Juventus 

Ne yapıp edip son hafta İnter’i de devirerek liderlik koltuğuna oturan Juve’de, Allegri sonrası bu dönem beklediğimden daha sancısız geçti/geçiyor. Bunda Sarri’nin garantici davranmasının payı da oldukça büyük. Allegri’ye yönelik en büyük eleştiriler orta saha kurgusunda Matuidi-Khedira ikilisinden vazgeçememesiydi, şu an aynı kurguyu Sarri de uyguluyor. Hatta sezon başında kadroda en beğendiği oyuncunun Khedira olduğunu bile açıklamıştı.

Oyun olarak ise henüz o meşhur “sarriball”ı görebilmiş değiliz. Bazı maçlarda esintilerine rastlasak da Juve’nin kadrosu Sarri’nin sistemine çok müsait değil. En başta da forvet hattı… Ronaldo, Higuain ve Dybala üçlüsünden en az ikisini oynatması gerekiyor -ki Ronaldo’nun yeri zaten banko- ve bu da 4-3-3 oynatmasını imkansız kılıyor çünkü Higuain ve Dybala kenarda oynayamıyor, Ronaldo ise o vasfını kaybetmiş vaziyette. Zaten kadroda da kenar forvet oynayabilecek iki oyuncu var: müzmin sakat Douglas Costa ve bu sezon çok formsuz olan Bernardeschi. Tüm bunlar birleşince Sarri 4-3-1-2 kullanmaya başladı. Ronaldo-Higuain veya Ronaldo-Dybala ikilisi çift forvet; Ramsey veya Dybala ise forvet arkası olarak konuşlanıyor.

Takımın beklerinde sıkıntı olduğunu defalarca yazmıştım. De Sciglio ve Danilo’nun sakatlanmasıyla bu durum gün gibi ortaya çıktı. Matuidi sol bek, Cuadrado ise sağ bek oynamak zorunda bile kaldı şu kısa süreçte. Gerçi Cuadrado çok iyi oynuyor sağ bekte. Hatta Bayer Leverkusen karşılaşmasında maçın adamı kendisiydi. Defansif olarak çok iyi olmasa da Barzagli’nin defans koçu olarak takıma katılması bu açığını kapatmasına da yardım edecektir.

 

İnter

Şu ana kadar beklenenin üzerinde performans sergileyen İnter, iki defa çuvalladı. Birincisi ŞL’deki Slavia Prag, ikincisi ise Juve derbisinde gerçekleşti. Slavia maçında takım gerçekten çok kötü oynadığı için galibiyet alamadı hatta mağlubiyetten son anda kurtuldu ama Juve derbisinde iki takımın kadro kalitesi arasındaki fark alenen kendini gösterdi.

Yazın Conte’nin aklındaki orta saha kurgusu şöyleydi: Vecino (Gagliardini) – Brozovic – Barella. Fakat hem hazırlık maçlarında hem de ligdeki ilk maçlarda Sensi öyle bir oynadı ki bırak orta sahayı takımın en vazgeçilmez oyuncusu oldu. Brozovic takımı yönetirken Sensi de yaratıcılık yükünü üstleniyor, orta saha forvet bağlantısını sağlıyor. Gel gör ki kadroda herhangi bir muadili yok. Juve maçında sakatlanıp çıkmasıyla bunu daha iyi gördük. Onun yokluğunda İnter rakip kaleye doğru dürüst gidemedi bile. Tabii bunda Sarri’nin Brozovic’i önce Bernardeschi sonra Bentancur’la kitlemesinin de payı büyük ama o detaylar maç yazısına artık.

Son olarak Lukaku’nun meşhur first touch özrü son maçlarda iyiden iyiye göze batmaya başladı. Bu noksan İnter’in ileride oyun kurmasını çok zorlaştırıyor.

 

Napoli

Bir takım düşünelim ki geçen sezonun ŞL şampiyonu ve bu sezonun namağlup Premier Lig lideri Liverpool’u muhteşem bir maçta harika bir futbolla 2-0 yensin; ertesi hafta kendi evinde Cagliari’ye 1-0 yenilsin, Brescia’yı zar zor 2-1 yenip Genk’le ve Torino’yla 0-0 berabere kalsın.

