Kendisine olan hayranlığımı tarif etmem mümkün değildir aslına bakarsanız. 

Zaten hep bu tip adamları sevdim ve bana “romantik” yakıştırmasını yaptılar. Belki bir futbol romantiğiyimdir ve bunu söyleyenler haklıdır, ancak oyuna her zaman galip gelmek, şampiyon olmak olarak bakmadım. 

Pep Guardiola 2012 yılında Bielsa’yı gelmiş geçmiş en iyi teknik direktör ilan ederken “biz teknik direktörler, kazandıklarımız ile yargılanıyoruz. Bu doğru ancak kazanmak her zaman en doğru şeyi yapmak değildir. Onun oyuncularına ve oyuna olan etkisini gördüğünüzde kupaların bir değeri olmadığını anlıyorsunuz” demişti. 

Yeryüzünün en iyi teknik direktörlerinden biri (Guardiola) ve onun övgüsüne mahzar olan kimilerine göre “loser” kimilerine göre “efsane” kabul edilen Bielsa… Bu yazıyı bir Bielsa yazısına çevirmek istemiyorum ancak Rangnick ile benzer noktaları yok değil. İkisi de hokeyi oyunun içine dahil etmiş teknik adamlar. Ralf Rangnick, Hoffenheim günlerinde 2006 Dünya Kupası sırasında Almanya teknik ekibinde yer alan dünya kupası sahibi bir buz hokeyi antrenörü olan Bernhard Peters ile iş birliği yapmış ve Hoffenheim’i bir Bundesliga takımı olmasını sağlamışlardı. Bielsa’da sık sık çim hokeyi oynayan kızının maçlarına gider ve sayfalarca not alırdı.

Oyuna bakışları birbirine benzer isimler. 

Nihayetinde ikisi de 90’ların başında bu işe kafa yormaya başlayan ne kadar idealist teknik adam varsa onların ilham aldığı, taklit ettiği Arrigo Sacchi’nin müritlerindendi. Pres futbolunun birer temsilcisiydiler. Rangnick, Sacchi’den farklı olarak Milan gibi bir takımın başında değildi. Elinde 3 Hollandalı süperman yoktu. Ulm 1846 ile Bundesliga mücadelesi verdiği sırada katıldığı bir televizyon programında taktik tahtası üzerinde sistemi ve oyun felsefesini anlattığı yaklaşık 2 dakikalık bölüm, ertesi sabah tüm Almanya sokaklarında konuşulur oldu. 

Çünkü, 3’lü savunmaya sıkı sıkı bağlı, hala ellerinde Franz Beckenbauer varmış gibi davranan katı Alman düşünce yapısının karşısında liberosuz 4’lü bir savunma sistemini (Sacchi de İtalya’da aynısını yapmıştı) oyunu üçgenler halinde pres noktalarından oluşan katmanlar üzerinde baskı yapan bir takım oluşturduğunu anlattı o gece. Sadece 2 dakika sürdü ama 8 yıl (1998’deydi program) boyunca onunla dalga geçildi. 

Sonunda 2006’da Klinsman ile başlayan değişim süreci (Jogi Löw onun öğrencilerinden biridir) sonrası değeri anlaşılmaya başlandı ve 2008 yılında Klinsman’lı Bayern ile Rangnick’li Hoffenheim karşılaştı. O ana kadar 3 mağlubiyet 1 beraberlik almış olan Hoffenheim maçtan 2-1 yenik ayrıldı ancak o maç Bundesliga tarihine geçti. Maç o kadar iyiydi ki ileriki dönemlerde teknik direktör adayalarına izletildi. 

O sezon üst üste 12 maç kazanamadı. 7 beraberlik 5 mağlubiyet aldılar ve şampiyonluk şansından uzaklaştılar. Ancak bir şey kanıtlanmıştı oyun Ralf Rangnick dediği gibi değişiyor ve gelişiyordu. Daha sonra bu bayrağı Jurgen Klopp alıp arşa çıkaracaktı ve gelenekçiler ile uğraşmak zorunda kalmayacaktı. O işle Ralf ilgilenmişti çoktan. 

Onun ve Helmut Gross’un kurduğu yapı Svabya (Almanya’nın Bavyera eyaletinin idari bölgelerinden biri) bölgesinden oldukça fazla teknik adam çıkmasına neden oldu. O yapının bulaştığı Stuttgart (Jogi Löw), Mainz (Klopp, ve Tuchel -bizzat Rangnick tarafından teknik direktör olmaya zorlanmıştır-) gibi kulüpler başarılı teknik adamlar çıkarttığı gibi Alman futbolunun değişmesine ön ayak olmuştur. 

