2010-11 sezonunda Serie B’den Serie A’ya çıkmak için uğraşan Atalanta için “10 seneye kalmadan piyasadaki en hipster kulüp olacak…” deseler kimse inanmazdı buna herhalde. Geçtim 2010-11 sezonunu, ligi 13’üncü sırada tamamladıkları 2015-16 sezonu oynanırken Atalanta’nın 5 seneye kalmadan Şampiyonlar Ligi’nde yarı finalin kapısından döneceğini, Serie A’nın en skorer ve korkutucu takımı olacağını, Guardiola’nın onlarla oynamayı “dişçiye gitmeye” benzeteceğini veya küçük-orta ölçekli bütün takımlara rol model olacaklarını iddia eden birine de kimse normal gözle bakmazdı sanırım.

Elbette Gasperini… Ona şüphe yok ama Atalanta projesini sadece Gasperini’ye indirgemek, işin içindeki diğer profesyonellere biraz haksızlık etmekmiş gibi geliyor bana. En başta da aynı zamanda kulübün eski bir futbolcusu olan, başkan Percassi’ye. 1990-94 yılları arasında da sahibi olduğu Atalanta’yı 2010’da yani Serie B’deyken alıp hemen hemen hep doğru seçimler yaparak bugünlere getiren o çünkü. Sonrasında sportif direktörleri Giovanni Sartori’yi unutmamak lazım. 2014’ten bu yana bütün transferlerde o etkili. Saha içine gelecek olursak Atalanta’yı Atalanta yapan o bitmez tükenmez kondisyonun mimarı Fizyoloji ve Spor Bilimi Profesörü Jens Bangsbo’yu asla es geçemeyiz. Başarıda en az Gasperini kadar pay sahibi… Hatta kimilerince daha bile fazlası.

Fakat hepsinden öte mükemmel şekilde işleyen altyapılarını konuşmak şart. Bunun Percassi’yle de pek alakası yok çünkü 120.000 insanın yaşadığı Bergamo’ya konuşlu olmasına karşın Atalanta bu konuda yıllardır ülkenin en iyisi. 40’lı yıllarda temeli atılan bu altyapıdan Gaetano Scirea ve Donadoni gibi efsanelerden tut da Tacchinardi, Montolivo, Pazzini, Gabbiadini, Bonaventura diye giden onlarca futbolcu çıkmış ve çıkmaya da devam ediyor. Milan’a sattıkları Conti’yle Kessie, Bologna’daki Barrow ve İnter’deki Gagliardini, Juve-Milan yapıp dönen Caldara hep kendi ürünleri. Bu konudaki repütasyonları o kadar iyi ki 2017’de 10 maçlık Serie A tecrübesi bile bulunmayan 17’lik Bastoni’yi 31 milyon avroya İnter’e satmışlardı. Bu yaz ise bu durumun cılkını çıkardılar desek yeridir. Hemen hemen hiç formalarını giymemiş iki genci, Kulusevski ve Amad Diallo’yu acayip meblağlara Juventus ve Manchester United’a göndermeyi başardılar ki şunu da söylemek gerek, bu iki genç Gasperini’nin formasyonundan dolayı zaten Atalanta’da oynayabilecek tiplemeler değillerdi.

Altyapının bu başarısı, zaman zaman iyi bir jenerasyon yakalanmasına bağlanabilir ama değil. A takıma çıkardıkları onca oyuncuya rağmen son iki sezondur gençler liginde yine onlar şampiyon oluyor. Ayrıca sadece kendi içlerinden oyuncu çıkarmakla yetinmeyip dışarıdan da bolca yetenek ithal etmeyi ihmal etmiyorlar. 2016-17 ve 2017-18 sezonlarında gençler liginde şampiyon olan ve Zaniolo gibi bir süper starı da içinden çıkaran İnter U-19 takımından seçip beğendikleri Bettella ve Carraro adlı iki çocuğa gözlerini kırpmadan 12 milyon avro verebiliyorlar. Şu an Roma’da oynayan Mancini, İbanez, Cristante gibi futbolcular hep Atalanta’nın bu kotasından çıkma oyuncular mesela.

Demek istediğim şu aslında… Atalanta bu sezona kötü başlamış olabilir (ki geçen sezonki maç yükünden sonra ben bunu bekliyordum) fakat Sassuolo’yla birlikte İtalya’nın en sistematik, en disiplinli işleyen; en doğru yönetilen kulübü ve başarıları kesinlikle tesadüfi olmadığı gibi aslan payı onda olsa da sadece Gasperini’ye bağlanamaz. Zaten öyle olmaması da gerekir çünkü Gasperini bu takımın başında sonsuza kadar kalmayacak ve o gittiğinde onca emeğin çöp olmaması gerekir. Bunun için de maddi güç şart elbette ve geçen sezonlardaki başarılar kulübe bunun kapısını açtı. Bu yaz, göğüs sponsorluğunu İngiliz finans şirketi Plus500 alırken Intesa Sanpaolo adlı bir bankayla stadyumlarına 40 milyon avroluk bir yatırım yapması konusunda el sıkıştılar.

Transferlere bakıldığında da Atalanta’nın artık level atladığını görmek mümkün. Gasperini takımın başına geldiğinden beri istisnasız her yaz o sezon yıldızlaşan oyuncularından birini veya birkaçını satarlardı. Geçen sezonu Parma’da kiralık geçiren Kulusevski’yle “İngiltere’ye gitmek istiyorum” diye tutturan yedek bekleri Castagne’yi saymazsak bu yaz dişe dokunur kimseyi kaybetmediler. Üstüne de çok güzel transferler yaptılar: Pasalic’in bonservisi Chelsea’den alındı, defansa Juve’den satın alma opsiyonlu Romero kiralandı ve en önemlisi hücum hattı Miranchuk ve Lammers’le daha da güçlendirildi. “En önemlisi” diyorum çünkü şu adamlar geçen sezon PSG maçında kadrolarında olsa cevabını ömür boyu merak edeceğim “Acaba İliçiç oynasaydı sonuç farklı olur muydu?” sorusunu sormak zorunda kalmazdım belki.

Yalnız bir konuda hatalı davrandılar bence ve bu da başlarını ağrıtabilir. Şimdi Castagne hem sağ hem sol beki müthiş şekilde yedekleyebilen bir isimdi. Transfermarkt’a göre Atalanta kariyerinde 39 maçta sağ, 41 maçta sol kanat-bek olarak oynamış. Onun gidişiyle Gasperini’nin sisteminde en kilit nokta olan bek bölgeleri dımdızlak kaldı ve bana göre bu mevkilerin hakkını vermek kiralık getirilen Piccini ve Mojica’nın harcı değil. Daha üst düzey transferler yapılsaydı keşke. Gasperini; Depaoli ve altyapıdan yetişme Ruggeri’yle yine bir hokus pokus yaparsa bilemeyiz elbette.

Yazıyı Gasperini’nin sözleriyle bitirmek istiyorum. Malum, kötü başlangıç ve 5-0’lık Liverpool mağlubiyetinden sonra “Acaba bu sezon çuvallayacaklar mı?” sorusu sıkça sorulmaya başladı. İnter’le Milan’ın 10 senedir batırdığı yerde Atalanta çuvallasa ne olacak sanki, o da ayrı bir mevzu ama Gasperini güzel bir hatırlatmada bulundu: “Birkaç sezon önce İnter’e (7-1) ve geçen sezon City’ye (5-1) yenildikten sonra bu mağlubiyetlerden ders çıkarıp çözüm bulmayı başarmıştık. Umuyorum ki yine bulacağız…”