İlk haftasını geride bıraktığımız Şampiyonlar Liginde salı ve çarşamba akşamları 16 maç oynandı. Ve 2019-2020 Şampiyonlar Ligi için ilginç bir başlangıç olduğunu belirtmem gerekiyor. Beklemediğim bir çok skor ile karşı karşıya kaldığım gibi beklentimi aşan takımlarda yok değildi.

Ralf Rangnick hakkında uzun uzun yazmıştım burada. Ona olan sevgimin ve saygımın sebebiyle RedBull’un sahip olduğu her takımı üç aşağı beş yukarı takip ederim. RB Salzburg, canlı izlemeye çalıştığım ekiplerdendir mesela. Bu sezona kadar hep kıyısından köşesinden döndükleri Şapmiyonlar Ligine harika başladılar.. Tabi buna daha sonra geleceğim… Önceliğimiz tabi ki A grubu.

A GRUBU 

Kuralar ilk çekildiğinde Galatasaray’ın üçüncülük için avantajlı olunduğuna dair bir görüş vardı. Bunun sebebi aslında dünya futboluna olan yabancılığımız. İmkanlar fazla ancak izlenen maç sayısı az. Club Brugge gibi takımları hala mahalle arası takımlar olarak niteleyen bir grup var.

Bu takımların scouting olayını aştığı ve sattıkları oyuncuların yerine hemen listelerindeki en üst sırada bulunan oyuncu ile kapattıkları, maaş bütçeleri düşük ama bonservise verdikleri paranın yüksek olduğu takımlar. Belçika’nın 2002’den sonra başlattıkları altyapı çalışmaları ve ortaya çıkan altyapı yetenekleri, bunları harmanladıkları genç yabancı yetenekler ile Belçika futbolu değişim yaşamakta iken bizim futbolumuzda ise aşağı doğru bir ivmelenme söz konusu. Onlar başarısız iken başarılı olan milli takımımız artık onların çok gerisinde. Şu anda milli takımlar sıralamasının ilk sırasında onlar (Belçika) var.

Bu sistematik düzen onları hemen hemen ne oynayacağı belli bir takım haline getiriyor. Özellikle 3-4-3/4-3-3 karması bir oyun yapısına sahip Belçika takımlarının en büyük özelliği öndeki hücum üçlüsünün atletik olması. Club Brugge de işte böyle bir takım.

Galatasaray ise geçen sezondan beri yaşanan savunma/hücum yerleşim hataları ve kapanan takımlara karşı bir türlü gol bulamama sorunu yüzünden köklü bir değişime gitmiş durumda. Orta sahadaki değişim, savunma merkezinin geçen sezon yaşanan değişimi ile beraber forvetlerin de komple değişmesiyle birlikte iki sezon idare edilen kadro bir hayli değişmiş durumda.

Bu yüzden yeni bir takım Galatasaray. Özellikle ilk 11’deki oyuncuların çoğu değişti. Dahası geçen sezon oynanan oyundan tamamen farklı bir oyun var sahada. Topa sahip olma oyunu olarak çeviren de var ancak bek direkt çevirisini kullanmak istiyorum “pozisyon oyunu”…

Bu oyunu oynamanın iki yolu var.

Bunlardan biri zaman, diğeri para.. Ama paranızın olması da yeterli değil, yine zamana ihtiyacınız var ama bu süreyi para ile kısaltabilirsiniz.

Galatasaray’da ikisi de yok… Dahası böyle süreklilik arz eden, uzun tekrarlar ile oturabilecek Pep Guardiola’nın bile 500 milyon euro harcayıp bir yıldan fazla uğraştığı bu oyunu hemen oyunculara yüklemek dahası bunu kiralık oyuncular ile yapmaya çalışmak bana mantıklı gelmiyor. Çünkü gelecek sezon Seri, Lemina’nın takımda kalacağı kesin değil. Belhanda’yı iki sezondur Fatih Terim’in isteği ile satılmadığı da bir gerçek. Bu oyun için en önemli mevki olan orta sahanın durumu böyle iken oturması bir yıldan fazla zaman alacak bir oyunun takıma monte edilmeye çalışılması bir rüya, bir hayal…

Böyle sezona başlayan bir takım Galatasaray ve ondan çok önce sezonu açmış neredeyse 10 ciddi maç oynamış, geçen sezondan bir kaç değişiklik yapmış ama oyunu hemen hemen aynı olan bir rakibe karşı deplasmanda bir puan almak ülke içindeki bazı takımları kendine bakmadan küçümseyen insanlara bir şey öğretmiştir diye düşünüyorum.

