İnter’deki 2 yıllık kaotik dönemin Baggio’ya maliyeti büyük olur: Dino Zoff tarafından EURO 2000 kadrosuna alınmaz. Aslında Cesare Maldini’nin ardından Azzurri’nin başına getirilen Dino Zoff’la Baggio’un ilişkisi iyi başlamıştır. EURO 2000 elemelerinde takıma çağrılır; Galler ve Norveç maçlarında forma şansı bulur. Belarus’la yapılan hazırlık maçında da yine sahadadır. Fakat EURO 2000 gelip çattığında Dino Zoff’un aklındaki hücum hattında Baggio’ya yer yoktur. O daha genç ve dinamik isimlerden kurulu bir forvet hattı istemektedir ki Totti, Del Piero, Fiore, Delvecchio, İnzaghi ve Montella ona bu fırsatı sunar. Baggio’yu ise İnter’de yeterli forma şansı bulamadığı gerekçesiyle kadroya dahil etmez. Baggio’nun yokluğunu pek hissetmeyen bu takım, finale kadarki süreçte Türkiye de dahil olmak üzere bütün rakiplerini devirir, kupayı Fransa’ya epik bir şekilde kaybeder. Final sonrası, bilhassa Zidane’ı marke ettirmediği için, Berlusconi de dahil tüm İtalya’nın eleştirilerini alan Dino Zoff istifa etmek zorunda kalır. O sene tüm bunlar olurken Roberto Baggio, 20’nci yüzyılın en iyi İtalyan futbolcusu olarak seçilir.

İnter’le sözleşmesini uzatmayan Baggio’nun İtalya içinden ve dışından talipleri yine çoktur. Udinese, Napoli, Reggina; İngiliz ve İspanyol kulüpleri -Barcelona da dahil olmak üzere- 33 yaşındaki Baggio’yu kadrosuna katmak istemektedir. Hatta Japonya’da oldukça popüler olan Baggio’ya oradan da transfer teklifi vardır. Menajeri, Baggio’nun bu defa yurt dışına çıkabileceğini açıklar.

Serie B’den o sezon Serie A’ya yükselen Brescia’nın başkanı Luigi Corioni -Bologna’yı elden çıkardıktan sonra- kulübü 1992’de satın almıştır. Mobilya şirketi bulunan Corioni, vizyoner bir adamdır. Başkan olur olmaz ilk icraatı Real Madrid’den Hagi’yi transfer etmek olmuştur mesela. Gel gör ki kulüpte bir türlü istikrar sağlayamaz. Milenyumda şeytanın bacağını kırmak amacıyla takımın başına kurt hoca Carlo Mazzone’yi getirir. Mazzone, sezon öncesi takımı oluşturmakla meşgulken bir sabah gazetede bir haber okur: “2000 yazında bir sabah gazetelere göz atarken Reggina’nın Baggio’yu istediğini okudum ve o anda Baggio’yu aramaya karar verdim. Bizde oynamak ister misin, diye sordum ve o da ‘Olabilir’ diye cevap verdi. Hemen arabama atlayıp başkan Corioni’nin ofisine gittim ve durumu anlattım. Başkan ‘Baggio, spagettinin üzerindeki peynir sosu gibi olur ama ciddi bir sponsor desteğine ihtiyacımız olacak’ diye cevap verdi…”

Başkan Corioni, transferin maddi boyutunu bir şekilde halleder, Mazzone de Baggio’nun Brescia’ya katılması için ikna girişimlerine başlar. (Baggio o sıralarda memleketi Caldogno’da kişisel antrenörüyle çalışmaktadır. Caldogno’ya gelen Mazzone, Baggio’yu antrenman yaparken yakalar. Antrenörüyle teke tek maç yapan Baggio, her seferinde mücadeleyi kazanmaktadır. Mazzone gördükleri karşısında büyülenir.) Ona saha içinde sınırsız özgürlük vereceğini ve kendini iyi hissettiği müddetçe de doksan dakika sahada tutacağına dair söz verir. (Hatta Mazzone’nin sonradan yaptığı şöyle bir açıklama vardır: Baggio, sağlıklıysa sahada kalır; sakatsa ve oynamak istiyorsa yine sahada kalır çünkü o, tek bacağıyla bile çoğu oyuncudan daha iyi.) Baggio da ona olan güvenini, mukavelesine “Mazzone takımdan ayrıldığı takdirde serbest kalma” maddesine koydurarak gösterir. Sonuç itibariyle Baggio, Brescia’yla 2 yıllık bir sözleşme imzalar ve şu açıklamaları yapar: “Oynamaya devam etmek istiyorum ve hedefim bunu 2002’ye kadar sürdürüp dünya kupasına katılabilmek. eğer bir oyuncu fazla oynayamıyorsa milli takım hocasını ikna edemez, o yüzden kendimi gösterebileceğim bir kulübe gelmek istedim.”

Taraftarların “Tanrı Var ve O, At Kuyruklu!” pankartlarıyla karşıladığı Baggio’ya 10 numaralı formayı ve kaptanlığı veren Brescia, vasati bir kadroya sahiptir. Kaleci Castellazzi, 19’luk stoper Bonera, Roma’dan hatırladığımız Petruzzi, yıllandıkça açılan “Bizon” lakaplı santrfor Dario Hübner, şimdilerde Lazio’nun sportif direktörlüğüyle meşgul olan İgli Tare ve de İnter’de tutunamayıp -devre arasında- kürkçü dükkanına dönecek gencecik bir Andrea Pirlo kadrodaki kayda değer birkaç isimdir.

Baggio o sezona tutuk başlar. üstüne üstlük ocak ayında sakatlanır ve şubat sonuna kadar da oynayamaz ama dönüşü muhteşem olur. Sezonun kalan kısmına 10 gol sıkıştırıp bir o kadar da asist yaparak Brescia’nın ligde 8’inci olmasında aslan payına sahip olur ki bu derece Brescia’nın 1946’dan beri elde ettiği en iyi derecedir. Baggio performansıyla her ne kadar 25’inci sırayı elde etse de 2001 Ballon d’Or adaylarından biridir. Ayrıca Guerin d’Oro ödülünü bir kez daha kazanır. Bununla birlikte Baggio’nun varlığı bir başka İtalyan efsanesinin daha doğmasına dolaylı yoldan da olsa etki etmiştir: Andrea Pirlo. İnter’de de beraber top koşturduğu Baggio’ya küçüklüğünden beri hayran olan Pirlo otobiyografisinde çocukluk idollerinin Lothar Mätthaus ve Roberto Baggio olduğunu şöyle dile getirir: “Geniş bir odam vardı ve böylelikle ikisinin posterleri de duvarlara tam oluyordu. Bu sayede Olimpos Dağı’ndaki tanrılardan birini indirmek zorunda kalmıyordum.”

