Geçen sene yazmak için niyetlendiğim bir kitap için araştırma yaparken dikkatimi çekmişti aslında bu haberler.

O günlerde Beşiktaş’ın teknik direktörlüğünü yapıyordu Şenol Güneş ve 10 yabancı ile şampiyonlar liginde Bayern deplasmanına çıkıyordu. Bugünde, kulüplerin zarar etmesinin nedeni olarak “yabancı futbolcuları” suçlamakta.

Normalde bu blogu sadece ama sadece saha içini konuşmak için açmıştım ama bazen sahanın dışına çıkmanız gerekiyor. Hele ki böyle yaptıkları ile söyledikleri bir olmayan biri ile karşılaşırsanız.

Birincisi kulüpleri batma noktasına getiren, yabancı futbolculara harcanan para değil, iş bilmeyen, futboldan anlamayan, sadece parası olduğu için yada şehrin zengin iş adamı olduğu için başkan yapılan insanlardır. 2014 yılında bir aracı ile oyuncu önerdiğim kulüp yöneticisinin bana cevabı aynen şuydu ;

Ya bunlar boş iş. Transfermarkt diye bir site ver açıyorsun tüm oyuncular orada. Scout neymiş?

Bu kulüp bir kaç yıl sonra birinci ligden düştüğünü ve scouting departmanı kurmasına rağmen ondan neredeyse hiç faydalanmadığını da belirteyim. Kafa bu olunca yabancı oyuncu için menajerlerin ortasına düşmeleri kadar doğal bir durum yok. Çünkü, parası olduğu için her şeyin en iyisini bildiğini sanan bu adamlara “Sobolev” deseniz onların size cevabı “biliyorum ya Rusya’da bir şehir değil mi?” Olur. O yüzden Şenol Güneş’in ikide bir bu konuda yabancı oyuncuları suçlaması, yönetimleri kurtarma çabasından başka bir şey olarak gelmiyor bana. Üzgünüm belkide ben yanlış düşünüyorum. Bu kadar başırısız başkanları kurtarmak, Şenol Güneş’in işi midir? O apayrı bir soru aslında.

Bir milli takım teknik direktörü ekonomik sorunları bağladığı yer yabancı sınırı ise vay halimize. Kendisi herhangi bir öneride bulunmadan direkt suçluyu göstermesi de bir zamanlar “İstanbul’un havası kirli” dedikten sonra çark etmesi gibi son derece riyakarca bir hareket.

1999 olması gerekiyor bu haberin yayınlandığı tarih. O zamanlar Sakaryaspor’un başında Şenol Güneş. Tüm haber kupürlerini buraya koyamam takdir edersiniz ki ama Sakaryaspor kötü gidiyor ve Şenol Güneş takımı yetersiz gördüğü için sarıldığı ilk dal yabancı oyuncu. O günlerde yabancı sınırı 3+1…

1996’da yönetim ile kanlı bıçaklı hale geldiği bir dönem var. Sonunda gazeteler “Güneş Krizi” başlığını atacak kadar ayyuka çıkan bir sorun.

Tabi ki sorun yabancı. Milli takım teknik direktörü olana kadar yabancı sayısının artmasına ses etmemiş kendisi. Neden etsin ki “başarılı” olması için gereken şeylerden biri iyi yabancı oyuncu…

Şimdi bugün yabancı oyuncu demek borç demekti ama o günlerde Trabzonspor yönetimi 150 milyar lira ayırdığı için isyan ediyor. Neden? Çünkü onun hesabına göre bu para ancak bir oyuncuya yetiyor… İnanılmaz!!!

En sinirlendiğim şeylerden biri budur aslında. İnsanı salak yerine koyma çalışması. Bugünlerde bir şeyleri yöneten kim varsa aynı şeyi yapmakta. Biz salak değiliz ey ahali! Gayet kafamız çalışıyor, dahası internet çağındayız bir tuşla istediğimizi bulabiliyoruz. Sen borcun sebebini yabancı oyuncuya bağla ama ne altyapı gelişmesinden bahset, ne beceriksiz yöneticileri konuş… Papağan gibi “borç oldu onunda sebebi yabancı oyuncudur” de! Muazzam gerçekten.