Koskoca 90 dakikada biri rakip defansın hatası diğeri uzaktan şut dışında pozisyonu olmayan bir takımdı Galatasaray.

0,65 xG’si vardı Galatasaray’ın.. 0,30 Babel’in  rakip savunma hatası ile yakaladığı şans… Feghouli’nin ikinci yarıda üste direği yalayan topu 0,04..

Sosyal medyada Tiki-Taka olarak gösterilen bir video vardı maç sonrası.

Ön tarafın atletik bir yapıya sahip takımlarda o presi kırmanın yolu kesinlikle ayağı pastır. Ancak kendi sahanızda yeterince pas yaparsanız, rakibin baskısını kırdıktan sonra öne doğru ilerlemeye çalışırsınız. Galatasaray’ın yaptığı pasların üçte biri ileriye doğru.

Galatasaray’ın oynamak istediği pozisyon oyunu için gereken bir diğer şey ise elbette iki kanat forveti. Burada bahsedilen kanat forveti gibi kanat forvetidir. Galatasaray’ın iki kanadında da Henry Onyekuru tarzında ama pas oyununa yatkın kanat forvetine ihtiyacı var. Bu eksiklik Galatasaray’ın hücum ederken rakip ceza sahası ve çevresinde çoğalamamasına neden olduğu gibi Falcao’nun da çok yalnız kalmasına neden oluyor. Galatasaray’ın dinamik bir ön yapıya da sahip olmaması 4-3-3 değilde onu 4-5-1 gibi bir yapıya dönüştürüyor.

Tüm bunlar ortada iken, bu kadar atletik bir o kadar da teknik bir takıma karşı deplasmanda alınan 1 puan çok iyi… Kimileri “Club Brugge bu ya” diye küçümse de, küçük kardeşleri Genk’in geçen sezon Beşiktaş’a iki maçta da kaybetmeyip, İstanbul’da yendiğini hatırlatırım. Öyle ki Slavia Prag’ın, deplasmanda İnter’den puan aldığı bir yer bu lig…

Burada ek bir not düşeyim. Bu ek not pozisyon oyununun dünyadaki en büyük temsilcisi Pep Guardiola’nın pozisyon oyununun ne kadar zor olduğunu anlattığı bir röportajından;

4-4-2 oynamak, savunma yapmak ve kontratak fırsatları kovalamak ise daha kolay; çünkü bu konularda mükemmelleşmek daha az zaman alır. Pozisyon oyunu oynamak ise çok daha karmaşıktır; çünkü her bir oyuncunun çok fazla bireysel rolü vardır.

Pep Guardiola (Goal)

Bunu söyleyen bu oyunun mucidi sayılabilecek (mucidi demiyorum) bir adamın ağzından… Kendi oyununu oynamanın zorluğunu ortaya koyuyor. Zaten gelecek sezon büyük ihtimalle değişecek bir orta sahanız varken, FFP ile boğuştuğunuz bir dönemde, aynı oyuncularla uzun süre tekrar gerektiren bir oyunu denemenin doğru olmadığını tekrar vurgulayım.

Grubun diğer maçında, kötü bir Real Madrid’e karşı Mbappe, Neymar gibi oyunculardan yoksun PSG maçı çok rahat kazandı ve grubun lideri olacağını ilan etti. Bu maçta görüldü ki Real Madrid’in sorunları oldukça büyük. Zidane ile olan uyumun yok olduğunu görebiliyorsunuz. Dahası C. Ronaldo’nun gidişi sonrası Real Madrid’in pozisyon bitirmekte sıkıntı yaşadığı da ayrı bir gerçek.

PSG ise elindeki yıldızlara baktığımızda grubun tartışmasız yıldızı ancak yenilmeyecek bir takım değil. Bu konuya başka bir yazıda değineceğim.

1 Ekim 2019’da Galatasaray Türk Telekom’da PSG ile oynayacak. Real Madrid ise tam bir deplasman takımı olan Club Brugge’ü konuk edecek.

B GRUBU 

Tottenham’ın Olympiakos deplasmanında puan bırakmasına şaşırdığımı söyleyemem…

Bunun sebebi Oly değil Tottenham aslında. Biraz içeride sorun var gibi Tottenham için. Ben bu yazıyı yazarken Leicester City’e 2-1 mağlup oldular. Özellikle Christian Eriksen’in Real Madrid transferi gerçekleşmeyince biraz konsantrasyon kaybı yaşadığı gerçek. Geçen sezon kaybedilen Şampiyonlar Ligi finali sonrası psikolojik olarak hazır değiller gibi.