Pirlo ofansif orta saha olarak yetişmiştir ama Baggio varken bu rolde oynaması imkansızdır. Bunun üzerine Mazzone, Pirlo’yu regista diye de adlandırılan defansif oyun kurucu rolüne çeker ki Pirlo belki de tarihin gördüğü en büyük regista olacaktır ileride. Üstelik Baggio’nun varlığı, Pirlo’nun sadece gerçek mevkiini bulmasına yaramaz ayrıca iyi bir frikikçi olmasını da sağlar. “O, frikikleri benzersiz bir şekilde kullanıyordu. Antrenmanlarda durup onu izler ve üstüne günlerce çalışırdım. İşin sonunda galiba ondan bir şeyler kapmayı başardım…” şeklinde anlatır Pirlo o günleri. İkilinin en güzel icraatı ise Della Alpi’deki Juventus maçında gerçekleşir. Pirlo, alametifarikası olan o muhteşem uzun paslarından biriyle Baggio’yu bulur. Baggio topu öyle bir kontrol eder ki aynı zamanda Juventus kalecisi Van Der Sar’ı da çalımlamış olur ve golü boş kaleye atar.

Bu arada ligi 7. bitiren Brescia, İntertoto Kupası’na katılır ve finale kadar da yükselir ama PSG’ye kaybeder. 2001-2002 sezonuna girilirken Pirlo, İnter’e döner; oradan da Milan’a satılır. Brescia onun boşluğunu sansasyonel bir transferle, Pep Guardiola’yla doldurur. Pep de aynı Baggio gibi 2002 Dünya Kupası’nda yer alabilmek amacıyla düzenli oynayabileceği bir kulüp aramış; Baggio’nun da etkisiyle Brescia’yı seçmiştir. (Gerçi haksız yere yiyeceği 4 aylık doping cezasından sonra bu kararını epey sorgulamıştır herhalde.) Sonra takımdan ayrılan bir diğer mühim isim ise Hübner olur. Takımın gol yükünü çeken Hübner’in boşluğu ise kariyerinin büyük bölümü Serie B’de geçen ve adını yeni yeni duyurmaya başlayan başka bir santrforla doldurulur: Luca Toni.

Baggio yeni sezona fırtına gibi başlar. İlk 9 maçta 8 gol atar ki gol krallığı yarışında zirvededir. Bilhassa Atalanta maçındaki performansı bir başkadır. Şöyle ki Lombardiya derbisi olarak geçen Bresica-Atalanta maçları hep ateşlidir ama o maçta Atalanta taraftarının hedefinde Mazzone vardır. Aslında maç Mazzone ve Brescia için iyi başlar, Baggio’nun attığı golle 1-0 öne geçerler ama Atalanta arka arkaya üç gol bulunca işler tersine döner ve Atalanta taraftarı Mazzone’ye sarar. Hedeflerinde Mazzone’nin müteveffa anne-babasıyla, memleketi Roma vardır. Derken Baggio 75’te ikinci, 90+2’de ise 3’incü golü atar ve Mazzone’de film kopar. Atalantalıların bulunduğu kale arkasına doğru bir elini yumruk yapıp deli gibi koşmaya ve bağırmaya başlar. Collina ve dahi yardımcıları zar zor zapt edebilir ihtiyarı. Maç sonunda “Atalanta taraftarı yüzde yüz ırkçı! Maç boyu Roma’ya ve benim rahmetli anne-babama küfrettiler. Maç bittikten sonra ablamı arayıp annemin ya da babamın Bergamo’yla (Atalanta Bergamo) alakası olup olmadığını sordum çünkü bana sürekli ‘O… çocuğu’ diye tezahüratta bulundular. Bergamolular ‘Roma’ demeden önce ağızlarını yıkamalılar…”

Bu performansıyla tekrar odak noktası haline gelen Baggio’nun bu sezonda vites artırmasında kuşkusuz ki yaklaşan dünya kupasının da etkisi büyüktür. “Hayalim dünya kupasına katılabilmek. Bunun için Trapattoni’nin çantalarını bile taşırım. Şaka bir yana çağrılmam için formumu üst düzeyde tutmam gerektiğinin farkındayım.” açıklamasıyla niyetini bildirir. Milli takımı çalıştıran Trapattoni ise “Baggio’yu sezon başından beri dikkatlice takip ediyoruz ve etmeye de devam edip öyle karar vereceğiz. Tek söyleyebileceğim aklımdaki 30-35 kişilik oyuncu grubunun içinde onun da olduğu…” açıklamasıyla Baggio’ya yeşil ışık yakar. Bu arada Enrico Chiesa da büyük bir sakatlık geçirmiş ve en az 6 ay sahalardan uzak kalacaktır ki bu da onun milli takıma çağrılma ihtimalini oldukça arttırır. Baggio’nun planı oldukça açıktır: Güzel bir sezon geçirmek, dünya kupasına katılıp son kez gök mavi formayı sırtına geçirebilmek ve de futbolu bırakmak.

Sezonun sekizinci maçını, Piacenza karşılaşmasını, Baggio’nun attığı tek golle Brescia kazanır ama o maçta Baggio sakatlanıp 55’te oyundan çıkar. Ertesi hafta oynanan Venezia maçında Baggio penaltından golünü atar ama bu defa çok ciddi bir şekilde sakatlanarak 53’te kenara gelir. Sol çapraz bağları kopmuştur ve sahalardan 3 ay uzak kalacaktır. Bu süreçte Brescia, ligde sadece 1 galibiyet alabilir. 27 Ocak 2002’deki Lecce maçında sahalara dönen Baggio, ayağının tozuyla golünü atar ve maçı 3-1 Brescia kazanır. Bu maçtan 4 gün sonra oynanan İtalya Kupası yarı finali maçında Parma’ya karşı sahaya çıkan Baggio, bu sefer de sol diz menisküsünü yırtar ve 14’üncü dakikada sahayı terk eder. 4 Şubat 2002’de ameliyat edilir. Dünya kupası arefesinde turnuvaya aylar kala performansı da bu kadar iyiyken arka arkaya yaşadığı bu iki büyük sakatlıkla çoğu kişi, onun bırak turnuvaya katılmasını bir daha futbol bile oynayamayacağını düşünmektedir.

