Geçen çarşamba günü Juventus tarihine geçecek bir maç oynandı. Şampiyonlar Ligi ikinci turunda, kağıt üzerinde en kek kurayı çeken Juventus, deplasmanda Lyon’la karşılaştı. Kurayı kek diye nitelendiriyorum çünkü Juventus; Dortmund, Chelsea, Tottenham, Real Madrid gibi takımların arasından Lyon’u çekmiş; üstüne de o Lyon’un en mühim iki adamı Depay ve Jeff Reine-Adélaïde sakatlıklar sebebiyle sezonu kapatmıştı.

Tüm bunlar alt alta konulduğunda Juve’nin rahat bir oyunla maçı kazanması bekleniyordu ki ne rahat bir maç geçirdiler ne de maçı kazanabildiler. Tabii yazının başında geçen “Juventus tarihine geçecek maç” ibaresinin bunun neresinde olduğu merak edilebilir, sonuçta ağır favori bir takım tarihte ilk defa underdog bir takıma maç kaybetmiyor. Ve fakat Juve’nin 90 dakika boyunca Lyon kalesini bulan tek bir (1) şutu bile yok ki işte bu istatistik marifetiyle Lyon maçı uzun süre hafızalardan silinmeyecektir.

“Kaleyi tutan şut” hanesi boş ama ortada iyi bir oyun vardı, kabilinden bir avuntu da söz konusu bile değil çünkü son 10 dakika hariç Juventus maçın hiçbir bölümünde kontrolü eline alamadı. Hele ilk yarı ezim ezim ezilen, arka arkaya üç pas bile yapmaktan aciz bir takım vardı sahada.

Ee, bu işte bir yanlışlık yok mu? Hani Allegri gidecek, tüm dertler bitecekti? Hani nihayet başarının yanına güzel futbolu da ekleyen bir takım meydana gelecekti? Hani skorun üstüne yatmayan bir Juve’yi izleyebilecektik?.. İşin sonunda güzel futbolun “g”sini bile oynayamayan üstüne üstlük skor da elde edemeyen bir Juve’yle karşı karşıyayız işte. Yani Sarri’nin Juve’si Allegri’ninkine rahmet okutacak bir futbol oynuyor. Allegri varken en azından sonuca gidebilen bir takım vardı karşımızda. Şimdiyse Lyon’a sürklase olan, Verona’ya üstünlük kuramayan, Lazio’ya her kulvarda tokatlanan ne oynadığı belirsiz bir kütleyle karşı karşıyayız.

Peki neden böyle oldu? Empoli gibi ufacık bir takıma parmak ısırtıcı bir futbol oynatan, Napoli’yle bu futbolu arşa taşıyan, kısa süren Chelsea kariyerini bile UEFA Avrupa Ligi Şampiyonluğuyla taçlandıran Sarri neden cortladı? Bu sorunun tek bir cevabı olmamakla birlikte elimizdekileri, Sarri’ye bağlı ve yönetime bağlı sebepler olmak üzere iki ana başlığa ayırabiliriz.

Önce yönetimden başlayalım. Söylentiye göre geçen sezon, Şampiyonlar Ligi’nde takım Ajax’a elendikten sonra sportif direktör Paratici ve ikinci başkan Nedved, Allegri’nin kalemini kırmış; Başkan Agnelli’yse her ne kadar farklı düşünse de günün sonunda yeni bir hoca fikrine o da karşı koyamamıştı. Bana kalırsa haklı da sayılırlardı. Allegri 5 sezon çalıştırdığı Juve’ye 5 lig şampiyonluğu kazandırıp 2 de Şampiyonlar Ligi finali yaşatsa da neredeyse hiçbir zaman göze hoş gelen bir futbol oynatamadı. Bu da kafayı kulübün armasını değiştirecek kadar marketing ile bozmuş hatta bu uğurda 34 yaşındaki Ronaldo’yu 120 milyon avroya transfer edebilecek kadar gözünü karartmış Agnelli ve ekibi için olacak iş değildi.