Gerçi Tottenham geçen sezonlarda da geç açılan bir takım. 2018-19 sezonunun ilk beş haftasında iki mağlubiyetleri vardı ligde. Oly ise erken form tutmak zorundaydı ve grubundaki herkesten önce açtı sezonu. Şampiyonlar Ligi elemeleri yüzünden form olarak yüksek seviyedeler.

Kızılyıldız geçen sezon yaptığı içi sahadaki Liverpool sürprizi tarzı bir şey yapar mı? Merak etmiyor değilim. Bu sezon bunu yapabileceği takım Tottenham olabilir. Geçen sezon 2-0 yenmişlerdi Liverpool’u. Napoli ile de 0-0 berabere kalmışlardı. Zor bir deplasman… Bu sezonda benzer şeyler yapabilirler.

İlk hafta Bayern Münih deplasmanında çılgın bir maç oynadılar. 80. dakikaya kadar maçı 1-0 da tutmayı başardılar. Maçı 3-0 kaybettiler ama 34 şut gördüler kalelerinde ve bunlardan 11’i kaleyi buldu. 784 pas yapan bir rakibe karşıiyi direndiklerini söyleyeyim.

Grubun abisi Bayern gibi ama orada da Kovac problemi var… Bayern gruptan çıkar ama ilerisi için bir şey söylemek şu an için mümkün değil. Deplasmanda Tottenham ile oynayacaklar ve o grubun geleceği açasından belirleyici bir maç olacak.

Diğer tarafta Kızılyıldız, Olympiakos’u ağırlayacak. Bu maç için her şey olabilir demek istiyorum.

C GRUBU 

Dinamo Zagreb’in sürprizinden başlayalım. Aslında sürpriz olan kazanması değil 4-0 kazanması. Gasperini gibi bir teknik direktörün takımları böyle dağılmaz. Mutlaka oyunun içinde kalırlar ve geri dönüş ararlar.  Bu konuda bir uzman olan Calciolog şöyle bir yorumda bulunmuştu.

 

Şu an Atalanta demek Gasperini demek. Böyle vasat bir takımı üç senede Serie A’nın en iyi takımlarından birine çevirdi. Lige taş gibi bir sürü oyuncu yetiştirdi: Gagliardini, Kessie, Cristante, Caldara, Spinazzola, Conti, Mancini, Petagna…Tüm bunların üzerine bir de takımın Şampiyonlar Ligi’ne gitmesini sağladı. Atalanta böyle bir şeye o kadar uzak ki sahası turnuvaya müsait olmadığı için Şampiyonlar Ligi maçlarını San Siro’da oynayacak… Ve ümit ediyorum ki o gruptan çıkmayı başaracak.

Yani beklenti aslında yüksekti ancak rakibi kadar şut isabeti bulamadı ve bunları da gol yapamadı. Pas olarak Dinamo’dan daha iyiydiler ama işte. Topa sahip olmak her şey demek değil.

Dinamo ise Dani Olmo ve Orsic kanatları ile birlikte çok hareketli bir takım. Olmo’dan hemen hemen bu işlerle ilgilenen herkesin haberi var ancak Orsic biraz geride kalmış bir oyuncu. 26 yaşında ve o beklenen patlamayı yapamayan bir zamanlar wonderkid’i.

Geçen sezon 44 maçta 13 gol 7 asist yapmıştı. Ondan önce beni şaşırtan bir Güney Kore macerası vardı. 2015’te neden gittiğini anlamadığım (aslında para için gitti demekte çok doğru değil) bir dönemde, en iyi zamanlarını Kore’de geçirdi. Ardından geçen sezon Dinamo’ya geldi ve şu anda 10 maçta 7 gol 3 asist yapmış durumda. Bu sezon bir sorun yaşamazsa geçen sezonu çok rahat geçecek. 26 yaşında olması büyük liglere gitmesi için bir sorun gibi duruyor ama Orsic oldukça iyi bir oyuncu.

Grubun diğer takımlar Manchester City ve Shaktar’a değinmeden geçmek istiyorum. City bu akşam 8 gollü bir Watford galibiyeti ile Shaktar maçından sonra yine galibiyet ile döndü. Shaktar ise liginde 7’de 7 yapmış bir takım. Grubun ikinciliği için çok büyük bir aday.

D GRUBU

Bu grupta bir ve ikinci sıralar aslında kapılmış durumda. Sarri’nin Juventus’u ve Simone’nin Atleti’si.

Lokomotiv’in üçüncülük yolundaki en büyük rakibi Leverkusen’den 3 puan alması hemde deplasmanda çok büyük olay. Olay diyorum çünkü Lokomotiv bir Kızılyıldız destanı yazmış ve dahası sonunu da getirmiş.