Nisan ortasında en iyimser tahminlerde bile geri dönüşü için 6 ila 9 ay arasında bir süre biçilen Baggio’nun antrenman görüntüleri ortaya çıkar. Medya, rehabilitasyon sürecinin başındaki ismi, Gianni Nanni’yi bulur ve durumu sorar. Nanni “Robi şu an çok iyi durumda ama testlerimiz devam edecek. İyi sonuçlar elde edersek bu hafta içinde Brescia kadrosundaki yerini alabilir. Onun eşsiz bir bünyesi var.” sözleriyle bombayı bırakır. Çünkü başta Trapattoni olmak üzere kimse böyle erken bir dönüş beklemiyordur. Konuyla alakalı “Onun için çok mutluyum. Uzun zamandır yoktu ama her şey olacağına varır.” şeklinde bir girizgah yapan Trapattoni sözlerini “Risk alıp ona bel bağlamam mümkün değil. En azından hislerim bu yönde. Onun üzerine kumar oynayamam.” diyerek sürdürür ve Baggio’yu kadroda düşünmediğine dair ilk sinyalini çakar. Baggio’nun eski hocasına cevabı iki türlü olur. Kelimeler halinde olanı “Hoca haklı, bu durumda siz olsanız ne karar verebilirdiniz ki?” şeklindedir. Öteki cevabı ise çimler üzerinde olur. Sakatlanmasından tam 76 gün sonra, 21 Nisan 2002’deki Brescia-Atalanta maçının 70. dakikasında Federico Giunti’nin yerine oyuna girmek için kenardadır. Guardiola, ona bir “Hoş geldin” jesti yapmak amacıyla kendisindeki kaptanlık pazubandını çıkarıp onun koluna takar. (Baggio, bu mucizevi dönüşü yapabilmek için rehabilitasyon sürecindeyken her gün 10 saatini spor salonunda geçirmiştir.)

Dönüşünü 2 golle kutlayan Baggio’nun bu performansıyla birlikte İtalya’da Fransa 98 öncesinde olduğu gibi yine büyük bir kamuoyu oluşur. Konu ise malumdur: Baggio’nun son bir kez daha dünya kupasına gitmesi. Corriere dello Sport, “Baggio döndü! Şükürler olsun…” manşetiyle çıkarken Baggio’nun golleri sırasında kulaklara Handel’in Mesih Oratoryosu’nun çalındığını yazar. La Gazzetta dello Sport ise Baggio’yu “o, İtalyan milli takımın marşı; hayalin gücü ve farklı kuşakları futbol adı altında birleştiren adam…” şeklinde betimler. Haftalık futbol dergisi Guerin Sportivo ön kapağını Baggio’ya ayırır ve şu başlıkla çıkar: “Trap, sence de Baggio’ya ihtiyacımız yok mu?”

Baggio, destekçilerine Trapattoni üzerinde baskı kurmamalarını salık verse de elbette olaylar tam ters yönde gerçekleşir. İş öyle bir noktaya gelmiştir ki bazı milletvekilleri spor bakanından Trapattoni’yi sıkıştırmalarını bile ister. Medyada da durum farklı değildir. Corriere dello Sport konuyla ilgili 50 futbol adamı üzerinde bir anket düzenler ve bunlardan 28’i Baggio’nun 2002’de yer alması konusunda hemfikirdir. 82’de dünya şampiyonu olan Azzurri’nin dört üyesi Altobelli, Cabrini, Conti ve Collovati bunların başını çekmektedir. Yine o kadrodan Antognoni “Baggio bir maçın gidişatını her an değiştirebilecek kalitede birisi. 23’üncü kişi bile olsa onu kadroya alırdım.” açıklamasını yapar. Baggio’nun eski partneri Schillaci de “Onu kesinlikle kadroya seçmeliler çünkü bir ayda kondisyonunu tekrar kazanabilir.” diyerek desteğini esirgemez. O sezon ligde harika bir performans sergileyen ve şampiyonlar ligi potası için yarışan Chievo’nun başkanı Luca Campedelli, “Baggio’yu gelecek sene şampiyonlar liginde Chievo’ya liderlik ederken görüyorum. Ona kapımız açık. onun gibi birisi Unesco ya da Unicef tarafından kültürel bir miras gibi koruma altına alınmalı.” sözleriyle hem övgüsünü sunar hem de sezon sonu Brescia’yla sözleşmesi bitecek Baggio’ya şifahen bir transfer teklifinde bulunur. Perugia’yı çalıştıran Serse Cosmi “O, olağanüstü bir şey başardı. Böyle imkansız işleri gerçekleştirebilen birini takdir etmemek mümkün değil. Onu kadro dışı bırakmadan önce iki kere düşünürdüm.” derken Fiorentina teknik direktörü Luciano Chiarugi maçta gördüklerinden oldukça etkilenmiş vaziyettedir: “O sakatlıktan sonra inanılmaz bir hızla oynayıp iki de gol atarak dönüş yapan birisi… İnsanın ağzını açık bırakıyor.”

Tabii ki Baggio’nun uzak doğuya götürülmesine sıcak bakmayanlar da vardır. Sacchi “Ben milli takımı çalıştırırken başka hocaların bana oyuncu seçimimle ilgili medya üzerinden yorum yapmaları hep canımı sıkmıştır. Bunun hep saygısızlık olduğunu düşünmüşümdür.” diyerek Trapattoni’ye arka çıkar. 1991’de Sampdoria’yı şampiyon yapan Vujadin Boskov ise “Milli takım kadrosu son haftalara bırakılmadan seçilmelidir. Bence Baggio çağrılmamalı.” görüşündedir. Del Piero ise Baggio’nun çağrılma ihtimalini düşük olarak gördüğünü belirtir ki Trapattoni’nin Baggio’yu çağırmaya soğuk bakmasının bir nedeni de kariyer zirvelerini yaşayan Del Piero ile Totti’nin gölgede kalmalarını ya da huzurlarının bozulmasını istememesinde yatmaktadır. Tabii bu boşuna da değildir. Ekim 2001’de Parma’da oynanan Macaristan maçında Del Piero’nun kaçırdığı her golün akabinde tribünlerden “Baggio” tezahüratları gelmiştir. (Hatta maç sonunda da Paolo Maldini, seyircileri bu yüzden eleştirmiştir.) Yine aynı şekilde Fransa 98’de Baggio yerine Del Piero’yu oynattığı için Cesare Maldini’ye yapılan eleştiriler halen Trapattoni’nin dimağında taze şekilde durmaktadır. Velhasıl Baggio, hem kendi otoritesine hem de Del Piero-Totti ikilisine büyük baskı unsurudur.

