok konuşulur. Beklenenin gerçekleştiğini söylemek gerek. Jose Mourinho’yu göreve getirerek bir noktada garantiye oynadı Levy… Daniel Levy, Tottenham başkanı sıfatıyla 2001’de beri hayatımızda aslında. Cimriliği ile nam salmış bir arkadaş kendisi. Bu yüzden Mourinho tercihi şaşırtıcı. Çünkü, sevgili Mourinho abimiz kafasındaki oyunu sahaya yansıtacak oyuncuları takıma alıp, dipten adam çıkarmakla uğraşmayan biri.

Levy’nin hayat felsefesine ters bir adam Mourinho. Ocak ayında transfer bütçesi verilmeyeceği de peşin peşin söylenmiş kendisine… Bunu kabul etmesi inanılmaz!!!

Yeri gelmişken söylemekte fayda var. Pochettino’nun gidip aslında olası bir çok şeyi beraberinde getirdi. Bugünler Real Madrid’in, Zidane ile evliliğinin üzerinde kara bulutlar dolanıyor dedikoduları Galatasaray maçlarından sonra bile devam etmekte. Barcelona ise Neymar’ı geri almaya çalışmakla birlikte, Ernesto Valverde’nin geleceği de muamma.. Diğer tarafta Bayern Münih’in koltuğu boş durmakta. Tüm bunlar göz önüne alındığında Jose Mourinho’nun gelişi ile Tottenham cephesinde sular durulmuş olabilir ancak Pochettino cephesinde her şey çok bulanık.

Ligin lideri Liverpool da sanırım her şey yolunda. Sanırım diyorum çünkü bu sezon şampiyon olamamaları sadece kendilerine bağlı. Bu lanetin kırılmasını isteyen biri olarak artık o sene bu sene olsun. City’nin durumu ise biraz karışık. Ligi bir kenara bırakıp Pep’in “sadece 13 maç” diyerek ligin daha önemli olduğunu vurguladığı ama aslında kazanmak için bence çok can attığı Şampiyonlar ligi için saldıracağını düşünüyorum. Tabi orada en büyük rakibi yine Liverpool olacak. Sonuçta şu anda kainatın en iyi takımı Liverpool…

Manchester United’a gelecek olursak. Kendilerini ezelden beri sevmem. Liverpool taraftarı da değilimi açıkçası ancak şu anki halleri içler acısı. Pochettino’nun buraya gelmesi çok mantıklı bir hamle olabilir ancak şu an için bence zor. Milan ve Manu’nun bu halleder olması çok üzücü…

Arsenal için bir şey demek bile istemiyorum. Her şeyi olan bir kulübün bu kadar loser olması çok ilginç geliyor bana. Brendan Rodgers ile muazzam bir sezon geçiren Leicester City FC yine bir peri rüyasını gerçekleştirebilir mi? Liverpool bu kadar iyi olmasa neden olmasın ancak çok iyi futbol oynayan dünyadaki dört takımdan ikisi önlerinde. O yüzden şu anda oldukları konumdan daha ileri gitmeleri çok mümkün görünmüyor.

La Liga

Bu sezon özellikle çokça takip etmediğim bir lig. Yayıncı kuruluş ile alakası yok bu takipsizliğin onu söyleyebilirim. Artık İspanya topraklarında oynanan oyun çok heyecan vermiyor bana. takımlar arasındaki farklar biraz kapandı bu lig için iyi bir şey ve rekabet önce iki sonra üç takım arasına yayılmıştı… Bu beş-altı olursa çok iyi olabilir tabi ki ancak yinede bence tatsız tutsuz bir lig.

Siyasi gerilimden dolayı oynayamadıkları El Classico dışında aynı puanda olan Real ve Barca bir ve ikinci sıradalar. Hemen arkalarında elbette Atleti var. Onun arkasında Sevilla geliyor ki bu dörtlü çok tanıdık. Sezon başında lider bile olmuş Granada 8. sıraya geriledi. Son üç maçlarını kaybettiler.