Leverkusen 831 pas yaptığı bunu da %90’na yakın bir isabette yaptığı bir maçta hemde 17 şut ile bitirip 1,35 xG ile oynadığı maçta 2-1 yenildi. Topla oynamak, pozisyonları şut ile bitirmek oyunu doğru oynamış olmanız bazen maçları kazanmanız için yeterli olmuyor. Rakibin bu kadar az faul yaptığı bir maçta kaybetmekte son derece garip.

Grubun diğer maçında Atletico Madrid vs. Juventus karşı karşıya geldi. Ortada bir maçtı ve bu maçta 2-0 öne geçti Juventus. Ancak Atletico son derece inatçı bir takım ve maçı bırakmadılar. Pas olarak üstünlük kurup, topla oynamada önde olsa da Juventus özellikle yedikleri ikinci golden sonra Atletico baskı kurmaya başladı ve maçtan önce istemediği ama maç içerisinde oyunu getirebileceği en yeri yere getirdi.

En başta söylediğim gibi bu iki takım ilk iki sırada bitirecektir grup aşamasını. Leverkusen kaybettiği bu maçla üçüncülük şansını Lokomotiv’e kaptırmış durumda.

E GRUBU

Yazının başında belirttiğim RB Salzburg’a geldi sıra. Aslında bu grupta Napoli ve Liverpool var ama günün sonunda RB Salzburg’un bir sürpriz yapacağına ufakta olsa inancım var.

Ralf Ranginck’in takımlarında olan her şeyi RB Salzburg da görebiliyoruz. Jesse Marsch bu takımın başındaki isim. Kendisi yabancı gelebilir ama MLS izleyenler bilir. New York RB’nin başındaydı. Geçen sezon Ralph Hasenhüttl’ın RB Leipzig’den ayrılmasının ardından sürpriz bir biçimde eşofmanlarını giyerek RB Leipzig’in başına geçmişti Ralf Rangnick. Birazda bunun sebebi sezon sonu takımın başına getireceği o günler Hoffenheim’ı çalıştıran Julian Nagelsmann için takımı hazırlamaktı.

Bu sırada Ralf Rangnick’in, RB Salzburg’un başına getirmeyi planladığı Jesse Marsch’ı New York’tan yanına çağırdı ve ona Salzburg macerası öncesi takımı nasıl oynatması gerektiğini detaylı bir şekilde anlattı. Bu staj sonrası Julian Nagelsmann Leipzig’in başına geçerken, Salzburg’un başına Jesse Marsch geçmişti.

Tabi, Avusturya ligi biraz sıkıcı. Salzburg’un bir hegemonyası mevcut. Graz ve Rapid Wien’in egemenliklerine nokta koydular ve ligin tek hakimi durumundalar. Bu rekabetsiz ortam Avrupa arenasında onları biraz aşağı çekse de son zamanlarda elemelerde takılıp çıkamadıkları Şampiyonlar Ligine bu sezon katıldılar.

Şimdi gelelim Genk maçına. Genk, Club Brugge gibi ön hattı çok atletik oyunculardan kurulu ancak karşılarında daha atletik bir takım var. Salzburg öylesine hızlı kontra atağa çıkan ve çıktığında en az 5 kişi ile rakip sahaya geçen bir takım ki pozisyon bittiği sırada ribaund alabilen bir yapıya sahipler.

Genk maçında 3,91 xG ile oynadılar ve 6 gol attılar.

Liverpool ve Napoli’nin o deplasmanda zorlanacakları kesin. Genk, kendi standartlarının altında bir oyun oynadı ama bunun sebebi birazda RB Salzburg’un akıcılığı.

Napoli ise kendi sahasında geçen sezonu andıran bir maçla Liverpool’u yine yendi. Liverpool’un geçen sezonki maçtan daha iyi olduğu kesin ancak Napoli’nin de geçen sezondan daha iyi olduğu gerçek. Maçın kırılma anı bir penaltı pozisyonu. Burada yani bu sitede hakem hataları üzerine yazılar yazmayacağımızı belirterek bunu yok kabul ediyorum.

Golü bulduktan sonra Napoli ve Liverpool yine ortada bir maç oynadı ancak sonunda Napoli maçtan galip ayrıldı. Liverpool’u yenmek isteyen takımların başvuracağı bir maç kaseti oluştu bence. Napoli’nin 4-4-2’si büyük iş yaptığını da ileteyim.

F GRUBU

Net bir ölüm grubu.