Bu arada bu kupürlerin aynı dönem içinde çıkan haberlerden oluştuğunu söylemeliyim. Hepsi 1996 yılından. Burada da şöyle bir cümlesi var filozof Şenol Güneş’in ;

Biz hem yeni silah alamadık hem de elimizdeki silahları iyi kullanamıyoruz. Bugün yıldız bir oyuncu alsak kaybımız olmaz. Çünkü gündemin buna ihtiyacı var…

Ne desem bilemiyorum. Kulüp takımın başındayken başka milli takımın başındayken başka demiştik… Milli takımın başına geçince değişen yabancı kuralı sonrası Şenol Güneş tepkisi.

 

Yabancı oyuncularla dolu esame listelerini tartışıyorlar milli takım kampında, Erdoğan Şenay ile. Bu arada bu kuralın ilk uygulandığı sezon da 5+1 fiyaskosu başlıkları atılıyor. Neden? Çünkü o dönem çok iyi Türk futbolcular var.

Rüştü Rençber, Alpay Özalan, Fatih Akyel, Bülent Korkmaz, Ergün Penbe, Hakan Ünsal, Ümit Özat, Ogün Temizkanoğlu, Abdullah Ercan, Tayfur Havutçu, Tugay Kerimoğlu, Suat Kaya, Okan Buruk, Emre Belözoğlu, Tayfun Korkut, Ümit Davala, Sergen Yalçın, Fatih Tekke, Ünal Karaman, Hami Mandıralı, Eto’o bitmiş Oktay Derelioğlu, Kaçak kral Hakan Şükür, taklacı Arif Erdem, Ümit Karan o günlerin ofansif orta sahası Ayhan Akman, Okan Yılmaz… Yani var oğlu var…

Kimse yabancı oyuncuya tenezzül etmemiş.

İşin özü ; 1999’da Sakaryaspor da çalışırken takımın iyi olması için elindeki yerli oyuncuları geliştirmek yerine, sorunu çözmek için oyuncu aramaya yurt dışına giden adam 6 ay sonra milli takımın başına geçince yeni yabancı kuralına çatıyor. üstelik, 5+1 varken bu ülke dünya üçüncüsü oluyor, onun yönetiminde… Belki İlhan Mansız’dan daha çok faydalansa bambaşka bir şey olur muydu hala merak ederim?

Neyse, o zamanlar yabancı konusu bugünkü kadar çılgın bir konu. Güreş federasyonu bile yabancı antrenör gelsin mi? gitsin mi? tartışması yapıyor. Yani felaket bir dönem..

Futbolcu ihraçları başlamış ama bir yabancı mevzusudur alıp gitmiş. Beşiktaş’a geldiğinde uzunca bir süre yerli kaleci konusunda takıntısını ortaya koymuş ama şampiyonluktan oluruz korkusuyla orada da yabancı kaleciye sarılmış biri olarak Şenol Güneş, bir dönem kaleci konusunda federasyona teklif bile sunmuş.

Beşiktaş ile şampiyonlar ligi maçlarına bazen 9 bazen 10 yabancı ile çıkan biri olarak tabi ki şu anda başarılı olması için gereken yerli oyuncuların sahada olup form tutması için böyle şeyler söylüyor olması normal karşılanabilir ancak ben artık bu muhabbetten çok sıkıldım.

Ülke içinde yabancı oyuncunun yaşı konusunda bir kriter belirlenebilir, başka kriterlerde eklenebilir ama altyapı atılımı yapmadan yerli oyuncular sadece oynayarak gelişemez. Arda Turan’ın acı itirafı gibi değişik taktiksel formasyonları oyuncu milli takımda, yurt dışında öğrenmemeli.

Şenol Güneş’e tavsiyem bir altyapı gelişim programı hazırlayıp bunun uygulanmasını sağladıktan sonra yabancı sınırı konusunda bir şeyler söylemesi. Şu anda sadece boş konuşuyor çünkü. Bugün yabancı sınırı getirseniz, gurbetçi oyuncuya yönelecek takımlar çünkü biliyorlar ki oradaki altyapı eğitimi bizim altyapı eğitimimizden fersah fersah daha iyi.

Bir an önce işine geldiği gibi konuşmak yerine sağlam bir devrim niteliğinde program ile çıkar karşımıza da kendi kariyerinden fazlasını düşündüğünü gösterir bize. Yoksa benim için sadece kendinden önceki hocaların kurduğu sistemler üzerine bir kaç ilave ile maksimum verim alarak bir yerlere gelmiş bir teknik direktörden fazlası olmayacak…