Baggio’ya böyle bir sakatlıktan bu kadar kısa sürede nasıl döndüğü sorulduğunda “Bunu açıklamak benim için bile zor.” der ve “Rehabilitasyon sırasında birçok büyük fiziksel acıya katlanmam gerekti. Galiba bunun tek açıklaması içimdeki devasa futbol aşkı olsa gerek. Milli takıma çağrılabilmem için daha çok çaba sarf etmeliyim. Elimden geleni yapmalıyım ama açıkçası bunun için çok az zamanım var.” diye devam eder.

Brescia, Baggio sakatlıktan döndüğünde kümede kalma mücadelesi vermektedir ve sezonun bitmesine üç maç vardır. Bu serinin ilk maçını yukarıda anlattığım şekilde Fiorentina’yı 3-0 yenerek atlatırlar. Sıradaki rakip Juventus’tur ve beklenildiği üzere Brescia’yı 5-0’la sahadan silerler. Gollerin üçü Trezeguet’den, ikisi de Del Piero’dan gelir. Baggio bu maçta sadece 25 dakika süre alabilir. Böylelikle sezonun final maçı olan Bologna karşılaması Brescia için kümede kalma mücadelesine dönüşür. Gollerden birinin Baggio’dan geldiği müsabakayı Brescia 3-0 kazanarak küme düşme hattının 1 puan üzerinde kalmayı başarır ve düşmekten kurtulur. Baggio 12 maçta oynayabildiği o sezonu 11 golle tamamlar.

Mayıs ayında Baggio, Trap’a bir açık mektup yazar. Mektupta hocasına şöyle seslenir: “İki sene önce İtalya’da kalmaya karar verdim ve Brescia’yı seçtim. Amacım dünya kupasında milli formayı giyebilmekti. Buradaki günlerim bana yeni deneyimler kazandırdı ve kendimi toplamamı sağladı… İyileşme sürecimde çok yoğun bir şekilde çalıştım. Bir yandan takımın kaptanlığını sürdürdüm bir yandan da spor salonunda, havuzda ve sahada çalıştım; ailemden, sevdiklerimden uzakta kaldım. Bunları tek bir amaç doğrultusunda yaptım: O gök mavi forma. Eğer hedefime ulaşamazsam bu acı sonu kabulleneceğim ama hiç bir zaman sonuna kadar savaşmadığıma pişman olmayacağım.”

Birkaç gün sonra Baggio’nun telefonu çalar. Arayan Trapattoni’dir ve onu kadroya almayacağını açıkça ifade ederek konuyu kapatır. Baggio yıkılmıştır ama elinden de bir şey gelmemektedir. Konuyla ilgili herhangi bir yorum yapmaz. Ta ki 2010 yılında Vanity Fair’e verdiği röportaja kadar. O röportajda şunları söyler: “2002 benim dördüncü dünya kupam olacaktı ve orada olmalıydım. Bunu hak etmiştim, bu benim için kutsaldı. Kariyerim düşünüldüğünde tekerlekli sandalyede bile olsam seçilmeliydim. FİFA, kadroları 23 kişiye çıkarmıştı çünkü Ronaldo ve ben, sakatlıklardan yeni dönmüştük ve bizim de orada olmamız isteniyordu. Bir kişi daha… Ne fark ederdi ki? Ronaldo oraya gitti, gol kralı oldu ve yeniden doğdu. Bense evde kaldım.”

İtalya, 2002 Dünya Kupası’nda grubu ikinci olarak bitirir ve ev sahibi Güney Kore’yle eşleşir. Maçın hakemi Byron Moreno, tarihin en rezil hakem performanslarından birini (benim izlediklerim arasında kesinlikle birinci) sergileyerek maçı adeta Güney Kore’ye hediye eder. Aynı Moreno, turnuva sonrası memleketi Ekvador’da yönettiği bir maçı tam 13 dakika gereksiz yere uzatır ve bu uzatma esnasında 3-2 geride olan taraf, attığı 2 golle maçı 4-3 alır. Bunun üzerine federasyondan 20 maçlık bir ceza yer. Üstüne FİFA da soruşturma başlatır ama İtalya için iş işten geçmiştir. Byron Moreno’nun adını üçüncü ve şimdilik son kez duyurması ise hazindir. 2010’da JFK Havalimanı’nda, donunda sakladığı 6 kg eroinle yakalanır ve tutuklanır. Buffon’un mevzuyla ilgili yorum epiktir: “Bence o malları 2002’de de damarlarında taşıyordu.”

Baggio’nun dünya kupasına katılamaması Brescia için hayırlı olur gerçi. Çünkü dünya kupasına katıldıktan sonra emekli olmayı planlayan Baggio, bu kararından vazgeçer ve kendine yeni bir hedef koyar: Serie a’da 200 golü geçmek. Onu buna ikna edense yine Mazzone’den başkası değildir. “Beni ikna eden şey onunla yaptığım telefon konuşmasıydı. Zaten saha kenarında onu göremezsem daha fazla oynayabileceğimi sanmıyorum.” sözleriyle Baggio da bunu onaylar. Öte yandan Baggio’nun rehabilitasyon süreciyle ilgilenen doktoru Gianni Nanni “Onun sınırları yok. 2 ya da 3 sene daha en üst seviyede oynayabilir.” diyerek Baggio’nun sağlık durumunu özetler.

“Brescia’yı kümede tutmak, 200 golü geçmek ve yolda karşıma çıkacak diğer şeyler…” Baggio yeni sezondan beklentilerini bu şekilde özetler. 36’sına girmeye hazırlanan Baggio, ilginç bir şekilde o sezon neredeyse hiç maç kaçırmaz. 34 maçın 32’sinde sahadadır ve bunların 31 tanesinde 90 dakika oyunda kalmayı başarır. Şubat ayında bir maç sonu basın toplantısında “Şu an form olarak çok iyiyim ama hala kendimi geliştirebilirim.” der. O sezon kendisi için en önemli olay 15 Aralık 2002’de gerçekleşir. 3-1 biten Peruggia maçında takımının gollerinden birini penaltından atar ama bu gol alelade bir gol değildir; kariyerinde attığı 300’üncü goldür ki bunu tarihte Piola ve Meazza’dan sonra gerçekleştiren 3’üncü İtalyan olur.

