Sportif direktör seçiminin bir kulübü vezir de rezil de edebileceğinin en güzel örneğidir herhalde Roma. Sabatini’nin ilmek ilmek örerek kurduğu ve Şampiyonlar Ligi’nde yarı final gören kadroyu, Monchi yerle yeksan edip çöplerle doldurunca kabak Di Francesco’nun başına patlamış, işin sonundaysa kel sahtekar İspanya’ya topuklamıştı. Pallotta’ysa -nasıl olduysa artık- enkazı kaldırması için doğru sportif direktörü bulabildi: Torino’nun sabık sportif direktörü olan Gianluca Petrachi. Üstüne üstlük benim her fırsatta çok beğendiğimi dile getirdiğim Paulo Fonseca’ya hocalığı verdi ve 2018-2019 sezonunda yaşanan rezaletlerin üstüne bir sünger çekilmiş oldu.

Monchi ne kadar karavana salladıysa Petrachi’nin transferleri de bir o kadar iyiydi. Mkhitaryan, Smalling, Diawara, Veretout, Mancini, Pau Lopez… Fonseca da güzel bir takım kurup lige beklenenden çok iyi başladı ama sezon ortasına gelindiğinde takımın oyununda gözle görülür bir düşüş vardı ve bu sonuçlara yansımaya başlamıştı. Bunda sakatlıkların ve formsuzlukların payı büyüktü. Sonuç olarak devre arası transfer döneminde üç tane no-name genco daha takıma katıldı: Villar, Ibanez, Carles Perez. Bu transferler de problemin çözümü değillerdi ve kötü oyun devam etti. Fonseca’nın da sonu geldi diye düşünülürken Portekizli formasyon değişikliğine gidip 4-2-3-1’i bozarak 3-4-2-1’i geçiş yaptı ve takımın performansı acayip şekilde düzeldi.

Sonra Pallotta denen andavallı, klasik mallıklarından birine daha imza atarak Petrachi’yle papaz olmayı başardı. Tevatüre göre Petrachi, bonservissiz Pedro’yu almakta tereddüt eden Pallotta’yla sert bir şekilde tartışıyor ve ikili arasında köprüler atılıyor; Pallotta’nın mobbinge başvurmasıyla da görevinden istifa ediyor. Yerine de Galatasaray’da da kalecilik yapan Morgan De Sanctis getiriliyor…

İşte yaza böyle girdi Roma: Hemen her zamanki gibi kaotik. Fakat güzel şeyler de yaşanmadı değil… Uzunca zamandır konuşulan şey gerçek oldu ve Pallotta’dan nihayet kurtuldu kulüp. Yaklaşık 600 milyon avroya yine milyarder bir Amerikalı iş adamına, Dan Friedkin’e satıldı. Satış ağustos ortası gibi gerçekleştiğinden yeni başkanın nasıl bir yönetim sergileyeceğine dair herhangi bir fikir edinemedik ama yaptığı açıklamada Roma’ya yatırım yapacağını ve kulübü dünyanın en büyüklerinden biri haline getireceğinin sözünü verdi. Bekleyip göreceğiz ama vaadini gerçekleştirmesinin yolu pek tabii ki yeni stat projesini bir an önce başlatmasından geçiyor. (Bu arada unutmadan, sportif direktörlüğe Petrachi’yi geri getireceği söyleniyor.)

Transferlere gelince… Petrachi’nin koltuğuna mal olan Pedro ve İnter ya da Lazio’ya gideceği konuşulurken aradan sıyrılıp aldıkları Kumbulla dışında oldukça sönük şekilde geçti. Tabii bir de Real’den kiralanan Borja Mayoral var. Ama asıl mevzu Smalling’te yaşandı. Geçen yaz transferin son anlarında Mkhitaryan’la birlikte kiralanan Smalling, öyle top oynadı ki hem Fonseca’nın hem de taraftarın sevgilisi olmuştu. United’da oynayamayacağı gün gibi ortadayken Roma’ya temelli gelmesi bekleniyordu ama Arsenal, Mkhitaryan’ı ne kadar kolay bir şekilde bıraktıysa United, Smalling konusunda Roma’yı o kadar zorladı. Aslında bayağı komik bir olay.

Roma en başından beri 15 milyon avro civarında bir meblağ öneriyor ama United bunu azımsıyordu. Hatta büyük de gıcıklık yaptılar. Daha sezon bitmeden belki Avrupa Ligi’nde rakip oluruz diye Smalling’i geri çağırdılar İngiltere’ye. Sezonun bitmesiyle pazarlıklar başladı. İki kulüp de inadından vazgeçmedi. Sezon başladı ve Fonseca her basın toplantısında Smalling’e ne kadar ihtiyaç duyduğundan bahsetti. Öte tarafta da Smalling, Roma’ya dönmek istediğini açık açık söylüyordu. Transferin kapanmasına saatler ve dakikalar kala nihayet Roma transferi bitirdi. Peki kaça? 15 milyon avroya. United neden o kadar ayak diretti anlamak güç. Ha tabii günahlarını almayalım. Bir de madde ekletmişler anlaşmaya çünkü. Şayet Roma Şampiyonlar Ligi şampiyonu olursa, evet UEFA Şampiyonlar Ligi şampiyonu, United’a 5 milyon avro ödeyecek. Bana göre Avrupa’nın açık ara en komik kulübü bu Manchester United.