Artık kulübün daha modern futbol oynatan bir hocaya ihtiyacı vardı. Hem City’de Pep, Livepool’da Kloop, Ajax’ta ten Hah, Tottenham’da Pochettino güzel futbol oynatarak sonuç elde etmeyi başarmamış mıydı? Bu doğrultuda -her ne kadar kabul etmeseler de- ilk olarak Pep’i takımın başına getirmeyi düşündüler ama başaramadılar. Bu sefer ibre Sarri’ye döndü. Napoli’ye oynattığı futbol halen akıllarda olan hatta buna ismiyle müsemma “Sarriball” denen Maurizio Sarri, Juventus’un yeni hocası olmuştu.

Gel gör ki yönetimin ıskaladığı minik bir (!) husus vardı: kadro. Evet, her ne kadar şişkin görünse de Juve’nin çok dengesiz bir kadrosu vardı/var. 2015’te Pirlo, Vidal, Pogba, Marchisio orta sahasıyla oynayan takımın orta sahasında şu an Pjanic, Bentancur, Khedira, Rabiot, Matudi, Ramsey var. Kağıt üzerinde fena gözükmese de şunlardan hiçbiri world-class sayılmaz. Ha belki Pjanic’i ayrı bir yere koyabiliriz ama o da uzun süredir çok kötü oynuyor ve Juve’nin şu an yaşadığı krizde bunun da payı büyük. Hal böyleyken yönetimin yıllardır orta sahaya adamakıllı bir transfer yapmaması affedilir bir şey değil, ceremesini de çekiyorlar şimdi.

Sarri’nin sisteminde olmazsa olmaz olan orta sahanın böyle dımdızlak bırakılması muhakkak ki istenilen futbolun oynanamamasında en büyük etmen. Çünkü yine Pjanic’i bir kenara koyarsak ve Ramsey’nin sakatlıklarını hesaba katarsak elde kalanlar pas oyununa müsait değil. Sarri’nin Lyon maçı sonrası yaptığı “Bu takıma topu hızlı çevirme fikrini bir türlü aşılayamıyorum.” diye dert yanması doğrudan bununla ilintili. Ee forvetleri beslemede de pek mahir oldukları söylenemez eldekilerin. Yine Lyon maçı devre arasında kameraya yakalanan bir konuşma vardı. Koridorda maça çıkmaya hazırlanan Ronaldo, Dybala’ya alenen “Orta sahadan gereken desteği alamıyoruz, kendi başımızayız.” diyor.

Bir diğer noksan mevki ise bek pozisyonu. Her ne kadar defansif açısından defoları olsa da Cancelo’yu satıp yerine Danilo’yu almak; sol beki sadece Alex Sandro’nun üstüne yıkmak, yedek olarak at olsa çoktan vurulmuş olacak De Sciglio’ya güvenmek, Cuadrado’yu sağ beke çekmek vs. gibi elit bir takımda kolay kolay görülmeyecek eblehlikler yine bu yönetimin günahlarından sadece küçük bir kısmını oluşturuyor.

Gelelim Sarri’ye… Tamam, yönetimin Sarri gibi ne oynattığı ve haliyle neye ihtiyaç duyduğu da belli olan bir hocaya şu dengesiz kadroyu vermesi ayıp ancak Sarri’nin sütten çıkmış ak kaşık olduğu da söylenemez. Sezon başında sakatlanacağı gün gibi ortadayken Khedira’ya bel bağlayıp Emre Can’ı küstürmesi ve işin Erme’nin takımdan ayrılmasına kadar gitmesi, geçen sezon hiç de fena oynamayan ve takımdaki nadir kanat oyuncularından biri olan Bernardeschi’yi inatla ofansif orta saha oynatarak mahvetmesi falan diye uzunca sayabilirim ama kısacası şu: Sarri esnek bir hoca değil.