O sezon esnasında yine bir milli takım tantanası olur. EURO 2004’e hazırlanan İtalya, Portekiz’le hazırlık maçı oynayacaktır ve Del Piero cezalıdır. Baggio’nun da o sezonki formu milli takımı hak ediyordur ama Trapattoni onun yerine Juventus’un Arjantin doğumlu futbolcusu Camoranesi’yi tercih eder. Trap’ın bu seçimi Baggio’ya sorulduğunda “Gidin başımdan! Ben de Arjantin için oynayacağım.” diyerek şakayla karışık eleştirisini yapar.

2003-2004 sezonu öncesi Mazzone, Brescia’dan ayrılıp Bologna’ya gider. Bu gelişme Baggio’nun hoşuna gitmez ama bu onun son senesi olacaktır ve rahatını bozmak istemez. Zaten önündeki tek hedef 200 gole ulaşmaktır. Takımın başına gelen Gianni De Biasi de Baggio’yla iyi geçinir ve onu oynatma konusunda Mazzone’yi aratmaz. 200’üncü gol 14 Mart 2004’te Parma maçında gelir. Ceza sahası dışında topla buluşan Baggio, sanki 37 yaşında değilmişçesine bir çabuklukla Matteo Ferrari’nin belini kırıp topu eski arkadaşı ve din kardeşi Sebastian Frey’in solundan ağlarla buluşturur:

1999’dan beri milli takım formasını giyemeyen Baggio, 28 Nisan 2004’te İtalya’nın İspanya’yla oynayacağı dostluk maçının kadrosuna alınır. Maç öncesi basın toplantısında emekliliğine bir ay kalan Baggio’yu neden kadroya aldığı sorulan Trap, “Benim kapım ona her zaman açık.” karşılığını verir. Aynı seçimi EURO 2004’te de yapıp yapmayacağı sorusunu ise “Hayatta ‘asla’lara yer yok ama kararımda medyanın etkili olmayacağını tekrarlamak istiyorum. Aksi takdirde kadroyu 30 oyuncudan kurmam ve 10 milyon farklı formasyon denemem gerekir.” diye cevaplar. Elbette 2002 Dünya Kupası konusu da açılır ve Trap’a malum seçimi sorulur. Öfkeli bir şekilde “Onu asla yüz üstü bırakmadım. Kadroyu açıklamadan 15 gün önce onunla yemek yedik ve konuştuk. Bilmediğiniz çok şey var.” diyerek medyayı azarlar.

Aynı toplantıda “Elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışacağım.” diyen Baggio’ya EURO 2004’e gitmek isteyip istemediği sorulduğunda “Elemelerde oynayan futbolcuların turnuvaya katılması daha doğru olur ama gidebilme ihtimalim olsa çok sevinirdim.” cevabını verir. Toplantıdaki en unutulmaz sözü ise “Kariyerimdeki en büyük başarım, insanların benim için bir şeyler hissetmesini sağlamamdı.” olur. Ne demek istediğini de maçın başlamasıyla kanıtlar. 10 numaralı formayla ve kaptanlık pazubandıyla çıktığı maçta tribünler ona ithafen açılan pankartlarla doludur: “Dünya seni takdir ediyor, Avrupa seni takdir ediyor, İtalya seni asla unutmayacak!”, “Baggio’lu milli takım Avrupa’yı fethedebilir”, “Trap, aklına sağlık ama biz onu Kore’de izlemek istemiştik!”, “Pele+Maradona=Baggio” bunlardan bazılarıdır. Hiç de fena bir maç çıkarmayan Baggio, maçın sonlarına doğru Casillas’la karşı karşıya kalır. Çalımını atar ama kaleyi tutturamaz. Trap, onu 87’de oyundan aldığında tüm tribünler ayaktadır. (Torres’in kariyerindeki ilk milli golüne Vieri karşılık verir ve maç 1-1 biter.)

Maç sonu Baggio’ya emeklilik konusunda fikrinin değişip değişmediği sorulur. “Eğer Portekiz’e çağrılırsam ne ala aksi takdirde arrivederci!” cevabını verir. Diğer açıklamaları ise şöyle olur: “Ne diyebilirim ki? Sadece herkese teşekkür etmek istiyorum. Bugün taraftarlara bir golle veda etmek isterdim ama başaramadım. Birçok büyük kulüpte oynadım ama milli formayı giymek bir İtalyanın elde edebileceği en gurur verici şey olsa gerek…”

İtalya için 56 maça çıkıp 27 gol atan Baggio, Silvio Piola’dan sonra bu şekilde uğurlanan ikinci futbolcu olur. Maçtan sonra Baggio’nun EURO 2004’e çağrılması konusunda şiddeti öncekilerle kıyaslanamayacak kadar küçük bir kamuoyu oluşsa da Trapattoni onu EURO 2004’e götürmez. Danimarka, İsveç ve Bulgaristan’la aynı grupta yer alan İtalya, averajla gruptan çıkamaz ama 2002’deki kadar büyük olmasa da yine bir skandalın mağduru olur. Grubun son maçında iki İskandinav, İsveç’le Danimarka; gruptan beraber çıkmalarına yarayacak 2-2 skorunu elde ettikten sonra dakikalarca top çevirirler ve İtalya üçüncü olarak evine döner. İtalyanlar maçta şike yapıldığıyla ilgili ortalığı ayağa da kaldırsalar hiçbir şey elde edemezler.

Baggio, kariyerindeki sonuncu, Serie a’daki 205. golünü sondan bir önceki maçta Lazio’ya karşı atar.

16 Mayıs 2004 tarihinde San Siro’da Milan’a karşı kariyerindeki son maçına çıkar. Doğal olarak bütün ilgi onun üstündedir. Maç öncesi hakemler bile onunla fotoğraf çektirmek ister. Bir de asist yaptığı maçı 4-2 kaybederler. 84’üncü dakikada oyundan alındığında 80.000 taraftar onu ayakta alkışlar. Milan kaptanı Maldini gider boynuna sarılır. Milan yedek kulübesindekiler de dahil olmak üzere herkesle vedalaşır. Yirmi küsur sene önce futbola adım atan o çocuk; başarının da hayal kırıklığının da zirvelerinde dolaşmış, şöhreti de fiziksel acıyı da en uç seviyelerde tatmış ak saçlı bir adam olarak futbola veda eder.