Aslında Napoli’nin hikayesi de İnter’inkine benziyor. Çok iyi bir ilk 11, yetersiz bir yedek kulübesi. Özellikle de orta saha rotasyonları çok dar. Haliyle de yorgunluk, sakatlık, formsuzluk gibi durumlarda takım tökezlemeye başlıyor. Bir diğer önemli mevzu ise üçü de birbiriyle alakasız üç adet forvetlerinin olması: False 9 Mertens, poacher Milik, target man Llorente. Aslında bu bir avantaj olarak görünse de Ancelotti’nin her rotasyonunda takım sudan çıkmış balığa dönüyor çünkü oyun planının tamamen değişmesi gerekiyor. Takımın bu üçlü arasında en aşina olduğu isim Mertens ve onun ileri uçta başladığı maçlarda genel olarak daha iyi performans sergiliyorlar. Milik’e gelince gol atamamayı biraz daha sürdürürse sezon sonu takımdan sepetlenir.

 

Milan

Tarihinin en kısa süreli hocası Giampaolo’yı göndererek kötü günleri geride bırakan Milan, Pioli’yi getirerek daha kötü günlere yelken açtı.

İşin esprisi bir yana Giampaolo takımın başına geldiğinde bu seçimin uygun olmadığını ben bile kaç defa yazdım. Bugüne kadar elle tutulur bir başarısının olup olmaması çok mühim olmasa da yıllardır 4-3-3 oynayan ve kadrosu buna müsait olan Milan’ın başına 4-3-1-2’ci bir hoca getirirken Maldini ne düşünüyordu, ayrı bir merak konusu. Formasyonu boş versek bile o kadar kötü oyuncu tercihlerinde bulundu ki… Hakan’ı regista, Borini’yi mezzala olarak ilk 11 çıkardığına bile şahit olduk. Paqueta gibi kadroda ayağına top yakışan nadir adamlardan birini neredeyse hiç kullanmadı. AFCON’da turnuvanın adamı seçilen Bennacer’e hemen hemen hiç şans vermedi. Velhasıl kendi sonunu kendi getirdi.

Pioli tercihi tabii ki tatmin edici değil. Hele de Spalletti’ye o kadar yaklaşmışlarken… O işin yatma sebebini de yazayım. Halihazırda İnter’den dolgun bir tazminat alan Spalletti, hem bu gelirden mahrum kalmak istemiyor hem de Milan’dan iyi bir maaş talep ediyor. E haliyle de hem İnter hem Milan buna yanaşmıyor ve iş yatıyor. Şu Milan’ın başına Allegri, Mourinho gibi adamlar koşa koşa gelmeyeceğinden de gidip Pioli’yi getiriyor Maldini-Boban ikilisi. Peki tutar mı? Zor. Pioli harika başlayıp berbat bitiren hocalardan ama Milan kadrosunun göründüğünden çok daha potansiyelli olduğunun düşünenlerdenim ben.

 

Roma

Roma şu ana kadar beklediğimden çok daha iyi gitti. Bunda Fonseca’nın payı büyük. Topa sahip olma üzerine kurguladığı futbol, takımca çabuk özümsendi. Hatta o birbirinden kötü stoperler bile orta sahaya yakan kurdurduğu defans hattını başarıyla uyguluyorlar. Şimdilik.

Roma’nın en büyük sıkıntısı ise her zamanki gibi sakatlıklar. Kadrodaki sağ bek gibi tek sağ bek olan Zappacosta çapraz bağlarını kopardı ve aylarca yok, menisküsü yırtılan Diawara 1 ay oynayamayacak, takımın en yaratıcı orta sahası Pellegrini’nin 1,5 ay boyunca oynayamamasına sebebiyet verecek bir tarak kemiği sıkıntısı var, son maçta Dzeko’nun elmacık kemiği kırıldı ve ameliyat oldu, Cengiz ve Mkhitaryan da yine sakatlar arasında… Ve bu adamların hepsi sağlam olsa ilk 11 çıkacak oyuncular.