Gidenlere gelince… Neredeyse bir devlet kuşu kondu başlarına. Schick’i 27 milyon avroya satabildiler. Schick kötü oyuncu olduğu için demiyorum bunu ama ona ödedikleri 40 küsur milyon avronun üstüne çoktan soğuk su içmişlerdi bile. Yeni formasyonun kurbanları olan Cengiz ve Kluivert da satın alma opsiyonuyla kiralık gönderildiler. Tabii Cengiz’in durumunu sadece yeni formasyonla açıklamak mümkün değil. Değişiklikten önce de çok fazla sakatlanıyordu ve bir türlü ne ilk XI’e ne de Fonseca’nın gözüne girebilmişti. İki taraf için de hayırlısı bu oldu. Aynı şekilde müzmin sakat Perotti, yaşını başına alan ve yerini Spinazzola’ya bırakan Kolarov, facia performansıyla hatırlanacak Robin Olsen; Defrel, Gonalons, Florenzi (bence bu elde tutulmalıydı) kadro epey bir hafifledi.

Sadece tek bir hamle eksik kaldı. Allah’ın cezası milli maç arasında 9 ay önce olduğu üzere ikinci defa çapraz bağlarını koparan Zaniolo’nun yerine El Shaarawy gelecekti ama belgeleri yetiştiremediler ve iş yattı. Oyuncu şu an yanılmıyorsam İtalya’da ve antrenmanlara Roma tesislerinde çıkıyor. Ocakta da takıma katılacak ama büyük kayıp olduğu kesin. Çok şey sunabilirdi Roma hücumuna.

Fonseca kaldığı yerden, 3’lü savunmayla devam ediyor. Kumbulla ve Smalling’in gelmesiyle güzel de bir savunma hatları oldu. Şu dörtlüden seçilecek herhangi bir üçlü, insanın başını ağrıtmaz: Smalling, Mancini, Ibanez, Kumbulla. Yaz boyu elden çıkarmaya uğraştıkları ama Smalling’in gecikmesiyle ellerinde patlayan Juan Jesus’la Fazio da Avrupa Ligi ve kupa maçlarında forma bulacaklardır. Takımın en büyük problemi bence bekler. Spinazzola dışında ki o da çıtkırıldım, hiçbiri üst düzey olmayan dört oyuncuları daha var o mevkiler için: sakatlıklardan futbolu unutan Karsdrop, ne halt oynadığı belirsiz Santon ve Bruno Peres, bir de 18’lik Calafiori. Spinazzola gerçekten olağanüstü bir oyuncu bence ve bek olmasına rağmen takımın en büyük hücum silahlarından biri. Onu sola koydun diyelim, sağ tarafı ne yapacaksın? Çok büyük soru işareti. O yüzden keşke Florenzi’yi göndermeselerdi diyorum.

Orta sahada darlık çektikleri bir mevki ama Petrachi’nin Elche’den bulup geldiği Villar’da iş var. Veretout zaten demirbaş ve takımın metronomu. Diawara sık sakatlanmasa Veretout’yla çok iyi bir ikili oluşturabilir ama işte… O da ayrı bir cam adam. Cristante ise biraz daha toparlanmış gibi bu sezon; aynı geçen sezon sonuna doğru çuvallayan Pellegrini gibi.

Takımın ideal ileri üçlüsü Pedro-Mkhitaryan-Dzeko’dan oluşuyor ve oldukça elit bir üçlü bana kalırsa. Şimdiye kadar da bunu kanıtladılar. Dzeko değişik bir adam. Geçen yaz İnter’in bu yaz Juve’nin kapısından dönmesine rağmen en ufak bir konsantrasyon kaybı yaşamadan gollerini dizmeye devam ediyor ve piyasada kalan nadir pivot santrforlardan biri olduğu için çok kıymetli. Pedro’yu anlatmaya gerek yok, gelir gelmez uyum sağladı. Fakat Mkhitaryan’a ayrı bir parantez açmak gerek. Bence takımın en önemli futbolcusu. Deliler gibi asist yapıyor bir kere. Topu istediği anda istediği yere onun kadar güzel yollayan çok fazla oyuncu yoktur herhalde piyasada. Attığı goller de cabası. Zaniolo’nun yokluğunu şimdiye kadar pek de aramadılar o yüzden. Bir de Carles Perez’den bahsetmek lazım. Tarzını Cengiz’e çok benzettim. Eğer onun gibi sakatlık problemi de çekmezse büyük yetenek. Borja Mayoral’i ise henüz beğenemedim.

Kaleyi unutuyordum az kalsın. Fonseca ilk geldiğinde onun talebi olan ayağı iyi kaleci kontenjanından Pau Lopez alınmıştı ve başlarda epey de iyiydi ama sonradan o da iki sezonki Olsen gibi cortladı. Şimdi kale, kala kala 37’lik Mirante’ye kaldı. İyi oynuyor ama Pau Lopez’e verilen para zamanında keşke Cragno’ya yatırılsaydı… Neyse, Monchi’nin çaktığı kazıklara nazaran Lopez ne ki? Misal bak takımın en fazla kazanan ikinci (2023’e kadar yıllık €4,5m) futbolcusu Pastore’ye. Yine aylardır sakat yatıyor. Romalı olsam ve Ziyech alınabilecekken bu herifin tercih edildiğini hatırlasam kafayı yerdim galiba. (Totti’nin istifa sebeplerinden biridir ayrıca bu transfer.)