Maç sonu yaptığı açıklama şöyledir: “Bu benim son maçımdı ve hepinize teşekkür ediyorum. Bugün çok güzeldi. Milan taraftarı fantastikti. Bana büyük bir sevgi gösterisinde bulundular. Kariyerimdeki en üzücü an olan 94’te kaçırdığım penaltıdan sonra futbolu bırakmak istedim ama onun üzerinden 19 sene geçmiş bile ve şimdi karşınızdayım…”

Son sezonunu 12 gol, 11 asistle tamamlayan Baggio; Brescia için oynadığı 101 maçta 46 gol kaydeder. Halen Brescia’nın Serie A’da en fazla gol atan oyuncusudur. Baggio varken tarihinin en başarılı dönemlerini geçiren Brescia, Baggio olmadan sadece bir sezon daha Serie a’da kalır ve 2005’te küme düşer. Kulüp, Baggio’nun 10 numaralı formasını emekliye ayırır.

2002’de battıktan sonra üçüncü lige kadar düşürülen Fiorentina’nın 2004’te Serie A’ya yükselmesiyle ortaya bir tevatür atılır. Buna göre Baggio, Fiorentina’ya dönecek ve takıma liderlik yapacak, Fiorentina’nın Serie A’da kalmasını sağlayacaktır. Hem böylece zamanında istemeye istemeye ayrıldığı mor menekşelere minnet borcunu da ödeyecektir. Baggio bunu yalanlar ve emeklilik kararının kesin olduğunu deklare eder. Fakat futbolu bırakmakta bu kadar ısrarcı olmasının sebebi artık çaptan düşmesi filan değildir ki 37 yaşındayken bile ligin en iyi fantasistalarından biridir kendisi. Peki neden böyle ısrarkar davranmaktadır?

“Futbolu bıraktığımda kendimi nihayet özgür hissetmiştim. Çektiğim fiziksel acılar hayatı benim için bir işkenceye çevirmişti ve tüm kariyerim boyunca da yakamı bırakmadı. Özellikle son birkaç senemde katlanılmaz bir hale gelmişti bu durum. Brescia için oynarken her maçtan sonra iki gün boyunca yürümekte zorlanıyordum. Eve vardığımda arabadan çıkmakta bile zorlanıyordum. Bunun için bir ayağımı dışarı atıyor ve ellerimle kapıdan tutunarak kendimi yukarı çekiyordum. Ertesi hafta yine oynamam gerekiyordu. Kutularca ağrı kesici almak zorunda olsam bile yine de oynuyordum. Sakatlıklar beni hayatımdan bezdirmişti. Her hafta defalarca 2 saatlik seanslar şeklinde ağırlık çalışmalıydım ki kaslarımı hazır tutabileyim. Tatilin ne demek olduğunu bile unutmuştum. Bu zorluklar olmasa belki 2 sene daha oynayabilirdim. Şimdilerde bile çocuklarımla futbol oynarken sakatlanacağımdan korkuyorum.”

Gerçekten de sakatlıklar Baggio’nun vücudunda inanılmaz bir tahribata yol açmıştır:

Futbolu daha önce bırakmadıysa bunda Carlo Mazzone’nin büyük payının olduğunu söylemiştim. Kariyerindeki hemen hemen her hocayla takışan Baggio’yla baba-oğul ilişkisi kuran Mazzone’ye göre gelmiş geçmiş en iyi fantasista Baggio’dur. Boniperti’den de Meazza’dan daha iyidir. Ayrıca tarihin de en iyilerinden biridir. Maradona ve Pele’nin hemen ardından Cruyff’la aynı mertebeye koyar onu. Eğer yaşadığı sakatlıklar olmasa tarihin açık ara en iyi oyuncusunun Baggio olacağını da ekler. Baggio’yu yönetmeyi bir serüvene benzetir. Baggio, ona pazar günleri maç kazandıran bir dosttur. Olağanüstü bir oyuncudur ama Mazzone’ye göre Baggio’nun insanlığı futbolculuğundan daha büyüktür. Baggio ise onun hakkında şöyle der: “Onunla her konuştuğumda, onu her gördüğümde ve onu her dinlediğimde hayatımdaki tek pişmanlığımı yaşıyorum; onunla çok daha önce tanışmış olmamayı… Bir çok hocayla çalıştım. Bazısı iyi bazısı kötüydü. Birçoğuyla da bozuştum. Mazzone ise ilk andan itibaren farklı bir hocaydı. Tam hayallerimdeki gibiydi: Riyakar ve kıskanç değildi, samimiydi. Otoritesini zorla kurmuyordu ve yaltaklanma peşinde de değildi. Eğer futbol dünyasında daha çok Mazzone olsaydı, futbol halen benim çocukluğumda düşündüğüm şekilde kalırdı: Dünyanın en güzel sporu. Yetenekliler, maharetlerini sergilemekten korkmayacak; gençler, olgunlaşmak için acele etmeyecek; profesyoneller de kime karşı sorumlu olduklarını bileceklerdi.”

“Kontratımı imzalarken tek bir madde koydurdum: Brescia’da kalmam Mazzone’ye bağlıydı. Mazzone gittiği gün ben de gidecektim. 33 yaşındaydım ve daha fazla risk alacak durumda değildim.” dese de Mazzone’nin 2003’te Bologna’ya gitmesinin ardından Baggio dediği gibi yapmaz. Bunun birkaç farklı sebebi vardır. Birincisi Mazzone, öyle kovularak filan değil güzel bir şekilde ayrılır Brescia’dan. İkincisi başkan Corioni’yle Baggio’nun arası çok iyidir. Üçüncüsüyse Baggio’nun aklında 200’üncü gol ve çok zor olduğunu bilse de EURO 2004’e katılma hayali vardır; ilki gerçekleşir, ikincisi Trap’a takılır. Fakat 2006’da ilginç bir şey olur. Brescia’dan sonra gittiği Bologna’yı küme düşüren ve oradan ayrılarak Livorno’ya giden Mazzone, Baggio’yu arayıp Livorno’da futbola geri dönmeyi teklif eder. Baggio ise bu teklife ne kadar evet demek istese de fiziğinin artık futbol oynamaya müsait olmadığını söyleyerek Mazzone’yi kibarca geri çevirir.