Ve bu grupta herkes 1 puanda. Slavia Prag’ın, İnter deplasmanında kazandığı 1 puan ile başladı grup. Hemen hemen başa baş giden bir maçın ardından bu skorun çıkması ise asıl endişe verici taraf. Conte’nin özellikle Avrupa maçlarındaki kötü performansı devam ediyor gibi.

Diğer tarafta Dortmund’un kazanması için her şeyin oluştuğu ama kazanamadığı bir maçta Barcelona ile berabere kalması grubun puan dağılımını herkesin hanesine 1 puan yazarak haftayı bitirmesine neden oldu. Barcelona’nın da tutuk olduğunu söylemek gerek. Eski hızlarında değillerdi.

Dortmund’un Reus ile penaltı kaçırdığı 16 yaşındaki Anssumane Fati’nin Şampiyonlar Liginde forma giydiği bir maçtı. Bu grupta İnter’in, Conte’nin Avrupa’daki kötü performansı yüzünden gruptan çıkamayacağını düşünüyorum.

G GRUBU 

Burada RB Salzburg’un ikiz kardeşi yer alıyor. RB Leipzig şu anda Bundesliga lideri. Arkasında Bayern var ve Dortmund’un Favre sendromuna yakalanabilme ihtimaline karşılık Bayern ile Bundesliga şilti arasındaki tek takım konumundalar.

Ralf Rangnick takımı geçen sezon üçüncü yapıp doğrudan şampiyonlar ligine kalmışlardı. Başlarında Nagelsmann var. İlk maçlarında bu organizasyonun gediklisi Benfica vardı.

4-4-1-1’e karşı hafta sonu Bayern’ e karşı ikinci yarıda Coman’ı durdurmak için döndüğü altıgen 4-4-2 ile çıktı Benfica’nın karşısına. Benfica bu noktada geçen sezon ki oyununun aynısını oynamakta. Werner ile iki gol bularak 2-1 kazandılar deplasmanda.

Şampiyonlar liginin birbirine denk grubununda Zenit ve Lyon ile birlikteler. Grubun lideri olabilirler. Lyon’un son derece iyi bir takım olduğu da gerçek. Onlarda kendi sahalarında Zenit’e karşı çok üstün bir oyuna karşı 1-1 berabere kaldılar.  2 ekim 2019’da Leipzig deplasmanına gidecek Lyon. Hoffenheim’ın başındayken Lyon’a karşı oynamıştı Nagelsmann. Benfica ise Zenit’e gidiyor.

H GRUBU 

Geçen sezonun yarı finalisti Ajax’ın ilk maçında Lille’i 3-0 ile geçmesi normal gelebilir ancak maçı izlediğinizde Lille’in de son derece etkili olduğunu görüyorsunuz.

Ajax daha tecrübeli bir takım olarak Lille geçti. Bu grupta iyi işler yapabilecek durumdalar ve bence bu maç ölçü değil. Diğer tarafta transfer cezası almış, teknik direktörü Sarri’nin Juventus’a geçmesiyle eski oyuncusu ve efsanesi Lampard ile sezona başlamış Chelsea var.

Heyecan veren bir oyunları var ancak savunma bazlı sıkıntılar yaşamaktalar. Valencia bu sıkıntılardan yararlandı ve golü buldu. Beraberliğin gelmesi çok yakındı ama penaltıyı kimin atacağı ile ilgili ufak bir sorun yaşadıkları anda (Willian ile Barkley arasında) topun başında Barkley kaldı. Golü atamayarak 1 puandan etti takımını. Chelsea daha iyi bir takımdı bence Valencia’dan ancak onlarda çok iyi savunma yaptılar.

Valencia’nın savunmasına karşılık Chelsea’nin de şansız olduğunu söyleyeyim. 2,59 xG ile 19 şut attılar. Ancak gole ulaşamadılar.

Bu grupta yinede Ajax ve Chelsea’yi biraz daha önde görüyorum.

BONUS 

ilk haftada ;

Slavia Prag – Valencia – Napoli – RB Salzburg – RB Leipzig – Lille – Benfica – Atletico Madrid ‘in ortak özelliği 4-4-2 oynamaları.

Bu takımlardan puan alamayan Benfica ve Lille. Benfica başka bir 4-4-2 takımını (RB Leipzig) kaybetti. Bu noktada ilk maçlar sonunda ilginç sonuçlar ortaya çıktı. İkinci haftada takımlar biraz daha oturmuş olacaklar tabi ki ancak asıl 3. maçlar sırasında takımlar tam anlamıyla sezona net olarak hazır hale gelecekler.

Elemelerden gelen takımların ilk iki hafta daha avantajlı olduğu kesin.