2008-2009 sezonunda Barcelona’nın altı kupa kazanmasıyla birlikte birçok takım “pas oyunu” oynamaya başladı. Ayağı iyi “zannedilen” stoperlerle kısa pas yapmaya çalışan, top kontrolü problemli futbolcularla kadrolar kuran birçok takıma şahit olduk… Belki de bunların en problemlisi, temposuz ve topsuz oyunda kötü futbolcularla kadrolar kurup, pas oyunu oynamaya çalışan, daha da acısı, yüksek sayıda pas yaptığı için bunu başardığını düşünen takımlardı. Altı yüz pas yapan, gol atamayan her takımın hocası, “topa hakim” olduklarını düşündü ancak bir şeyi ıskalıyorlardı, oyunun amacı gol atmaktı. “Pas oyununun” amacı 0-0’da skoru alabilmek için pozisyon oluşturmak, skoru aldıktan sonra da uygun anlarda hücum edip, yeri geldiğinde de topu tutarak rakibi yormak ve yorgun rakibin üzerine doğru anlarda gitmekti. Üzücü şekilde bazı teknik direktörler olayı yanlış anladı. Takımı şuta götürmeyen pas oyununun değeri, eylemsiz teori kadardır ve burada Karl Marx’tan bir alıntı yapmak yerinde olacaktır: “Filozoflar şimdiye kadar dünyayı farklı şekillerde yorumladılar, asıl önemli olan onu değiştirmektir.” Pas oyunu için bu sözü alıp, bağlamından biraz koparmakta sakınca görmüyorum: Teknik direktörler şimdiye kadar bol pas yaptılar, asıl önemli olan golü bulmaktır.

2021 itibariyle futbolun temeline iki özelliği koyabiliriz: Fiziksel yeterlilik ve topsuz oyun. Bu ikisinin üzerine teknik beceri ve bireysel yetenek konduğunda bir oyuncu elit oyuncu haline geliyor, bu oyuncuların sayısı arttıkça da takım elit takım haline geliyor. Ancak burada önemli bir nokta var, sadece bireysel yetenek ve teknik beceri günümüzde yeterlilik sağlamaya yetmiyor. “Yürüyerek rakibini geçen” o teknik futbolcular takıma hiçbir şey katmıyor çünkü geçtiğiniz futbolcu eğer fiziksel yeterliliğe sahipse size tekrar yetişiyor.

Pas oyununun bahsedilen temel iki özellikle birleşmesi özel şeyleri ortaya çıkarıyor. Topa hakim olmakla birlikte, bu hakimiyeti doğru yönlendiren, rakip kaleyi hedef alan, fiziksel yeterliliğe sahip, boş alanları değerlendirebilen bir takım… Bunun için ortaya bir şablon koyulması gerekiyor ve ben bu noktada sahanın üçgenlere bölünmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bir alıntıyla başlayalım…

Üçüncü adamı savunmak imkansızdır, evet imkansız… Bunun ne demek olduğunu açıklayacağım. Pique’nin bana pas atmak istediği anı hayal edin. Ancak ben çok agresif bir oyuncu tarafından markaj altındayım. Öyleyse Pique’nin topu bana atamayacağı ortada; bu bariz. Eğer uzaklaşırsam, markaj yapanı da yanımda götüreceğim. Sonra, Messi derine gelir ve ikinci adam olur. burada Pique birinci adam, Messi ikinci adam ve ben üçüncüyüm. Çok uyanık olmalıyım değil mi?! Daha sonra Pique ikinci adama yani Messi’ye pası atar ve beni marke eden oyuncu topun oynandığı alana doğru hareketlenerek markajımdan ayrılır. Messi de topu Pique’ye geri gönderir. İşte tam bu anda ben tamamen demarkeyim ve Pique hemen topu bana gönderir. Eğer beni marke eden oyuncu topa odaklandıysa, o an boşta olduğumu fark edemez ve ben artık üçüncü adam olmuşumdur. İşte üstünlüğü elde ettik ve bunu savunmanın bir yolu yok. İşte bu Hollanda ekolü, Johan Cruyff… İşte bu Hollanda ekolündeki üçgenlerin evrimi… ”

“Üçüncü adamı aramak; örneğin, orta sahada topa sahipken, her zaman pas atılabilecek boşta bir oyuncuyu bulabilmektir. Bunun da sebebi savunmada rakip hücumculardan sayıca bir fazla olmak ve bu fazlalığı bir şekilde öne doğru kaydırabilmektir. Diyelim ki; top Puyol’da ve rakipten bir oyuncu ona müdahale edene kadar topla ilerliyor. Eğer Puyol’a müdahale edecek oyuncu beni marke eden kişiyse, bu durumda üçüncü adam benim. Eğer puyol’a müdahale edecek oyuncu Iniesta’yı marke ediyorsa, o halde üçüncü adam Iniesta. İşte biz bu şekilde sahanın her alanında rakibe üstünlük sağlamaya çalışıyoruz… Üçe-iki üstünlüğü kovalarsın ve üçüncü adamı bulduğunda o da daha ileri çıkarak tekrar bir üçe-iki kovalar. İşte böyle ilerliyoruz.