Halen Brescia’ya başkanlık eden Corioni’ye göre ikilinin arasındaki muhteşem uyumun sırrı Mazzone’nin Baggio’yu asla kıskanmamış olmasında yatmaktadır: “Roberto, buraya aşıktı çünkü kendini evinde gibi hissediyordu. Nihayet kendisini anlayan ve onu kıskanmayan bir hocayla buluşmuştu. Antrenman sırasında her 10 kameradan 8’i Baggio’yu takip ettiği için ona kesik atan hocaları olmuştu çünkü. Roby, bu durumdan kariyeri boyunca çok çekti.”

Baggio, futbolu bıraktıktan sonra kendini iyiden iyiye hayır işlerine vakfeder. İyice diyorum çünkü çok eskiden beri bu işlerle uğraşan, insanlara yardım etmeye çalışan bir insandır zaten. 1993’te kazandığı Ballon d’Or’u, İtalya’da 1994’te yaşanan sel felaketinde mağdur olan insanlar için açık artırmada satar. 2002’den beri Dünya Gıda ve Tarım Örgütü’nün iyi niyet elçisidir ve bu kapsamda birçok ülkeyi ziyaret etmiştir.

Birçok hastane yaptırmış, Haiti depremi sonrası bağış toplanmasına yardım etmiş, kuş gribine karşı Dünya Sağlık Örgütü’yle birlikte çalışmış, Myanmar’daki demokrasi dışı eylemlere karşı çıkmıştır. 2017’de, 50’nci doğum gününü 2016’da yaşanan depremde mağdur olanları ziyaret ederek geçirmiştir. Yaptığı yardımlara binaen 2010’da Nobel Barış Ödülü sahipleri tarafından verilen Barış Zirvesi Ödülü’nün sahibi olmuştur. Bu ödülü aldıktan sonra yaptığı konuşmada “Bu ödül benim için Ballon d’Or’dan daha önemli. Bu ödülle hayatımda kazandığım diğer tüm başarıları karşılaştırdığımda onlar önemsiz bir nokta olarak kalıyor.” der. Tüm bunların dışında birçok hayır maçında da forma giymeyi ihmal etmemiştir.

Bunca hayır hasenata karşın Baggio’nun kötü bir hobisi vardır: avcılık. Kendisi tam bir av meraklısıdır ve bu merak babasından ona bir yadigardır. Baggio’ya göre avlanmak gerçek hayatın sadece bir simülasyonudur. Bu hobisinin Budizm’le çeliştiği eleştirileni ise “Budizm’in birçok kolu var ve benimkinde böyle sınırlamalar yok.” şeklinde karşılar. Antik av aletlerine meraklıdır ve bunların koleksiyonunu yapar. Evinin bir odasını antika kafeslere, tüfeklere ve doldurulmuş hayvanlara ayırmıştır. Arjantin’de ise sık sık avlanmaya gittiği büyük bir arazisi vardır. Hatta 1994 Dünya Kupası finalinden sonra babası ve arkadaşlarıyla La Pampa’daki bu 900 dönümlük arazide ava çıkıp kafa dağıtmaya niyetlenmiş ama etrafı bir anda gazetecilerle sarılmıştır. Gazetecilere göre Baggio bu duruma o kadar öfkelenir ki tüfeğini gazetecilere doğru sıkar. Kendisine bu iddia sorulduğunda ise “Ben iyi bir avcıyım. Eğer öyle bir şey yapsaydım hedef aldığım gazetecilerin durumu şu anda pek de iyi olmazdı.” diye esprili bir yanıt verir.

Arjantin’i çok sever Baggio ve bunun tek sebebi avcılık da değildir çünkü kendisi koyu bir boca taraftarıdır. Bunun nasıl gerçekleştiğine gelince de “Yağmurlu bir gün evde bir arkadaşımla oturup televizyon izlerken karşımıza bir maç çıktı. Maç Boca’nındı ve Bombonera’da oynanıyordu. Skor 4-0’dı ve Boca taraftarı şarkılar söylüyor, dans ediyor, etrafa mutluluk saçıyordu. Sonradan arkadaşım yenilen tarafın Boca olduğunu söyledi ve işte o an Boca benim takımım oldu. Seyircisi ve stadı muhteşem bir takım…”

Baggio iyi derecede İspanyolca konuşabilmektedir. Bunda Arjantin sevdası kadar Guardiola’nın da büyük payı vardır. Bu ikilinin sıkı dostluğu halen sürmektedir. Hatta zaman zaman Baggio’nun Guardiola’nın yardımcısı olacağına dair söylentiler de ortaya atılır ama gerisi gelmez. Guardiola “Birçok büyük oyuncuyla oynadım ama baggio birçok yönden onlardan farklıydı. Laudrup’la, Romario’yla, Koeman’la, Ronaldo’yla ve Stoichkov’la beraber oynadım ama onun gibisini görmedim.” şeklinde anlattığı Baggio’yu 2010’da Barcelona’yı çalıştırırken bir maça davet etmişti ve maç sonu Baggio, Barcelona soyunma odasını ziyaret etmişti.Soyunma odası, Baggio’yu alkışlarla karşılamış ve Baggio, Guardiola, Messi üçlüsü ayaküstü de olsa sohbet etmişlerdi. Guardiola o esnada Messi’ye Baggio’yu öve öve bitirememiş, onun dizinden 7 operasyon geçirmesine rağmen oynadığı en iyi futbolcu olduğunu tekrarlamıştı. (Sohbet dökümü videonun altındaki yorumlardan birinde mevcut.)

Messi demişken Baggio 2015’te verdiği bir röportajda dünyanın en iyi futbolcusu olarak onu gösterir. Messi’yi “Gol atmaya karar verdiğinde atıyor, günümüzün en büyük yeteneği o. Onunla beraber oynamayı çok isterdim.” şeklinde taltif eder. Yine aynı röportajda en beğendiği faal İtalyan futbolcunun Berardi olduğunu belirtir. Gerçi sakatlıklardan sonra Berardi beklenen patlamayı bir türlü yapamadı ama dediğim gibi 2015 yılına ait bir röportaj bu. O röportajda veliahtı olarak Boca’dan Centurion’u işaret eder ki Berardi gibi o da beklentileri henüz gerçekleştirebilmiş değil.