Yani Allegri’yi şöyle bir hatırlıyorum da ilk sezonunda 4-4-2 diamond oynatıp ertesi sezon 3-5-2’ye geçen, Pogba sonrası 4-2-3-1’i deneyip Ronaldo sonrası 4-3-3’ü oturtmaya çalışan bir adamdı. Sarri ise biraz da Ronaldo’nun zorlamasıyla sezon başından beri 4-3-1-2 tarzında bir şeyler deniyor. Douglas Costa üç beş maç sakat yatıp sahaya çıktığı ilk maçın altmışıncı yetmişinci dakikalarında sakatlandığı, Bernardeschi ofansif orta sahada harcandığı, Cuadrado sağ beke çekildiği ve Ronaldo da 35 yaşına adım attığı için Sarri’nin rüşdünü ispatladığı 4-3-3’ü oynatması pek mümkün değil ama 4-3-1-2’nin de şu ana kadar pek bir numarasını görebilmiş değiliz.

Halbuki Pjanic-Bentancur ikilisinin orta saha, Cuadrado-Bernardeschi ikilisinin kanat, Dybala’nın forvet arkası ve Ronaldo’nun santrfor olduğu bir düzen en azından bir maçta bile denenmez mi? Halihazırdaki sistemin iş yapmadığı sanki ilk Lyon maçında görülmüş gibi “Bu takım hızlı top çeviremiyor” bahanesinin ardına sığınmak kabul edilebilir bir şey değil. Matuidi’nin pas oyununu oynayamayacağı veya Ronaldo’nun first-touch’ının Mertens seviyesinde olmadığı yeni bilinen şeyler değil ki? Hoş, Sarri ki Empoli’ye Valdifiori’yle, Vecino’yla, Saponara’yla kral top oynatmış adam -hem de yine 4-3-1-2’yle…

Burada da bir başka husus daha gündeme geliyor. Söylentiye göre Sarri pek sevilesi bir adam değil ve başta Ronaldo’yla Dybala olmak üzere takımın geneli tarafından tutulmadığı konuşuluyor. Allegri varken de aynı şeyler konuşuluyor hatta Allegri’nin başta Dybala ve Pjanic olmak üzere birkaç oyuncuyu daha bu sebepten yönetime satılması için bildirdiği tevatürü ortada dolaşıyordu.

Ne olursa olsun şu an Juventus’ta herkes bıçak sırtında. Kulübün “kızıl elması” haline gelen Şampiyonlar Ligi şampiyonluğundan kimsenin ümidi yok. “Orada bizim seviyemizde 8-10 takım var, hatta bazıları bizden daha üstün. Ben buraya Serie A’yı kazanmak için geldim.” diyen Sarri başta olmak üzere… İşte o zaman da en başa dönüyoruz. Allegri, Serie A’yı zaten kazanıyordu ve şu an Lazio ve İnter varken Juve’nin Serie A’yı kazanacağının garantisi yok. Tabii kupayı topla en fazla oynayana vermezlerse… Zira o kalemden başka adamakıllı hiçbir istatistikte ikinci bile değil Juve.

Bence Juve yönetimi Sarri’yi getirdiği için şu an köpekler gibi pişman. Ben bunu önceden de dedim, Juve’nin başına gelmesi gereken isim şanlı Simone İnzaghi’ydi. Taktikse taktik, esneklikse esneklik… Fakat artık iş işten geçti. Defansif açıdan son yılların en kolay gol yiyen Juve’sinin şu anki tek hücum planı Şampiyonlar Ligi kupasını getirmesi için alınan ve bu yüzden de tasarruflu kullanılması hedeflenen Ronaldo’nun bir şeyler yapması. Sarriball, pas oyunu, tiki-taka nerede diye soran olursa Lyon maçının pas haritasına bakıp gözlerinin yaşını silebilir…