Real Sociedad, kendi evinde Leganes ile berabere kalmasa şu anda zirve ortağı olacaktı. Bence bu sezonun sürpriz takımı olabilir. Mikel Oyarzabal (22) şu anda 4 gol 4 asisti var. 27 yaşındaki kanat oyuncu Portu 4 gol 3 asist ile oynuyor. Martin odegaard (20) ise 2 gol 3 asist ile oynuyor ki bilindiği gibi Real Madrid’den kiralık.

Bu sezon, şu ana kadar çok fazla beraberlik alındığını söylemeden geçemeyeceğim. Atleti’nin 13 maçta 6 beraberliği var. Real ise 4 beraberlik almış durumda.

Serie A

O da sanırım bıraktığımız gibi.

Napoli biraz kaynıyor. Genao maçında takım yine kazanamayınca tribünlerden büyük tepkiler geldi. Aurelio De Laurentiis isyan eden bir kaç oyuncunun kellesini alacak gibi. Oyunculardan yana tavır alan Ancelotti’de gidici gibi duruyor.

Olay nasıl başladı ;

Roma maçı sonrası Aurelio De Laurentiis takımın pazara kadar (yani lig maçına kadar) kamp yapılacak emri veriyor. Bazı oyuncular buna isyan ediyor. Salzburg maçını da kazanamayınca Aurelio De Laurentiis soyunma odasına inip ağzına geleni söylüyor. Sonrasında İnsigne başta olmak üzere bir kaç oyuncu kamp emrine uymayarak eve gidiyor. Ancelotti ise takımla aynı fikirde olmasına rağmen sahaya çıkıyor ki bir ceza ile karşılaşmasın.

Sonrasında İnsigne ve saz ekibi Aurelio De Laurentiis’in kulüpte yönetici olan oğluna rastlayınca “babana söyle biz gidiyoruz” diyor ve kulüp kanalından ceza verileceği söyleniyor. Olaylar olaylar diyerek konuyu kapatayım. Sanırım, Napoli sil baştan yapacak sezon sonununda…

İnter ve Juventus arkadan kopmuş gibiler. Daha az hata yapan kazancak belli ki. Sarri’yi çok severim ama sanırım Juventus ona büyük geldi. Böyle büyük egoları yönetmek için daha büyük bir egoya sahip olmak lazım. Mourinho örneğinde olduğu gibi.

İnter’de ise hala Conte takımın yetersizliğinden dem vuruyor. Juventus ile mücadele için daha iyi bir takım istemekte. Bu arada Conte sanırım yine Avrupa da yokları oynayacak.

Atalanta, son beş maçından birini kazanabildi. bir kere mağlup oldu ancak 3 beraberlik onları Cagliari’nin arkasına itti. Bu arada Cagliari bey napıyorsunuz?

Bundesliga

Bayern’in Kovac kanserini kesip atmasıyla birlikte devre arasına kadar hoca arayışına devam edeceklerdir. Bu noktada üstte belirttiğim gibi Mauricio Pochettino çok iyi bir seçene olabilir. Şu anda boşta olması büyük bir avantaj yaratabiliyor.

Pep dedikoduları, Pep’in menajeri tarafından yalanlanınca belkide en iyi seçenek Pochettino olabilir. Hele ki Levy’nin cimriliğinden sonra, planlı, programlı bir Bayern macerası çok iyi gelebilir. Borussia Mönchengladbach lider ve arada 4 puan fark yapmış durumda. Ancak arkada Leipzig ve Bayern takipte. Sanırım mutlu sona yine Bayern ulaşacak.

Bunun belli sebepleri var elbette.

En büyüğü rakipleri. Dortmund geçen sezonkinden çok uzak bir görüntü içinde. Bunda ikinci sezonlarda berbat performans gösteren Favre’nin rolü büyük. Kendisini çok severim ancak sanki oyunculardan her şeyi bir sezonda almış ve güç haznelerinde bir şey kalmamış gibi ikinci sezonlar yaşamakta.