Rb Leipzig’in başına geçmeden önce şirketin Avusturya’daki takımı Salzburg’un (Roger Schmidt onun öğrencisi) başındaydı. Orada sportif direktörlük görevini üstlendi ve daha sonra şirketin sahibi olduğu Abd’deki takımlar da dahil olmak üzere tümünün kontrolünü eline aldı. Geçen sezonun sonunda eşofmanlarını tekrar giydi ve takımın başına geçti. Favre’ye sezon açılışında 4-1 kaybettikten sonra bir daha yenilmedi ve şu anda 14 puan ile Favre’nin Dortmund’unun arkasında ikinci sırada. Ve aralarında sadece 3 puan var. Milli maç öncesi Nürnberg’i 6-0 ile geçtiler ki son 3 maçını da kazanmış durumdalar. 

Kimilerine göre cv’sine bakıldığında bir başarı elde etmemiş görünüyor. En büyük başarısı Salzburg ile kazandığı şampiyonluk gibi görünse de asıl başarısı onun ve onun öğrencilerinin, felsefesini benimseyen ve ondan ilham almış Alman teknik direktörlerin, oyunu değiştirmesi, Almanya’yı başka bir seviye getirmesidir. 

Löw onun oyuna bakışı ve yapmak istedikleri hakkında, milli takımındaki kendi dönemi sırasında şöyle bir saptama yapmıştı. 

“2005’te topu kontrol eden bir oyuncumuz, pası çıkarmadan önce ortalama 2,8 saniye harcıyordu. Oyun yanlamasına ve ağır oynanmak üzere tasarlanmış gibiydi. Euro 2008’de bunu 1,8 saniye düzeyine kadar geliştirdik, 2010 dünya kupası’nda aradaki süre 1,1 saniyeye düşmüştü. 4-1’lik İngiltere ve 4-0’lık Arjantin maçlarında bir saniyenin altını dahi gördük. Şampiyona sonunda sadece İspanya’nın ortalaması, çok küçük bir farkla, bizden iyiydi.”

1998’de ertesi sabah ona “profesör” yakıştırması yaparak aslında övmeyip, yeren meslektaşlarının aksini söylediği televizyon programındaki 2 dakikalık bölümde bunu anlatmıştı. Topu kazanmak yetmezdi. Aynı anda kazandıktan sonra en kısa sürede karşı kalede almak gerekiyordu soluğu. Hoffenheim döneminde bazı maçlarda gol atma süresi 10 saniyenin altına kadar düşmüştü ve felsefesini şöyle özetliyordu; 

“Takım olarak gol atma ihtimalinizin en yüksek olduğu an, topu kazandıktan sonraki ilk on saniye. Topu kaybettiğinizde, geri kazanma ihtimalinizin en yüksek olduğu anlar ise topu kaybettikten sonraki ilk sekiz saniye. İşe bu iki sayıyı ve ne anlama geldiklerini düşünmekle başlayın.”

Kimilerine göre bu teknik direktörler ezik, kaybeden.. Oyunun teorik unsuları ile kafayı bozmuş birer ahmak. Futbol romantiklerinin sevdiği, yücelttiği birer hiç.. Onları benim gibi insanların gözünde idol yapan kupalar, başırılar, kazanılan maçlar değil, oyuna yaptıkları etki. Klinsmann’ın 2006’da yaptığı ve devrim olarak adlandırlan değişimi Ulm 1846 gibi (şu anda 4. ligdeler) basit bir takım ile yapmış ama Klinsmann gibi bir oyunculuk geçmişi olmadığı için hor görülmüş bu adam ve adamlara gereken saygının gösterilmediğini düşünüyorum. 

Bielsa, farklı fikirler ortaya atan insanlar başarana kadar deli olarak görülür diyerek anlattığı bu gelenekçi tavrın başka bir muzdaribi. Ralf Rangnick ise geç de olsa oyuna ve Alman futboluna yaptığı etkinin farkına varılan bir futbol dehası. Müzesinde istenilen bir ağırlıkta kupası yok belki ama ektilediği isimler onun hayallerinin ötesinde şeyler başardılar.