Karşısında en zorlandığı defans oyuncusunun kim olduğu sorulduğunda Maldini cevabını verir. Maldini’yi “Onunla karşı karşıya kaldığınızda topu kaybedeceğinizi bilirdiniz.” şeklinde anlatır. Van Basten’le beraber oynayamamanın içinde uhde kaldığını söyler ve en iştahla forma değiştirdiği futbolcu olarak da Hollandalıyı gösterir. Kariyerinde dahil olduğu en yetenekli takım olarak Vicenza alt yapısındaki takımı işaret eder. “O takımda sol kanatta oynayan Gianni Bonfante isimli bir oyuncu vardı ki benden çok daha iyiydi.” der. (Bu arada Gianni Bonfante Serie C’den yukarıda oynayamamıştır.) Hayatının en mutlu yıllarını 1993-1994 olarak belirtir. Attığı en güzel gol sorusunu ise “Brescia’da oynarken Atalanta’ya attığım gol.” diye cevaplar.

Bugün oynasa ne kadar edeceği sorusuna karşı yanıtı “Bilmiyorum.” olur. Eski günleri “Bildiğim bir şey varsa günümüzdeki futbol olsaydı bir iki sene daha fazladan oynayabilirdim. Bizim zamanımızda sürekli tekme yerdin ve bu tekmenin kimden geldiğini bilemezdin bile. Günümüzde ilk yaptığın faulle bile kırmızı yiyebiliyorsun. Kariyerim boyunca sakatlıklarla boğuştum ve bu yüzden istikrarlı bir kariyerim olmadı.” şeklinde anlatır. Günümüzde oynasa hangi sistemde ve hangi rolde oynayabileceği sorusu karşısında “4-3-1-2 formasyonunda santrforun yanındaki yardımcı forvet rolünde oynardım. Platini beni çok güzel tanımlamıştı aslında: 9,5 numara…” şeklinde fikrini belirtir. Modern futbolda rahatsız olduğu şey ise oyuncu sirkülasyonunun artmasıdır. Bu yüzden taraftarların bir oyuncuya ya da kulübe aidiyeti zorlaşıyor, der.

Baggio neredeyse tüm kariyeri boyunca Diadora giymiş ve aynı zamanda da Diadora’nın reklam yüzü olmuştur. (Sadece Brescia’da oynarken Akuna marka kramponları giymiştir.) Diadora’nın globalleşmesini sağlamış, bunun karşılığında da firmadan büyük paralar kazanmıştır. San Siro’daki müzede Diadora marka maç kramponlarından biri sergilenmektedir. Firmanın reklam yüzü halen kendisidir.

Baggio futbolu bıraktıktan sonra futboldan tamamen olmasa da kopmuş ve ailesine vakit ayırmaya başlamıştır. Ara sıra İtalyan Milli Takımı’nın başına geçeceği söylentileri çıkar ama arkası gelmez. Aslında Serie A’da takım çalıştırmasına engel hiçbir neden yoktur çünkü gerekli lisansların hepsine sahiptir. 2010’da ise Prandelli milli takımın başına geçtikten sonra, Federasyon Baggio’yu milli takım teknik sorumlusu olarak göreve getirir. Kağıt üzerinde, gerileyen İtalyan futbolunun sıkıntılarını irdeleyecek ve bilhassa genç futbolcu yetiştirilmesine dair projelerden sorumlu olacaktır. Baggio 2011’de federasyona bir proje sunar. Buna göre 60.000 maç izleyecek bir ekip oluşturulacak ve yetenekler bu şekilde ayıklanacaktır. Projenin maliyetinin 7 milyon avro olduğunu gören federasyon, projeyi onaylamaz. Bunun üzerine Baggio bir proje daha hazırlar. Genç yeteneklerin nasıl geliştirileceğinin anlatıldığı bu proje federasyon tarafından rafa kaldırılır. Aradan neredeyse bir sene geçer ve Baggio’ya cevap gelmez. “10 aydır cevap bekliyorum ve artık hayal kırıklığına uğramaya başladım.” diyen İlahi At Kuyruğu köprüleri atmıştır. Üstelik genç takımlardan sorumlu olan Sacchi ve Gianni Rivera ile de anlaşamadığı konular ortaya çıkmaya başlar. 2013’te “Görevimden ayrılıyorum çünkü çalışmama müsaade edilmedi.” diyerek istifa eder. “Hiçbir yetkisi olmayan bir koltukta oturmak istemiyorum. Bana verilen görevi layıkıyla yapmaya, iyi oyuncular yetiştirilmesi için çocuklara ve gençlere uygulanan antrenman metotlarını getirmeye uğraştım. Federasyon’a 900 sayfalık bir rapor sundum ama okumadılar bile. Teknik sorumlu olarak oylamalarda oy hakkım yoktu. 15 dakikalık bir sunumdan önce beni tam 5 saat dışarıda beklettiler. Projeye güya 10 milyon avro ayırdılar ama bu da kağıt üzerinde kaldı. Sonuç olarak görevi bırakmam gerekiyor.” diyerek Federasyon’u bombalar.

Şimdilerde üç çocuğuyla ve eşiyle mutlu bir yaşam sürüyor. 2014’te Milano’da açılışını yaptığı Avrupa’nın en büyük Budist tapınağını ziyaret ediyor, bol bol Japonya’ya uçuyor, av sevdasından vazgeçebilmiş değil, hayır işlerini de son sürat sürdürüyor. Yorumculuk, yazarlık işlerine bulaşmadı; gece hayatı hiç olmadı. Teknik direktörlüğe de hevesi yok gibi… Tabii Azzurri’den bir teklif gelirse bunu büyük ihtimalle geri çevirmez ama umarım öyle bir şey olmaz çünkü olası bir başarısızlık imajına zarar verecektir. Onu sadece futbolcu Baggio olarak, Agroppi’nin tabiriyle “Bacaklarında meleklerin şarkı söylediği” futbolcu Baggio olarak hatırlamak en güzeli. Özellikle de gök mavi formanın içindeki at kuyruklu o 10 numara olarak…

Yazıyı ve seriyi “Onu izlerken kendimi çocuk gibi hissediyorum. O; imkansızın mümkün olmasıydı; futbol için şiirdi, sanattı, dindi…” diyen Lucio Dalla’nın şu güzel şarkısıyla bitirelim.