 

Lazio

Ezelden beri süregelen defansif problemleri olmasa çok daha iyi yerlere gelebilecekken yazın stoper mevkisine yeterli takviyenin yapılmamasıyla yine vasati performans sergilemeye devam ediyorlar. Bu defansif zaafiyetin halledilmesi Simone İnzaghi’yi aşan bir mevzu çünkü adamın elindeki malzeme belli. Acerbi dışında kaliteli denilecek herhangi bir elemanı yok orada. Yazın en azından Rugani’yi kiralamaya çalışabilirlerdi.

Başkan Lotito iki yaz önce Milinkovic-Savic’in fiyatını fezaya yükselttiğinde yaptığının çok riskli olduğunu ve bu hamlesinin elinde patlamasının muhtemel olduğunu yazmıştım. Beklediğim gibi de oldu. Şu an o Milinkovic-Savic’ten eser yok. Ha bu demek değildir ki oyuncunun foyası ortaya çıktı. Mesela şu an İnter’de olsa takımın büyük problemlerini çözer Milinkovic-Savic ama o iki sene önceki formunun yerinde yeller esiyor. Onun yokluğunda Luis Alberto ve Correa, esas oğlan İmmobile’nin en büyük destekçileri. Bu arada İmmobile’yle İnzaghi’nin arası şu aralar limoni.

 

Fiorentina

Bir oyuncunun bir takımın çehresini nasıl değiştirdiğini Fiorentina’da görüyoruz şu sıralar. Bahsettiğim kişi Serie A’da ayın futbolcusu olarak da seçilen Ribery. Montella’nın Chiesa’yla birlikte false 9 olarak kullandığı Ribery özellikle San Siro’da Milan’ı 3-1 yendikleri maçta harikaydı, Musacchio’yle Romagnoli’yi hayata küstürdü.

Takımda bu sezon yıldızı inanılmaz parlayan ve şimdiden kendisiyle ilgili beklentilerin arşa yükselmesini sağlayan Castrovilli’yi de unutmamak gerek. 2 sezondur Cremonese’de kiralıkken bu sezon Fiorentina’ya dönen ve döner dönmez ilk 11’deki yerini alan Castrovilli, ufaktan Vidal esintileri sunuyor.

Bir övgü de Montella’ya. Malum çok eleştirenlerdenim kendisini ama formasyonu 3-5-2’ye çevirmesi, Ribery-Chiesa ikilisinden büyük verim alması vs. mühim işler. Umarım hep böyle devam eder.

 

Atalanta

Ligde ne kadar iyi gidiyorlarsa Avrupa’da da bir o kadar kötü gidiyorlar. Bunun sebebi acemilik mi fazla konsantrasyon mu bilmiyorum ama Dinamo Zagrep ayarında bir Serie A takımını rahatça hacamat edecek güçte bir kulüp aslında Atalanta.

Hele öyle bir Şahtar Donetsk maçı oynadılar ki çıldırmamak elde değil. Kaçırılan onca golden sonra 90. dakikada acemice bir gol yiyerek grupta 3. olma ihtimallerini de oldukça zayıflattılar. Halbuki benim kendilerinden beklentim oldukça büyüktü, hatta City’nin arkasından gruptan 2. olarak çıkacaklarını düşünüyordum ama olmayacak. Şahtar maçı sonrası Gasperini “Bu skor maçtaki durumu yansıtmıyor, biz bunu hak etmedik…” minvalinde konuştu ama yedikleri goldeki defansif zafiyetten hiç bahsetmedi. Aslında Lazio’nun yaşadığı stoper sıkıntısının bir benzeri de Atalanta’da var. Önce Caldara’yı Juve’ye sonra Mancini’yi Roma’ya sattılar ama bunların yerleri dolmadı. Gasperini Kjaer’i henüz ilk 11’e monte etmiş değil ama o da Atalanta’nın oyunu için yavaş kalabilir.

Benim en büyük beklentim ise Malinovskyi ile ilgili. Bu eleman sırtına formayı bir geçirse Milinkovic-Savic tarzı bir patlama yapması işte bile değil.