Nice, Dortmund… hep aynı.

Diğer tarafta Mönchengladbach son yıllarda az rastlanan bir istikrar içinde. Bundesliga da bir sezon şampiyonluğa oynayan takım ertesi sezon küme düşebiliyor. O yüzden bu istikrar önemli. Bu konuda Mönchengladbach gibi bir diğer isim her sezon üstüne koyan Leipzig. Bayern’in Ralf’e sulanması hatta açık açık yürümesi ne kadar önemli işler yaptığını gösteriyor göstermesine ancak yönetici sıfatı yerine ona sunulan eşofman çok ilginç geliyor bana.

1998’de küfür edilen adam aradan geçen 20 sene sonunda olması gerektiği yerde olabilirdi…

Türkiye Süper Lig

Saha içini konuşmak isterdim ama yılların geyiğini yaparak saha dışını konuşacağız.

Millet Mars’a koloni kurmanın peşinde biz hala yabancı sınırı. Milli takım teknik direktörü yetiştirmek için yasak konmalı demeye getiriyor. İnanılmaz değil mi?

Yetenek olarak olmasa bile taktik ve teknik bilgi bakımından milli takımlar düzeyindeki en iyi jenerasyona sahipsiniz ancak yine yabancı sınırı diyorsunuz hiç düşünmeden. O kadar çelişkili açıklamalar yapıyorsunuz ki birilerinin ısmarlama söylemleri olduğu çok bariz belli. Yoksa bir insan “yabancı sınırı olmalı” dedikten sonra “keşke daha çok oyuncumu Avrupa’dan gelse” demez. Çünkü, yabancı sınırı olduğunda o oyuncuların ufkunun açılmayacağını bilir. Bugün Sivasspor’dan Mert Hakan “Avrupa hedefim” diyor ve sözleşmesini yenilemiyorsa konu eğitimden çok başka şeylerdir aslında.

Dahası bugün Anadolu takımları ligin altını üstüne getiriyorsa, bu yabancı kuralı sayesindedir. Bu kural bu haliyle dizayn edildiğinden beri Türkiye kupası, ligi sıralamasına bir bakın isterim. Akhisarspor’un UEFA Avrupa liginde maça çıkmasının nedeni bugünkü yabancı kuraldır. Ve bu kuralın değişmesine en çok onların itiraz etmesi gerekir ama nedense etmezler…

Lige gelince saha dışını konuşarak yine kendimizi heba ettiğimize göre bizden bir şey olmayacağı çok açık. Ligin özellikle ülkemizde ikinci yarı rayına oturduğu düşünülürse Ocak ayından sonra olacaklara bakmak daha makul olacaktır. Bugünkü haliyle olacakları kestirmeniz mümkün değil. Yaz ayını çöpe atma konusunda uzman olan Galatasaray, kadro mühendisliği konusunda sınıfta kalan (Vedat’ın yedeği Mevlüt) Fenerbahçe, Pas oyunu diye diye kendini yiyip bitiren ama aslında alakası olmayan Beşiktaş, savunması kötü hücumu iyi Trabzonspor ve bunlara karşın dengeli Sivasspor, Alanyaspor, Malatyaspor ve Başakşehir…

EPL maçları sonrası izlenen Türkiye ligi maçlarında sanki 2x yavaşlatılmış şekilde oynanıyormuş hissini bilen bilir. Bu histen kurtulmanın yolu yasaklardan geçmiyor. Özellikle yasaklara karşıyım diyen, İstanbul’un havası kirli diyerek gidenin bozulduğunu ima eden Şenol Güneş’in o kirliyi havayı soluduğunu, yasakları savunmasından anlayabilirsiniz…

Yazık ki ülke futbolu bu kısır döngüden kurtulamıyor.