Harikulade bir anlatım, görselde verdiğim saha parselizasyonunu bu ön okuma ışığında açıklamaya çalışacağım.

Topla savunmadan çıkış ile başlayalım.

Kaleci, dörtlü savunma ve defansif oyun kurucuyla birlikte takım, geride altı oyuncuyla oyun kurma imkanına sahip. Dörtlü savunmalara karşı genel olarak iki önde baskı şekli uygulanıyor:

i- İki stopere iki kişiyle baskıya giderek stoperleri uzun topa zorlama,

ii- İki stopere yarı pas kanalı kapatıp, yarı prese giderek yaklaşma ve kanat oyuncularıyla bekleri kapatarak uzun topa zorlama.

Bir diğer yol ise stoperleri tamamen serbest bırakıp, orta blokta yani ikinci bölgede prese başlamak. Bunu uygulayan takımların arzusu, stoperleriyle forveti arasındaki mesafeyi kısa tutup, presi daha kısa mesafede daha yoğun, daha yıpratıcı, daha etkili yapmak ve stoperlerin topla oynamasını riske ederek, defansif oyun kurucu veya registaların yaratıcı pas imkanlarını ellerinden almak oluyor.

Altı oyuncuyla birlikte oyun kurmaya çalışırken elinizde bir sürü opsiyon oluyor, şimdi bunları açıklamaya çalışacağım.

Birincisi, stoperlerden biri sol veya sağ bölgeden merkeze yaklaşarak, topla defansif orta sahanın buluşacağı noktaya gidebilir. Bu bir dengesizliğe yol açıyor gibi görünmekte ama işin aslı, bu takıma bir opsiyon yaratmakta. Merkeze sağ stoperin geldiğini düşünelim. Sol stoper topu aldığında, merkeze gelen sağ stoperi, gerideki sol içe gelen defansif oyun kurucu izleyecek. Sağ bek koridoru kullanarak ileriye hareketlenirken, sol bek geride kalacak. Ortaya çıkan manzaraya bakalım.

Topu alan sol stoperin tam olarak altı opsiyonu var. Öncelikle topu sol bekine gönderebilir. Eğer rakip sağ kanat oyuncusuyla baskıya geliyorsa topu stoperine gönderebilir. İki hücum oyuncusuyla baskıya gelindiyse ve defansif oyun kurucu ile sağ stoper kapatılıyorsa oyuncu koridoru kullanan sağ açığına orta mesafeli bir pas atabilir. Sağ açık da sol bek kapatıldıysa -ki burada neredeyse mükemmel bir rakip yerleşimin gerçekleşmiş olması gerekiyor-, oyuncunun hala iki opsiyonu var. Birincisi, topu kalecisine oynayabilir. İkincisi, beyaz noktayla gösterilen sağ iç oyuncusunun geriye gelişiyle birlikte topu ona gönderebilir. Bütün bu oyuncuların takip edilmiş ve marke edilmiş olması uzak bir ihtimal, ancak bu uzak ihtimal bile kriz değil, fırsat yaratıyor. Futbolun günümüzdeki temel özelliklerinden birinin fiziksel yeterlilik olduğundan bahsetmiştik. Geniş alanların verimle işlenmesi bu noktada mümkün olacaktır.

Topu savunmadan çıkarttığımız anda, ikinci bölgeye yerleşiyoruz. Burada yapılabilecek şeylerin sayısı çok daha fazla.

İkinci bölgeye başarıyla topu ulaştıran takımımızın sahada bulunmasını istediğimiz şekli aşağı yukarı bu. Önündeki alana hareketlenebilecek iki merkez oyuncusu, içeri kat edebilecek iki kanat oyuncusu, göbekteki beş-altı futbolcu nedeniyle açılacak koridorları işleyebilecek bek oyuncuları ve kontra tehdidini önlemek adına geride pozisyon alacak üç futbolcu… Merkezde topu alan defansif oyun kurucunun önünde sekiz opsiyon var. Topu beklerine atabilir, önündeki merkez oyuncularına oynayabilir, içeri kat edecek kanat oyuncularını doğrudan topla buluşturabilir, demarke pozisyona düşerse forvet oyuncusuna uzun top atabilir veya sıkışık bir anda kalecisine dönebilir.

Bu yerleşimin avantajı, bağlantı için geriye gelecek ileri uç oyuncusuyla birlikte her noktada üçgenler kurarak beklere koridor açmak veya ters tarafta bulunan oyunculara topsuz koşu imkanı yaratabilmek…

Karmaşıklık için özür dilerim ancak buradaki görüntüyü açıklayabileceğimi düşünüyorum. Sahanın sol tarafındaki farklı renkli dikdörtgenler içerisine üç futbolcu düşüyor. Ortada kurulabilecek dört farklı üçgen var. Sahanın sol tarafı topla ilgilenirken, sahanın sağ tarafı topsuz alanı en iyi şekilde değerlendirmekten sorumlu. Bu noktada iki taraf da üzerine düşeni yapmak zorunda. Üstelik top sahanın sağına geçtiği vakit, rollerin değişeceğini unutmamamız gerekiyor. Bu sefer sahanın sağında yer alan futbolcular topla ilgilenirken, sahanın solundakiler rollerinin gerektirdiği koşuları yapmak ve doğru pozisyon almak durumunda kalacak. Sol taraftaki üçgenler bize topla birlikte ilerleme, sağ koridoru kullanacak beki bulma, göbeğe koşu atacak iki oyuncuya top indirme imkanı veriyor. Geride iki stoperimiz bulunmakta, defansif oyun kurucumuzun rolü de pozisyonunu fazla kaybetmeden hücum başlangıçlarını desteklemek.

Top üçüncü bölgeye geçtiğinde, takımımızın bulunmasını istediğimiz konum şöyle:

Geriden başlayalım…

Defansif oyun kurucu, sıkışan oyunculara opsiyon yaratabilmek için çaprazındaki en yakın iç noktalara hareketlenebilir. Arkadaşlarına opsiyon yaratan oyun kurucu, bölgesinden fazla uzaklaşmayacağı için, yaşanacak sıkıntılarda geriye çabuk dönüş yapma imkanı yakalayacaktır.

Benzer şekilde sol iç oyuncusu da hem ilerideki her oyuncuya top atabilecek mesafede, hem de bölgesine yakın bir noktada yer almaktadır. Sol kanat-sağ içle veya sağ iç-sağ bekle üçgenler oluşturabilecek konumdadır.

Sağ bekin geride bulunmasının iki nedeni var: Birincisi, erken orta fırsatlarını değerlendirmek. İkincisi de, sağ bekin koridoru kullanacak olmasının yaratacağı daralma problemi. İki bekin de aynı anda çizgiye gidişiyle birlikte, sağ kanat oyuncusu da mecburen içeride yer alacaktır. O kalabalıkta oyuncular hem üçgenler kurmakta zorlanabilir, hem de zaten kalabalık olacak alan, iyice mesafe kat edilemeyecek hale gelir.

Sol kanat ve sağ iç oyuncularının görevi, ceza sahası koşuları yapmak, üçgenleri kurmak, fırsat gelirse uzun şut atmak veya kenarlardaki oyunculara doğru anlarda topu göndermek iken, sol bek ve sağ kanat bu düzende oyunu genişletecektir. Sağ kanat topla daha içeriye doğru kıvrılıp yerden top çıkartırken, sol bekin görevi daha uzak mesafelerden fırsat bulursa orta yapmak ve uzakta bir pas opsiyonu yaratarak sıkışmaları çözmek olacaktır. Forvet de bu noktada bulunduğu yere göre üçgenlerin elemanı olmaktadır ve doğal olarak görevi, skor yapmak ve doğrudan skora golle veya asistle katkıda bulunmaktır.

Bu fazlasıyla teorik yazının amacı “bu oyun böyle oynanır”dan ziyade, pas ve temponun nasıl buluşabileceğine ışık tutmaktır. Bahsettiğim şablonlarda üçgenler kurmak mümkündür, üstelik topun olduğu bölgede birbirine yakın oyuncular hızlı ve tempolu kısa paslar yapma fırsatı bulacaktır. Topun olmadığı bölüm, yani skora gidecek bölüm burada kilit bir rol oynamakta; burada en az topla oynayanlar kadar doğru kararları veremeyen oyuncular nedeniyle “pas futbolu” git gide kötü bir şöhrete sahip olmakta. Sağda pas yapan futbolculara sol taraftan katılmanın, solda pas yapan futbolcuları sağda sabit durarak ve ellerini havaya kaldırarak “boşum” diye beklemenin oyuna, gole, skor almaya hiçbir faydası yoktur.

Weber’in bir sözüyle noktalayalım: “Her kim uygun araçları kullanma karizmasına sahipse, arzusunun gerçekleşmesi için zorlayabileceği tanrıdan daha güçlüdür.”